‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.A uno diede cinque talenti, a un altro due, a un altro uno, a ciascuno secondo la sua capacità, e partì
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.A uno dio cinco talentos, a otro dos, y a otro, uno. A cada uno dio conforme a su capacidad y se fue lejos
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.Chủ đó cho người nầy năm ta-lâng, người kia hai, người khác một, tùy theo tài mỗi người; đoạn, chủ lên đường.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.I dal jednomu pět hřiven, jinému pak dvě, a jinému jednu, každému podle možnosti jeho, i odšel hned.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.Il donna cinq talents à l`un, deux à l`autre, et un au troisième, à chacun selon sa capacité, et il partit.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.in dá enemu pet talentov, drugemu pa dva, a drugemu enega, vsakemu po njegovi zmožnosti; in odpotuje.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı."각각 그 재능대로 하나에게는 금 다섯 달란트를, 하나에게는 두 달란트를, 하나에게는 한 달란트를 주고 떠났더니"
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.Unuia i -a dat cinci talanţi, altuia doi, şi altuia unul: fiecăruia după puterea lui; şi a plecat.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.и одному дал он пять талантов, другому два, иномуодин, каждому по его силе; и тотчас отправился.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.і одному дав пять талантів, другому два, иншому ж один, кожному по його сназі, та й відїхав зараз.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.На един даде пет таланта, на друг два, на трети един, на всеки според способността му; и тръгна.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.ויתן לזה חמש ככרים ולזה שתים ולזה אחת לכל איש ואיש כפי ערכו וימהר ויסע משם׃
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.فاعطى واحدا خمس وزنات وآخر وزنتين وآخر وزنة. كل واحد على قدر طاقته. وسافر للوقت.
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.按 著 各 人 的 才 幹 、 給 他 們 銀 子 . 一 個 給 了 五 千 、 一 個 給 了 二 千 、 一 個 給 了 一 千 . 就 往 外 國 去 了
‹‹Adam, her birinin yeteneğine göre, birine beş, birine iki, birine de bir talant vererek yola çıktı.按 著 各 人 的 才幹 、 給他們銀子.一 個給 了 五千 、 一 個給 了 二千 、 一 個給 了 一千 . 就 往外 國 去了
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.A tak oni będąc odprawieni, przyszli do Antyjochyi, a zgromadziwszy mnóstwo, oddali list.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.A tak oni súc prepustení prišli dolu do Antiochie a shromaždiac množstvo podali list.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Azok annakokáért elbocsáttatván, elmenének Antiókhiába; és egybegyûjtvén a sokaságot, átadák a levelet.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Da diese abgefertigt waren, kamen sie gen Antiochien und versammelten die Menge und überantworteten den Brief.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Da nu disse var sendt avsted, kom de til Antiokia, og de samlet hele menigheten og gav dem brevet.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Ei deci, şi-au luat rămas bun dela Biserică, şi s'au dus la Antiohia, unde au dat epistola mulţimii adunate.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Então eles, tendo-se despedido, desceram a Antioquia e, havendo reunido a assembléia, entregaram a carta.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Essi allora, congedatisi, discesero ad Antiochia e riunita la comunità consegnarono la lettera
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.저희가 작별하고 안디옥에 내려가 무리를 모은 후에 편지를 전하니
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Poslanci so torej, ko so jih bili odpravili, prišli v Antiohijo; pa zbero množico in izroče pismo.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Så lod man dem da fare, og de kom ned til Antiokia og forsamlede Mængden og overgave Brevet.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Tedy oni propuštěni jsouce, přišli do Antiochie, a shromáždivše množství, dali jim list.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Vậy , khi các người đó đã từ_giã Hội_thánh , xuống thành An-ti-ốt , nhóm hết_thảy anh_em lại và trao thơ cho .
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Vậy, khi các người đó đã từ giã Hội thánh, xuống thành An-ti-ốt, nhóm hết thảy anh em lại và trao thơ cho.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Ουτοι μεν λοιπον απολυθεντες ηλθον εις Αντιοχειαν, και συναξαντες το πληθος ενεχειρησαν την επιστολην.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Итак, отправленные пришли в Антиохию и, собрав людей, вручили письмо.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.И те, като го прочетоха, зарадваха се за успокоението що им даваше.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.Послані ж прийшли в Антиохию і, зібравши громаду, подали посланнє.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.וישלחו האנשים ויבאו אל אנטיוכיא ויקהילו את העם ויתנו להם את האגרת׃
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.فهؤلاء لما أطلقوا جاءوا الى انطاكية وجمعوا الجمهور ودفعوا الرسالة.
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.他 們 既 奉 了 差 遣 、 就 下 安 提 阿 去 、 聚 集 眾 人 、 交 付 書 信
Adamlar böylece yola koyulup Antakyaya gittiler. Topluluğu bir araya getirerek onlara mektubu verdiler.他 們既 奉 了 差遣 、 就 下 安提阿 去 、 聚集眾人 、 交付 書信
Afganistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya oradan da ABD'ye ulaşan uyuşturucu ticareti.아프가니스탄에서 흘러나와 유럽을 거쳐 미국까지 흘러들어가는 마취제나 아편들의 이동입니다.
Afganistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya oradan da ABD'ye ulaşan uyuşturucu ticareti.Opium komt uit Afghanistan via Europa naar de Verenigde Staten.
Afganistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya oradan da ABD'ye ulaşan uyuşturucu ticareti.Это контрабанда из Афганистана через Европу в США.
Afganistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya oradan da ABD'ye ulaşan uyuşturucu ticareti.על ידי העברת סמים, אופיום, שכאן מגיעים מאפגניסטן דרך אירופה לתוך ארצות-הברית.
Afganistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya oradan da ABD'ye ulaşan uyuşturucu ticareti.بحركة المخدرات، والأفيون، والذى يُجلب من أفغانستان مرورا بأوروبا وصولا للولايات المتحدة.
Afganistan'dan yola çıkarak Avrupa'ya oradan da ABD'ye ulaşan uyuşturucu ticareti.アフガニスタンを起点に 欧州を経由し アメリカに至ります アフガニスタンを起点に 欧州を経由し アメリカに至ります アンデス山脈北部産の
Afrika kıtasından yola çıkarak dünyanın diğer yerlerine yerleştiler.Afrika und besiedelte den Rest der Welt.
Afrika kıtasından yola çıkarak dünyanın diğer yerlerine yerleştiler.아프리카대륙을 떠나 밖으로 나가 세계의 다른곳으로 이주했습니다.
Afrika kıtasından yola çıkarak dünyanın diğer yerlerine yerleştiler.עזבו את אפריקה ויצאו ליישב את שאר העולם.
Afrika kıtasından yola çıkarak dünyanın diğer yerlerine yerleştiler.أفريقيا ليعمروا باقي العالم
Afrika kıtasından yola çıkarak dünyanın diğer yerlerine yerleştiler.共通の先祖は 何年前に生きていたのか?
Ahmet'in 06:15'te evde olabilmesi için bundan 39 dakika önce yani saat 05:36'da yola çıkması gerekiyor.Takže toto je 6:15. A to je čas, kdy musí být Chris doma. A teď víme, že cesta domů zabere 39 minut.
Akşam 7'de başlıyor. Hemen yola çıkalım.Het begint om 7 uur.
Akşam 7'de başlıyor. Hemen yola çıkalım..זה מתחיל ב-7 .אנו צריכים ללכת
Akşam 7'de başlıyor. Hemen yola çıkalım.العرض سيبدأ في الـ 7 الليلة سنتحدث عنها
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Als Al Gore aufbrach, um die Welt erneut zu verändern, hat er das nicht allein getan.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Así que cuando Al Gore trató de cambiar el mundo nuevamente no lo hizo por sí solo.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Când Al Gore a pornit să schimbe lumea din nou, nu a făcut-o singur.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Így amikor Al Gore elindult, hogy újra megváltoztassa a világot, nem egyedül tette.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Keď sa teda Al Gore vybral, aby opäť zmenil svet, neurobil tak sám.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Kiedy Al Gore postanowił po raz kolejny zmienić świat, nie był sam.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.그래서 앨고어는 다시 세상을 바꾸겠다고 나섰을 때 혼자 하지 않았습니다.
Al Gore dünyayı değiştirmek üzere yola çıktığında bunu tek başına yapmadı.Maka ketika Al Gore ingin mengubah dunia lagi, dia tidak sendiri.