Kendisi de defalarca söylemişti ki eğer canını da verirse bu yolda adım atacaktır.Також вона йому дуже вдячна за те, що він колись, ризикуючи власним життям, заступився за неї.
Altının bir kısmı yolda terkedilmek zorunda kalmıştı.Багато возів з обозу довелося кинути тут же.
Mareşal Konev telefonda şöyle diyordu, "Endişeye gerek yok Yoldaş Stalin.Маршал Жуков написав у своїх спогадах: «З цього бою не повернувся і комкор М. Г. Хацкілевич.
Yoldan kazanç, kuvvetten kayıp vardır.З втратою столиці відбувається програш.
Yolda giderken silahlı saldırıya uğrar.Застрелений по дорозі на мітинг.
Yolda birçok macera yaşarlar.На шляху їх чекає чимало дивовижних пригод.
Çünkü araç bazı kazalarda yoldan çıkarak devrilmişti.Завдяки цьому машина стала легко переносити роботу на поганих дорогах.
Yolda Sabretooth onlara saldırır.На шляху до Тризуба на них нападають Дикі.
Tam beş saattir yoldayız, ama hala Vize ve kalesi gerimizde görünüyor.Він перебуває в дорозі близько п'яти годин, враховуючи прикордонно-митний контроль.
Yarısı, yolda; geriye kalanların büyük bir bölümü de Sibirya'da ölür.Лише один з них повернувся додому живим, інші померли в Сибіру.
Ali Çavuş Atatürk’ün can yoldaşım dediği bir kişi haline gelmiştir.Маркос — справжнє ім’я одного з загиблих друзів субкоманданде.
Kaçınılmaz zafer: Trene henüz katılmamış olanlar, kesin zafere giden yolda gidenlere katılmaya çağrılır.Як засвідчує практика, далеко не всі кандидати, вступаючи в передвиборну боротьбу, орієнтовані на перемогу.
Nice yoldaşımız şehadet şerbetinden içti.Старший син виголошує перший тост.
Yarı yolda pes etmeyin.Не здавайся на півдорозі.
Bu yoldaki ilk gelişme transistörlerin gelişiyle başladı.První takové zlepšení přišlo s příchodem tranzistoru.
Bir bir açılırken göğe, son def'a yarıştık; Allâh’a giden yolda meleklerle karıştık.Pro svou pýchu však se postavil proti němu a Bůh jej srazil z nebe i s anděly, kteří jej následovali.
Yolda bir eşek bulup, elbiselerimizi sırtına yükledik ve yola devam ettik."I své kvítí i své hloží odnesli jsme na soud Boží, pokoj máme v tomto hrobě, Bůh ho jednou dej i Tobě.
Yolda birçok macera yaşarlar.Na své cestě zažívá různá dobrodružství.
Yolda başlarına kötü olaylar icra eder.Cestou se mu ale stávají samé nepříjemné věci.
İki yolda yaklaşık 2 saat sürer.Cesta trvá přibližně dvě hodiny.
Büyük olasılıkla, üç yoldaş, yerliler tarafından öldürüşmüştü.Všech jejich deset členů bylo zabito domorodci.
Bu yolda ölmek canına minnettir..."Znal svůj chtíč zemřít…“.
Daha farklı bir yoldan yürüyoruz." demiştir.Je snad nějaká jiná cesta?".
Bu gelişmeler, "Arjantin - Brezilya Savaşı"na giden yolda en önemli sebeplerdi.Podrobnější informace naleznete v článku Argentinsko-brazilská válka.
Yolda filmi 2005 yılında Harvard Üniversitesi Sinemateki'ne kabul edildi.Podzimní kurz v roce 2005 byl natočen, aby byl k dispozici studentům v rámci Harvard Extension School.
Düzgün patika yoldan tepeye çıkacakların yanlarına su almaları önerilir.Courek by byl radši, kdyby voda přišla k nim.
Ya yarı yoldayken feneri söndürürsen ne olacak?’ der.Proč neprojde její ocas?“ Kam jde světlo žárovky, když se zhasne?
Altuntaş, savaşta aldığı yaralar sebebiyle yolda öldü.Na těžká zranění utržená v bitvě zemřel.
Ford, Kuzey Amerika pazarında Focus'un gelişimini farklı bir yoldan ilerletti.O podobném modelu určeném pro americký trh pojednává článek Ford Focus (USA).
Stanley'in üç yakın arkadaşı da yolda ölmüştü.Tři sestry ze skupiny cestou zemřely.
Bu yolda enflasyon (enflasyon oranı) büyük öneme sahiptir.Zdá se mi, že evangelium touto cestou něco důležitého ztrácí.
Virüsler akciğere birkaç farklı yoldan ulaşabilir.Viry se do plic mohou dostat řadou různých cest.
Fransız Devrimi kıvılcımı bu yoldaki ilk önemli ve radikal bir karardı.Francouzská revoluce znamenala radikální a definitivní ukončení vzestupu.
Eşi Ser Wesley yolda ölür.Cestou však umírá profesor Foster.
Bu yardımlar yolda herhangi bir yere yerleştirilebilir.Na cestu lze nastoupit v kterémkoliv bodě.
Tam beş saattir yoldayız, ama hala Vize ve kalesi gerimizde görünüyor.AZ Tower se ční nad Brnem pět let, nahlédli jsme do luxusu na vrcholu. iDNES.cz .
Bilginin temeline bu yolda deney konulur.Základem moci je zde odbornost.
Şehirden ayrıldıktan sonra yolda öldürüldü.Po opuštění rozhlasu byl ale na ulici zabit.
Kesilen kafası Balkanlarda yolda bulunan orduya gönderildi.Byl poslán na inspekční cestu po Balkánu.
Aynı köprüye ikinci bir yoldan ulaşım için ise E5 otoyolunu kullanmak gereklidir.Od této křižovatky dále je po dálnici současně vedena i evropská silnice E65.
Kendisi de defalarca söylemişti ki eğer canını da verirse bu yolda adım atacaktır.Ta zopakovala, že když jí to usnadní pomstu, tak do toho jde.
Yoldan geçenleri gözlüyordu.Dávej si pozor na přechodech.
Zümrüdüanka Yoldaşlığı serinin en uzun kitabıdır.Bouře mečů je prozatím nejdelší kniha ze série.
Miles, yolda fısıltılar duyar.Cestou slyšel řinčení.
Bu yolda vermişiz seri...Vedle sebe šli jsme dálnou poutí...
Mahalleye iki adet yoldan ulaşım imkânı vardır.Do osady lze se dostat dvěma cestami.
Yolda Laius ile karşılaşır ve savaşarak onu öldürür.Cestou potká Apophise a ten jej zabije.
Tur otobüsü buzlu yolda kayıp takla atmış, Burton da otobüsün camından fırlayıp altında kalmıştı.Burton byl při smyku vyhozen z horního lůžka oknem a autobus se na něho záhy převrátil.
15 Mayıs'ta, üç yoldaşı ile idama mahkum edildi.Dne 15. května 1948 byl, společně se třemi druhy, odsouzen k trestu smrti.
Mareşal Konev telefonda şöyle diyordu, "Endişeye gerek yok Yoldaş Stalin.Konev scria: "Nu trebuie să vă îngrijorați, tovarășe Stalin.
Sirius-B kızıl dev aşamasını geçirdiği sıralarda yoldaşı Sirius-A’nın metalliğini zenginleştirebilmiştir.În timp ce a trecut prin faza de gigant roșu, Sirius B posibil a îmbogățit metalicitatea companionului său.
Jeju’ya giderlerken yolda aşırı derecede bitkin düşmüş olan Leydi Han ölür.În drum spre insula Jeju, epuizată, doamna Han moare.
Bu antibiyotikler çoğu kez intravenöz yoldan (damar içine) verilir ve kombinasyon halinde kullanılırlar.Aceste antibiotice sunt administrate adesea intravenos și utilizate în combinație.
İnsanları yoldan çıkartırlar, bazı kimseleri delirtirler.Se împerecheau cu oamenii și dădeau naștere unor corcituri.
Güneyde bulunan yoldan Oltu ilçesine, kuzeyde bulunan yoldan Şenkaya ilçesine bağlanmaktadır.Scare se află pe latura de est și duce către o intrare aflată tot pe latura sudică.
Momotarō yolda bir köpek, bir maymun ve bir sülün ile tanışıp arkadaş olur.Pe drum, Momotaro se împrietenește cu un câine, o maimuță și un fazan.
Virüsler akciğere birkaç farklı yoldan ulaşabilir.Virusurile pot ajunge la plămâni pe diverse căi.
C4b ve C2a o zaman birlikte C3-konvertazı şekillendirmek için klasik yolda olduğu gibi bağlar.C4b și C2a se unesc apoi pentru a forma convertaza-C3, ca și în calea clasică.
Baron, "Bu yolda ilerlemek için dualar ettim.Tânărul baron spune: „Este o cale pe care m-am rugat să o urmez.
Marsis'e iki farklı yoldan erişilebilir.Din Algeria spre Tunisia se putea pătrunde pe două drumuri.