Maalesef, Bay Chen yolsuzluk yüzünden şu an hapiste. gülüşmelerΔυστυχώς ο κ. Τσεν βρίσκεται τώρα στη φυλακή για διαφθορά. (Γέλια)
Maalesef, Bay Chen yolsuzluk yüzünden şu an hapiste. gülüşmelerЗа жалост г-н Чен е сега в затвора за корупция. (Смях)
Maalesef, Bay Chen yolsuzluk yüzünden şu an hapiste. gülüşmelerК сожалению, г-н Чэнь сейчас в тюрьме по причине коррупции. (Смех)
Maalesef, Bay Chen yolsuzluk yüzünden şu an hapiste. gülüşmelerלצערנו מר צ'ן נמצא עכשיו בכלא בגלל שחיתות. (צחוק)
Maalesef, Bay Chen yolsuzluk yüzünden şu an hapiste. gülüşmelerلسوء الحظ ، فإن السيد تشين الآن في السجن لتهم تتعلق بالفساد المالي (ضحك)
Maalesef, Bay Chen yolsuzluk yüzünden şu an hapiste. gülüşmeler(笑) それにしても 海宝はとても親しみがもてます
Neden? Çünkü bu, vekillerin yolsuzluklarının suş teşkil etmesi anlamına gelecek.Mert ez szükségessé tenné, hogy kriminalizáljuk a képviselők korrupcióját.
Neden? Çünkü bu, vekillerin yolsuzluklarının suş teşkil etmesi anlamına gelecek.Parce que ça pousserait nécessairement à criminaliser la corruption des députés.
Neden? Çünkü bu, vekillerin yolsuzluklarının suş teşkil etmesi anlamına gelecek.Pentru că ar face necesară criminalizarea corupției deputaților.
Neden? Çünkü bu, vekillerin yolsuzluklarının suş teşkil etmesi anlamına gelecek.Protože že by si to vyžádalo postihovat korupci poslanců.
Neden? Çünkü bu, vekillerin yolsuzluklarının suş teşkil etmesi anlamına gelecek.Γιατί; Επειδή θα έκανε αναγκαίο να ποινικοποιηθεί η διαφθορά των εκπροσώπων.
Neden? Çünkü bu, vekillerin yolsuzluklarının suş teşkil etmesi anlamına gelecek.Понеже това ще направи необходимо да се криминализира корупцията на депутатите.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Bueno, esta mañana hablaré sobre corrupción.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Danes bom govoril o vprašanju korupcije.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Deze morgen heb ik het over het corruptievraagstuk.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Dnes chcem hovoriť o korupcii.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Dnes dopoledne budu mluvit o korupci.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Esta manhã vou falar sobre a questão da corrupção.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Heute Morgen spreche ich über Korruption.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Idag ska jag tala om ämnet korruption.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.오늘 아침에는 부패에 대해 이야기해보고자 합니다.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.OK, în această dimineață voi vorbi despre corupție.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Ok, stamattina parlerò del problema della corruzione.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Poruszę dziś kwestię korupcji. Poruszę dziś kwestię korupcji.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Vâng, hôm nay tôi sẽ bàn về vấn đề tham nhũng.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Λοιπόν, σήμερα θα μιλήσω για το ζήτημα της διαφθοράς.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.И така, тази сутрин ще говоря по темата за корупцията.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Итак, сегодня я буду говорить о коррупции.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.Отож, цього ранку я говоритиму про корупцію.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.הבוקר אני מדבר על בעיית השחיתות.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.حسنا، هذا الصباح سوف أتكلم فيما يتعلق بمسألة الفساد.
Pekala, bu sabah yolsuzluk sorusu üzerine konuşuyorum.汚職問題についてです 汚職とは 自身の利益のために
PERFORMANS DENETİMİ veyolsuzluk şüpheleri hakkında Avrupa YolsuzluklaBolivšetkypríjmovéavýdavkové transakcie usku-točnenév súlade sovšetkýmipríslušnýmipravidlamianariadeniami?
PERFORMANS DENETİMİ veyolsuzluk şüpheleri hakkında Avrupa YolsuzluklaREVIZIJO SMOTRNOSTI POSLOVANJA r a prikateri preverja,alijebilofinančno upravljanje sredstev EU racionalno.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Când reprezentantul poliției vorbește la TV despre criminalitate, nu vorbește despre corupție.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Cuando el comisionado de la policía sale en TV para hablar de la delincuencia, no habla de corrupción.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Když policejní vyšetřovatel mluví v televizi o zločinu, nemluví o korupci.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Keď Policajný komisár hovorí v televízii o kriminalite, korupciu nespomína.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Khi Ủy viên Cảnh sát xuất hiện trên TV để nói về tội phạm, ông không nói về tham nhũng.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Kiedy policjant mówi w telewizji o przestępstwach, nie wspomina o korupcji.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Ko se na televiziji pojavi policijski komisar, da bi govoril o kriminalu, ne govori o korupciji.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.När en polischef uttalar sig om brott på TV går han inte in på korruption.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Quando il commissario di polizia va in televisione a parlare di crimine, non parla di corruzione.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Quando o Comissário da Polícia vem à televisão falar sobre criminalidade, não se está a referir à corrupção.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.경찰청장이 TV에 나와서 범죄에 대해 이야기할때 부패에 대해 이야기하진 않습니다.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Wanneer de politiecommissaris het op tv heeft over misdaad, heeft hij het niet over corruptie.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Wenn der Polizeipräsident im Fernsehen über Verbrechen spricht, spricht er nicht über Korruption.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Когато полицейският комисар говори по телевизията относно престъпността, той не говори за корупцията.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Когда на телевидении комиссар полиции говорит о преступлениях, он не говорит о коррупции.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.Коли комісар поліції приходить на ТБ, щоб говорити про злочини, Він не говорить про корупцію.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.כשמפקח המשטרה מופיע בטלוויזיה ומדבר על הפשיעה, הוא לא מדבר על השחיתות.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.عندما يأتي "مفوض من الشرطة" على شاشة التلفزيون للحديث عن الجريمة، و هو لا يتحدث عن الفساد.
Polis komiseri gelip de televizyonda suçla ilgili konuştuğunda,, yolsuzluktan bahsetmiyor.汚職は話題にしません ましてや 国防大臣でも 犯罪には言及しても
Şarkının sözlerinde ise insanları yolsuzluk ve adaletsizlikle mücadele etmeye çağırıyordu.Cuando la libertad de expresión enfrenta represión y opresión.
Tipik bir felaket hikayesi: hastalık, yolsuzluk, fakirlik.Een typisch rampverhaal: ziekte, corruptie, armoede.
Tipik bir felaket hikayesi: hastalık, yolsuzluk, fakirlik.Eine typische Desaster-Geschichte: Krankheiten, Korruption, Armut.
Tipik bir felaket hikayesi: hastalık, yolsuzluk, fakirlik.전형적인 재난 이야기: 질병, 부패, 그리고 빈곤.
Tipik bir felaket hikayesi: hastalık, yolsuzluk, fakirlik.Một câu chuyện thảm kịch tiêu biểu: bệnh tật, tham nhũng, đói nghèo
Tipik bir felaket hikayesi: hastalık, yolsuzluk, fakirlik.O poveste tipică despre dezastru: boală, corupţie, sărăcie.
Tipik bir felaket hikayesi: hastalık, yolsuzluk, fakirlik.Tipica storia catastrofica: malattia, corruzione, povertà.