Tom yetersiz eğitimliydi.Tom is poorly educated.
Herhangi birimiz bunun farkında olmadan yetersiz beslenmeye maruz kalabilir!Any one of us could suffer from malnutrition without being aware of it!
Herhangi birimiz bunu bilmeden yetersiz beslenmeye maruz kalabilir!Any one of us could suffer from malnutrition without knowing it!
Herhangi birimiz yetersiz beslenmeye maruz kalabilir ve bunu bilmeyebilir.Any of us could suffer from malnutrition and not know it!
Almanca bilgim yetersiz.My knowledge of German is insufficient.
1964 ve 1966 yılında ödül kategorisini desteklemek için yetersiz aday vardı.In the 1964 and 1966 awards there were insufficient nominations made to support the category.
1950'lerde, gıda arzı yetersizdi ve yaşam standardı genel olarak düşüktü.In the 1950s, food supply was inadequate and the standard of living was generally low.
1935 yılında yazılmış bir EPR kağıdı, bu açıklamanın yetersiz olduğunu göstermeyi amaçlamıştır.The EPR paper, written in 1935, was intended to illustrate that this explanation is inadequate.
Ayrıca, yetersiz çalışanlar veya serbest çalışanlar olarak da tanımlanabilirler.They may also be described as underemployed or freelance workers.
Aslında, onların bazı algısal düzen ‘kuralları’ bugün, belirsiz ve yetersiz gibi geliyor.Indeed, some of their "laws" of perceptual organisation today sound vague and inadequate.
Azami yükselme açısı olan 45° yetersiz kalıyordu.The maximum elevation angle of 45° was considered insufficient.
TC, ayriyeten de yetersiz ortodoksi ve Sufilerle işbirliğiyle de suçlanıyor.TJ have also been accused of insufficient orthodoxy and association with Sufis.
Bu gerçek olsaydı doğal seleksiyon yetersiz beyinleri olan insanları elerdi.If this were true, the process of natural selection would have eliminated the inefficient brains.
Fakat Sovyet pilot eğitimleri fazlasıyla yetersizdi.As a result, Soviet pilot training was extremely poor.
İkinci Dünya Savaşı sırasında Bermuda'da giyimde yetersizlik vardı.During the Second World War there was a shortage of clothing in Bermuda.
Bugüne kadar, bu radyasyon kuşaklarının çoğu yetersiz olarak haritalandırılmıştır.To date, most of these radiation belts have been poorly mapped.
Onlar sayısal sistemlerin sayısal operasyonları karşılaştırmak için yetersiz olabilirler.They can be inefficient for numeric operations as compared to numeric systems.
Eğitim ve sağlık hizmetleri yetersizdir.Education and health are inadequate.
Fransa baştan yardım sözü vermiş olsa da yardım geç geldi ve yetersiz kaldı.France promised aid, but it came late and was insufficient.
Çünkü mühimmat yetersizdi.Ammunition was scarce.
Yetersiz toprağa ve az oranda tatlı suya sahiptir ve toprakları tarım için uygun değildir.It has poor soil and little fresh water, and is unsuitable for agriculture.
Bunda, yörenin tabii su kaynakları bakımından çok yetersiz olması da etkendir.Water is strong against fire, but will be weak against earth.
VPİ'nin kendisi, volkanik püskürmelerin atmosferik etkilerini tanımlamak için yetersizdir.The VEI itself is inadequate for describing the atmospheric effects of volcanic eruptions.
Savaş sırasında Yugoslavya Krallığı yetersiz savunma yapıyordu.During World War II the Kingdom of Yugoslavia put up a very inadequate defense.
Ayrıca, deri oksijen yetersizliğinden dolayı mavi renk (morarma) alabilir.The skin may also be blue tinged because of lack of oxygen.
ML-20 nin ana eksikliği ağırlığı ve hareket yetersizliğiydi.The main shortcomings of the ML-20 were its weight and limited mobility.
Ancak bu yetersiz bir tanımlamadır.This is not an adequate description.
Fakat arkadaşlarının bu destekleri veremden muzdarip Mimi'ye yardım için yetersizdir.This almost fails, until his parents volunteer to help.
Araştırmaların sonucu yetersizdir.Research alone is insufficient.
Ayrıca diğer 18 kişinin delil yetersizliğinden beraatine karar verildi.The court acquitted the remaining 18 defendants due to insufficient evidence.
Ancak 3 Mart 1891'de delil yetersizliğinden serbest bırakılmıştır.He was discharged from court for lack of evidence on 3 March 1891.
Bu süreç skalar altı MİB'de işin özünde bulunan bir yetersizliği ortaya çıkarmaktadır.The Funeral Rule prohibits specific misrepresentations in six areas.
Ancak 2010'daki bütçe bu amacı gerçekleştirmek için yetersizdi.However, as of 2010, the amount requested was insufficient to reach this goal by 2011.
Elde oftalmoskopi, önemli ve tedavi edilebilir diyabetik retinopatiyi ekarte etmek için yetersizdir.Hand-held ophthalmoscopy is insufficient to rule out significant and treatable diabetic retinopathy.
Kısmen serbest elektron modeli metaller için iyiyken, ametaller için yetersiz kalır.The nearly free electron model works well for metals, but poorly for non-metals.
Yapılan soruşturma daha sonra delil yetersizliğinden dolayı kapatılır.The case was later dropped due to insufficient evidence.
Ancak zihinsel yetersizliği, fiziksel gücünün önüne geçerek Lennie'yi de güçsüz kılar.Since they cannot do so, the real danger of Lennie's mental handicap comes to the fore.
Cemaatlerinin ve bölgelerinin olumlu gelişimi için yönetme yetersizliklerini göster.You showed your countrymen how to do good.
Yetersiz ışıklandırma.Unstructured Light.
Agnozi, duyusal bilgiyi işleme yetersizliğidir.Agnosia is the inability to process sensory information.
Çünkü ona göre bu ceza yetersizdir.This, she says, will be punishment enough.
Fakat bu sefer ilaçlar yetersiz kalıyordu.This time he took up medicine.
Uygulamaya neden olarak ise yurt genelindeki sandık alanlarının yetersiz olması gösterildi.The testing soon showed that its handling qualities in terrain were unacceptably poor.
Bundan dolayı eğitim imkânları yetersiz kalmaktadır.Education Facilities are not sufficient here.
Ancak üniversite yönetimi mali kaynak yetersizliğinden takımın faaliyetini durdurmuştur.However, his administration ended with the College still facing numerous financial weaknesses.
Ancak ödenek yetersizliği nedeniyle amacına ulaşamadı.Unfortunately, it fails to meet the objectives due to lack of time.
Bezalel 1929 yılında, finansman yetersizliği nedeniyle kapandı ama 1935 yılında tekrar açıldı.In 1929 the department closed due to lack of funds, but was able to re-open in 1936.
Mali yetersizlikler nedeniyle daha sonra kapandı.It was later shut down due to lack of funding.
Ancak bunların tamamına yakının yol ve koruma hizmetleri yoktur veya yetersizdir.His people have all become idle in his service, and will not assist him.
Homolog rekombinasyonda yetersizlik insanlarda kanser oluşumu ile bağlantılı olduğu görülmüştür.Deficiencies in homologous recombination have been strongly linked to cancer formation in humans.
Justinianus, zalim, rüşvet alan, müsrif ve yetersiz şekilde değerlendirilmiştir.Justinian is portrayed as cruel, venal, prodigal, and incompetent.
İçme suyu vardır fakat yetersizdir.The water is potable but unpalatable.
Çok az sayıda rapor insanlarda E vitamini yetersizliğini bildirmektedir.In addition, some on the scene reported an inadequate number of ambulances.
Ancak, bu ilişkilendirmelere ait kanıtlar yetersizdir.Evidence for these associations, however, is poor.
Buna rağmen ücretler yetersizdi.But revenues were still inadequate.
Hastane personel olarak yetersiz oluşu atıl vaziyette çalışmasına yol açmaktadır.The ship also has disaster relief capabilities because it can operate as a hospital.
Ama İbrahim Paşa yetersiz deliller sebebiyle sürgün edilemedi.Patil is released due to lack of evidence.
2 yıl cezaevinde kaldı, delil yetersizliğinden beraat etti.He spent six months in jail until he could prove his innocence.
Sonunda küçük kız yetersiz beslenmeden ölür.A little girl is mortally ill.
Diğer problem ise modellerin hız değişimini açıklamakta yetersiz olmasıydı.A related problem is the inability of his models to explain why planets appear to change speed.