Kongre bu ek maddeyi geçerli yasalarla yürürlüğe sokmada yetkilidir.”Η επιβολή του νόμου ακολουθεί αυστηρά αυτό το περιστατικό."
Kazak yetkililer, daha sonra bu rakamı 3000'e yükseltti.Παρ’όλα αυτά ο Ραζή-Κότσικας κατέβαλε 3.000 γρόσια για την συγκεκριμένη εκστρατεία.
Yargılama yetkisi mahkemeler tarafından kullanılmaktadır.Η δικαστική εξουσία εφαρμόζεται από τις δικαστικές αρχές.
Yakında, Sejm kralın yetkilerini ciddi ciddi sınırlamaya başladı.Snart begyndte Sejmen alvorligt at begrænse kongens beføjelser.
Wang, kendi yetkilerini Liu Ying'in reşit olduğu zaman bırakacağına söz verdi.Wang lovede at træde tilbage og overdrage kontrollen til Liu Ying, når han var tillräckligt gammal.
Her bir nom, nomark adı verilen bir yetkilinin yönetimindeydi.Hver nome blev regeret af en nomark.
Ayrıca Çin Komünist Partisi'nin elinde tuttuğu siyasal ve toplumsal yetkiler hakkında endişe duyuyorlardı.De var oprørte over den sociale og politiske kontrol som det kinesiske kommunistparti stadig opretholdt.
Nihayet 1986'da, Vietnam yetkililerin gözetimi altında, Küba'da eğitimini sürdürmesine izin verildi.I 1986 fik Phúc dog tilladelse af regeringen til at fortsætte sine studier i Cuba.
Hareket yetkisi ve diğer sinyaller sürücü kabininde gösterilir.Kørselstilladelser og andre signaler bliver vist i førerumssignalet for lokomotivføreren.
Yasama yetkisi hem hükümet hem de parlamentoya aittir.Lovgivende magt er overdraget til både regeringen og parlamentet.
Hatta bu yetkileri hukuki alanlardan daha fazlaydı.Jurisdiktion var langt mere tidskrævende end lovgivning.
ABD ve Mısırlı yetkililer aracılığı üstlendiler .Også Iraks og Egyptens regeringer godkendte forslagene.
Böylece müteakkip trene bu noktaya kadar bir hareket yetkisi verilebilir.Det efterfølgende tog kan allerede få kørselstilladelse frem til dette punkt.
Speer birkaç Nazi yetkilisi ile beraber gözaltı merkezlerine götürüldü ve sorguya çekildi.Speer blev forhørt i adskillige interneringscentre for nazister.
Almanya, mecburi askerliği kaldırıyor, en çok 100 bin kişilik bir ordu bulundurmak yetkisine sahip oluyordu.Fredsaftalen forpligtede Tyskland til at afskaffe almindelig værnepligt og højst have en hær på 100.000 mand.
Kaza nedeniyle şehrin yetkilileri konseri iptal ettiler.Koncerten afbrydes dog af politiet.
İyiden iyiye gözdağı verince, Kral Jeongjong Yi Bang-won'u olası varis olarak yetkilendirerek tahttan çekildi.Under dette pres genindsatte kong Jeongjong Yi Bang-won som arving, og valgte der efter at abdicere.
Aynı zamanda Biafra hükümet yetkililerinin evine baskın yapıpı arama yaptığını söylüyordu.Biafra siger, at regeringen ulovligt ransagede hans hjem ved den lejlighed.
Karşı istihbarat soruşturmaları, yasal yetkiler çerçevesinde FBI ile yakın işbirliği içinde yürütülmektedir.Enheden har sammenfaldende jurisdiktion med FBI i sager om narkotika.
Onlar komando geleceğinin yetkilerini olusturan 18 Fransız’dı.Af de franske divisioner var 18 bemandet med frivillige fra kolonierne.
Bölgenin yetkisini İsrail'den geçici Filistin otoritesine bırakan ilkelere karar verildi.Det etablerede et ambition om at overføre autoritet fra Israel til en midlertidig palæstinsk autoritet.
Bu yetki başka makamlara da devredilebilir.Ordenen kan også tildeles afdelinger.
Sözü edilen yetki ve yetkilerin yukarıda belirtilen amaçlar için varsayımı, Almanya'nın ilhakını etkilemez.Overtagelse, med de overnnævnte formål, af de omtalte bemyndigelser indebærer ikke en annektering af Tyskland.
Ülkedeki yargı yetkisi Yargıtay'a aittir.Den dømmende myndighed skulle være hos domstolene i selve landet.
Faullü hareketin sertliğine göre hakemin sarı veya kırmızı kart gösterme yetkisi vardır.Ved grovere regelbrud idømmes spillerne gule eller røde kort.
Yetkililer Kuzey Irak'ta Aswad cinayeti ile ilgisi olan 4 kişiyi tutuklamıştır.Myndigheder i det nordlige Irak anholdt fire personer i forbindelse med drabet.
Türkiye'de yargı yetkisi bağımsız mahkemeler ve yüksek yargı organları tarafından kullanılır.Retsstaten opretholdes gennem magtadskillelsen og de uafhængige domstole.
Bire bir İsviçre kulübü yetkilileriyle görüştüm.Det havnede i en svensk privatsamling.
Bu hatanın ardından federasyon yetkilileri madalyaları toplatarak, yeniden takımlara takdim etti.Efterfølgende har IOC imidlertid med tilbagevirkende kraft tildelt guldmedaljer til holdet.
Yasama yetkisi ise KKTC Cumhuriyet Meclisi'ne aittir.Knesset er Israels lovgivende forsamling.
Yürütme yetkisi hükümet tarafından uygulanır.Udøvende magt er udøvet af regeringen.
Bu anayasa ile kralın yetkilerini azaltıyordu.Det svækkede selvsagt kongens magt.
Verdiği oylarla bize bu yetkiyi vermedi.Det er ikke forklaret i spillene hvor hun har opnået disse evner.
Mezarlık, şehir yetkilileri tarafından iki ayda bir temizletilir.Men kommunen kvaltes inden for to måneder.
İsrailli yetkililer bağları tekrar onarmak istediklerini belirtti fakat özür dilenmeyeceğini vurguladılar .Foreningen søgt igen kommunen om hjælp til reparation m.m., men fik igen afslag.
Bunların siyasî yetkileri de vardı.De havde også en begrænset politimyndighed.
Onlar da eski yetkilerini geri istemişti.Byen fik sine gamle privilegier bekræftet.
Avrupa Parlamentosunun yetkisinin artırılmasını desteklemektedir.Den nye grundlov udvidede parlamentets myndighed.
Yeni yasa hükümete büyük çiftliklerin ekim yapılmayan bölümlerini kamulaştırma yetkisi vermekteydi.Den nye lov gav regeringen ret til at ekspropriere ikke-opdyrkede arealer under store plantageejere.
Ancak hiçbir yetkili resmi bir açıklamada bulunmamıştır.Ingen officielle myndigheder fandt nogen løsning.
Yetkililerden hiç kimse gelmeyince ceset 6 saat bekletildi.Der blev ikke taget referat af disse private møder, som varede i alt 6 timer.
Nedić, savaştan sonra, Yugoslav komünist yetkililer tarafından hapse atıldı.Efter krigen anholdte de Jugoslaviske kommunister ham.
1934 Nisan'ında Heinrich Himmler tarafından Reinhard Heydrich ve Heinrich Muller'e yetki verilerek kuruldu.I april 1934 blev Reinhard Heydrich udnævnt til chef og i 1939 efterfulgtes Heydrich af Heinrich Müller.
Bu anayasada devlet başkanı olağanüstü yetkilerle donatılmıştır.Ifølge grundloven har præsidenten stor magt.
Başbakanın tüm yetkileri yardımcısı Maliye Bakanı Ehud Olmert'e devredildi.Regeringsmagten overføres til fungerende premierminister Ehud Olmert.
Aforozu gerektiren suç, muhakkak cezayı kaldırmaya yetkin bir piskopos ya da papaz tarafından affedilmeli.Biskoppen ville give ham forladelse, hvis han ville bøde stort til kirke og biskop.
Çalışmaları yetkililer tarafından onaylanmadı ve kovulmakla tehdit edildi.Klagede de, blev de truet med deportation.
Sokrates ve Platon'a göre felsefenin ana gayesi, insanın mutluluğu ve yetkin hayatının teminidir.Lige siden Platon havde filosoffer ment, at det gode og det sande var den højeste menneskelige etik.
Hükümet yetkilileri olaylarda ölümlerin arkasındaki kişilerin idam edileceğini açıkladı.Beboere har fortalt, at de ansvarlige myndigheder har løjet for dem ved møderne.
Aslında ölüm Prensesi'nin de yetkilerinin bir sınırı olduğu anlaşılır.Dog bør trykkefriheden også have sin grænse.
Gruplar arasındaki anlaşmazlıklar yetkili kişiler tarafından çözülecektir.Ulovlige foreninger kan opløses ved domstolene.
Pasaport, yabancı ülkelere gidecek olanlara yetkili kuruluşça verilen belgedir.En arbejdstilladelse er en tilladelse der gives til statsborgere der skal arbejde i et fremmed land.
Ayrıca devlet yetkilileri güvenlik gerekçesiyle projeyi geçici olarak durdurmuştur.Statlige tjenestemenn stanset også midlertidig prosjektet på grunn av sikkerhetshensyn.
Imperium bir magistraya askeri bir güce komuta etme yetkisi veriyordu.Imperium ga en magistrat autoritet til å kommandere en militær enhet.
Ayrıca Çin Komünist Partisi'nin elinde tuttuğu siyasal ve toplumsal yetkiler hakkında endişe duyuyorlardı.Det var bekymring over den sosiale og politiske kontroll som Kinas kommunistparti fremdeles hadde.
Krala ait yetki ve gücü tam olarak üstlenmeden önce yerine getirilmesi gereken iki şey daha vardı.To andre handlinger måtte gjøres unna før han ble gitt full kongelig autoritet og makt.
Cumhurbaşkanı, yasal olarak geniş yetkilere sahiptir.Presidenten har brede fullmakter.
Zengibar'ın temsilci meclisinin birlik hakkında olmayan konular dışındaki tüm alanlarda yetkisi bulunmaktadır.Zanzibars representantenes hus har bestemmelsesrett over alle saker som ikke har med unionen å gjøre.
Uçakta pek çok üst düzey yetkili olmak üzere toplam 96 kişi bulunduğu resmi olarak açıklanmıştır.Ifølge offisielle kilder var det totalt 96 personer ombord.
Bu birliklere kendi mahkemelerini oluşturma gibi yetkiler dahi verilmişti.De fikk etablere egne tribunaler.