Teröristlerin Kur'an ayetlerini kendi zulümlerini haklı göstermek için okudukları bir dünya.הדתות נחטפו. שבו טרוריסטים מצטטים פסוקי קוראן כדי להצדיק פשעים מזוויעים.
Teröristlerin Kur'an ayetlerini kendi zulümlerini haklı göstermek için okudukları bir dünya.حيث تتم عمليات الاختطاف باسم الدين وحيث الإرهابيون يتلون آيات من القرآن لتبرير أعمالهم الوحشية.
Teröristlerin Kur'an ayetlerini kendi zulümlerini haklı göstermek için okudukları bir dünya.「汝の敵を愛せ 他者を裁くことなかれ」 というイエスの言葉と裏腹に
Ve bizim harika kuzey şehirlerimizde, aslında bizim de zulum uygulayıcılar olduğumuzu.그리고 우리가 oppressors 여기 우리의 아름 다운 북부 도시에 있었다.
Ve bizim harika kuzey şehirlerimizde, aslında bizim de zulum uygulayıcılar olduğumuzu.و طغاة هنا في المدن الرائعة الشمالية.
Ve eğer İsa bugün Amerika'da olsaydı, o beyaz adama gitmezdi. Beyaz adam zulmedendir.그리고 그 백인 남자에 될 것 이라면 예 수 여기 미국에서 오늘. 화이트는 억압 이다.
Ve eğer İsa bugün Amerika'da olsaydı, o beyaz adama gitmezdi. Beyaz adam zulmedendir. O, ezilenlere giderdi.Robin des bois était Malcolm. et ces enfants blancs seraient vont de pair.
Ve eğer İsa bugün Amerika'da olsaydı, o beyaz adama gitmezdi. Beyaz adam zulmedendir.وإذا كان المسيح هنا في أمريكا اليوم، لم يكن ليذهب لرجل أبيض. الرجل الأبيض هو الطاغية.
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethA fear'st zemřít? Hladomor je v tvé tváře, potřeb a útlaku starveth na tvé oči,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethA fear'st zomrieť? Hladomor je v tvojej tváre, potrieb a útlaku starveth na tvoje oči,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethDan fear'st mati? kelaparan di starveth pipi, Butuh dan penindasan Mu di mata-Mu,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethE fear'st a morire? carestia è nel tuo starveth guance, Need e l'oppressione ai tuoi occhi,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethEn fear'st om te sterven? hongersnood is in uw wangen, Need en onderdrukking starveth in uw ogen,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethÉs fear'st meghalni? éhség van a te arc, szüksége és az elnyomás starveth a szemed,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethEt fear'st à mourir? la famine est dans ta starveth joues, Need et l'oppression dans tes yeux,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethFear'st e morrer? fome está no teu rosto starveth Need, e opressão aos teus olhos,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starveth그리고 fear'st 죽는가? 기근은, 그대의 눈 그대의 뺨을 필요과 억압 starveth에
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethI fear'st umrzeć? głód jest w twoim starveth policzki, Need i ucisku w oczach twoich,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethIn fear'st umreti? lakota je v tvoji starveth lica, potrebujete in zatiranja v tvojih očeh,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethJa fear'st kuolla? nälänhätä on sinun posket, Puute ja sorto starveth vuonna silmäsi,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethOch fear'st att dö? hungersnöd är i ditt kinder, behov och förtryck starveth i dina ögon,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethOg fear'st at dø? hungersnød er i din kinder, nød og undertrykkelse starveth i dine øjne,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethŞi fear'st să moară? foamete este în starveth ta obraji, Aveti nevoie şi asuprire în ochii tăi,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethUnd fear'st zu sterben? Hunger ist in deiner Wangen, Need und Unterdrückung starveth in deinen Augen,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethVà fear'st để chết? Nạn đói là trong starveth má, Cần và áp bức ngươi trong mắt ngươi,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethY fear'st a morir? hambre que hay en tu starveth mejillas, la necesidad y la opresión en tus ojos,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethΚαι fear'st να πεθάνει; πείνα είναι σε μάγουλα, Ανάγκη και καταπίεση starveth σου στα μάτια σου,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethИ fear'st да умре? гладът е по бузите ти, Need и потисничество starveth в очите ти,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethИ fear'st умереть? Голод, в руке твоей starveth щеки, нужно и угнетения в глазах твоих,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethוגם fear'st למות? רעב הוא starveth עמך הלחיים, זקוק והדיכוי עיניך,
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starvethوfear'st أن يموت؟ المجاعة في starveth الخدين ، وتحتاج والقهر خاصتك في عينيك ،
Ve fear'st ölmek? kıtlık, seninki gözünde, senin yanakları, ihtiyacınız ve zulüm starveth軽蔑と物乞いが汝のバック時にハングアップする、世界では、なたの友人、また世界の法則ではありません。
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.Aby powstrzymać wielu przed tyranizowaniem jednego wymyśliliśmy pojęcia takie jak wolność osobista.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.En om te voorkomen dat het allen tegen één zou worden, vonden we concepten zoals individuele vrijheid uit.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.Hogy a sok ne nyomja el az egyet, olyan fogalmakkal álltunk elő, mint az egyéni szabadság.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.그리고 다수가 개인을 억압하는 것을 막기 위해 우리는 개인의 자유와 같은 개념을 만들었죠.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.Para que muitos não tiranizassem o indivíduo, criámos conceitos como liberdade individual.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.Și pentru a preveni majoritatea tiranizând individul, am creat concepte ca libertățile individuale.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.Y para prevenir la masa de tiranizar a uno, hemos desarrollado conceptos como la libertad del individuo.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.А за да предпазим единия от тиранията на многото, сме измислили понятия като индивидуалната свобода.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.Для того, щоб попередити тиранію однієї людини більшістю, ми ввели поняття "індивідуальна свобода".
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.И, чтобы защитить человека от тиранства толпы, мы придумали такие концепции, как свобода личности.
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.וכדי למנוע את עריצות הרבים על היחיד, יצרנו מושגים כמו חירות הפרט
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.و لتأمين الكثرة من استبداد الفرد الواحد ، و صلنا الى مفاهيم مثل حرية الفرد .
Ve onların birbirine zulmetmesini engellemek için, kişisel özgürlük kavramını çıkardık.個人の自由という概念などを生み出した そして、大きなグループに対応するためには
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.A padłszy na ziemię, usłyszał głos do siebie mówiący: Saulu! Saulu! przeczże mię prześladujesz?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.A padna na zem, uslyšel hlas řkoucí: Saule, Saule, proč mi se protivíš?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.a padnúc na zem počul hlas, ktorý mu hovoril: Saule, Saule, prečo ma prenasleduješ?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.e cadendo a terra udì una voce che gli diceva: «Saulo, Saulo, perché mi perseguiti?»
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.e, caindo por terra, ouviu uma voz que lhe dizia: Saulo, Saulo, por que me persegues?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.El a căzut la pămînt, şi a auzit un glas, care -i zicea: ,,Saule, Saule, pentruce Mă prigoneşti?``
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.Él cayó en tierra y oyó una voz que le decía: --Saulo, Saulo, ¿por qué me persigues
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.És õ leesvén a földre, halla szózatot, mely ezt mondja vala néki: Saul, Saul, mit kergetsz engem?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.Hij viel op de grond en hoorde een stem: "Saul, Saul, waarom vervolgt u Mij?"
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.Il tomba par terre, et il entendit une voix qui lui disait: Saul, Saul, pourquoi me persécutes-tu?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.In pade na zemljo in zasliši glas, da mu pravi: Savel, Savel, kaj me preganjaš?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.ja hän kaatui maahan ja kuuli äänen, joka sanoi hänelle: "Saul, Saul, miksi vainoat minua?"
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.땅에 엎드러져 들으매 소리 있어 가라사대 사울아 사울아 네가 어찌하여 나를 핍박하느냐 하시거늘
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.Người té xuống đất , và nghe có_tiếng phán cùng mình rằng : Hỡi_Sau - lơ , Sau-lơ , sao ngươi bắt_bớ ta ?
Yere yıkılan Saul, bir sesin kendisine, ‹‹Saul, Saul, neden bana zulmediyorsun?›› dediğini işitti.Người té xuống đất, và nghe có tiếng phán cùng mình rằng: Hỡi Sau-lơ, Sau-lơ, sao ngươi bắt bớ ta?