Yeterince vakit yoktu.Czasu było niewiele.
Belki de yeterince “ekonomik” değil diye görünüyordu.Może oznaczać "mało znaczący", "taki sobie".
Çünkü yeterince ilerleme şansı bulamamışlardı.Zdolności tej nie posiadało wiele zaawansowanych gadów.
Eğer diziler yeterince birbirine benziyorsa lokal ve global hizalama sonuçları arasında bir fark olmaz.W przypadku sekwencji dostatecznie podobnych, rezultaty dopasowań globalnego i lokalnego są takie same.
Eğer yeterince egsersiz yaptırılabiliyorsa apartmanda yaşayabilir.Mogą być trzymane w mieszkaniu, jeśli jest ono dostatecznie duże.
Çerçeve yeterince iyiydi ancak içinin doldurulması gerekiyordu."Szkielet całości był wystarczająco dobry, lecz wymagał uzupełnienia.
Yeterince tokatladığına inanınca da usturaları bu hale niçin getirdiğimi sordu.Na pytanie, dlaczego poćwiartował zwłoki, odpowiadał, że chciał je wynieść w kawałkach.
(Nasıl hissediyorsunuz) Sufiĉe bone. = Yeterince iyi."Czuję, że czuję się dobrze" (sł. i muz.
Yeterince pişirilince zehiri geçer: Yanlış.Ciasto na makaron należy cienko rozwałkować (na grubość ok.
Tam olarak ne görev yaptığı konusunda yeterince bilgi yoktur.Nie wiadomo, na czym dokładnie polegały tam jego obowiązki.
Bunların sebebi köyde yeterince kişi olmamasıdır.Problem w tym, że w jej mieście nie ma ich zbyt wiele...
Ama deneyler onların arasından fark edilmek için yeterince kesin değildi.W eksperymencie jednak dobrane były tak, aby nie różniły się między sobą.
Sığır besiciliği yeterince gelişmemiştir.Zatoka żylna gadów jest słabo rozwinięta.
Ancak, yeterince kanıt toplamadan Londra'ya döndü.Po powrocie do Londynu, zrealizował szereg filmów dokumentalnych.
Anne babası onu diğer çocuklarına tercih etmiş, ona yeterince şevkat göstermemişti.Ojciec poświęcał mu całą swoją uwagę, zaniedbując inne dzieci.
Fakat şirket yeterince başarılı olamadı.Firma jednak nie odniosła sukcesu na rynku.
Bu durumdan etkilenmiş organlar yeterince kan almazlar.Naczynia krwionośne nie biorą aktywnego udziału w transportowaniu krwi.
Bununla birlikte antikorlar yeterince spesifik değildirler.Kołakowcy nie wyróżniali się niczym szczególnym.
Sovyet otoriteleri ulaşım altyapısı ve hizmetleri için artan talebi yeterince karşılayamadı.Rząd radziecki nie radził sobie z rosnącymi wymaganiami w stosunku do usług transportowych i infrastruktury.
Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.All tillräckligt avancerad teknologi är omöjlig att särskilja från magi.
Bu fikrin ilgi yaratmak için yeterince alışılmadık olduğunu biliyordum ...Jag visste att idén var tillräckligt ovanlig för att väcka intresse...
Eğer bunlar yeterince büyük ise sağlık uzmanı, kişiyi muayene ederken onları görebilir.Om dessa är tillräckligt stora kan sjukvårdspersonal lägga märke till dem vid undersökning av personen.
(Nasıl hissediyorsunuz) Sufiĉe bone. = Yeterince iyi.Han är en bra kille \ Han mår fint.)
Bundan dolayı alt yapı yeterince gelişmemiştir.Anläggningen utvecklades därför inte vidare.
Orijinalleri artık eskisi gibi yeterince ünlü değildir.Dessa är dock inte lika populära som originalet.
Eğer yeterince zamanı varsa bazen sörf de yapar.Om skoliosen tilltar kan det ibland behövas operation.
Bir canlı hücredeki tepkimelerin neredeyse tamamı yeterince hızlı olabilmek için enzimlere gerek duyar.Nästan alla processer inom den biologiska cellen behöver enzymer för att fortgå med tillräckliga hastigheter.
Yeterince vakit yoktu.Men tiden var ännu ej mogen.
Dünya çocuklar için yeterince korkunç bir yer.Temat var lekmiljö för barn.
Ne de duyu terimi yeterince kesindir.Inte heller platsen för företeelsen är säker.
Belki de yeterince “ekonomik” değil diye görünüyordu.Hon har annars beskrivits som mycket ekonomisk.
Son derece ağır Alman tankları, bu çamur koşullarında yeterince uygun manevra yapamadı.Dessutom var den finska terrängen inte särskilt väl lämpad för den här typen av stridsvagnar.
Yeterince parası olmadığı için bilet alamadığı ortaya çıkmıştı.Den fick inga uppföljare på grund av bristande biljettintäkter.
Deniz ineklerinin yaşam şekilleri ve davranışları hakkında yeterince bilgi yoktur.Det är inte så mycket känt om sjökornas levnadssätt och sociala beteende.
Li Po sandaldaydı, yeterince içmişti.Hugh Priest sitter i en bar och har druckit alldeles för mycket.
Ordu henüz yeterince iyi örgütlenemişti.Industriområdet är ännu inte fullt utnyttjat.
Dedim ki: Mükâfat ve cezanın büyüklüğü yeterince nasıl bilinecek?På så sätt visste man exakt hur mycket skatt de skulle betala.
Saçlar yeterinceye kadar beklemiş, sonra köleyi Milet'e göndermiştir.De flyttade tillsammans till Ålesund men kort tid efter blev han lönnmördad av Milorg.
Ancak elde yeterince ihtiyat birliği bulunmamaktadır.Tillgängliga resurser räcker inte till.
Yeterince gelişmiş bir teknoloji, büyüden ayırt edilemez.Будь-яку досить розвинену технологію неможливо відрізнити від магії.
Yeterince problemimiz var.Назрівають проблеми.
Nil satis nisi optimum (Latince: "Sadece en iyi yeterince iyidir") Latince bir deyiştir.Девіз латиною «Nil Satis Nisi Optimum» перекладається як «Тільки найкраще достатньо добре»..
Yeterince hidrojen iyonize edilemedi.Гідропотенціал країни використовується недостатньо.
Yeterince vakit yoktu.Однак часу не залишилося.
Bununla birlikte antikorlar yeterince spesifik değildirler.Антиквари вважають їх не особливо цінними.
Çinko kasa yeterince inceltildiğinde, çinko klorür pilden sızmaya başlar.Коли розріджено досить цинку цинкового контейнера, хлорид цинку з батареї починає потрапляти назовні.
1960'lı yıllardan beri gölü yeterince besleyememektedir.Протягом декількох років річці не вдалося досягти озера.
Ancak potansiyeli yeterince değerlendirilememektedir.Проте ймовірності результатів оцінювати важко.
Saçlar yeterinceye kadar beklemiş, sonra köleyi Milet'e göndermiştir.Головні герої стали рабами, та після численних пригод повертаються до Геліуму.
Bunların sebebi köyde yeterince kişi olmamasıdır.А все через те, що в селі не жили заможні особи.
Yoksa yaşamak için yeterince güçlü olamayacaktır.Бо інакше він не зможе відновити свої сили.
Bunun üzerine Chuck, eğer insanın yeterince kötü görünürse dilediği gibi hareket edebileceğini keşfeder.Зокрема, вона легко вбиває людей, якщо вважає це за потрібне.
Eğer akım yeterince yüksekse, kas kasılmalarına, kalp çarpıntılarına ve doku yanmalarına neden olabilir.Якщо струм є досить високим, то це викликає скорочення м'язів, аритмію серця та опіки тканин.
Ancak yeterince ön hazırlık yapılmadığından plan başarısız oldu.Проте далі втілити первісний проект не вдалось.
Ukrayna'dan yeterince destekte alamıyorlardı.В Україні широкого поширення не набула.
Bu durumda kasaba insanı sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamaktadır.В цей час населення Бодакви мало можливість користатися послугами лікаря.
Fakat enformasyonlar yeterince ayrıntılı değildi, daha ayrıntılı hale getirilmeleri gerekiyordu.Вони не лише повинні були продовжувати розрахунки, а й бути дуже точними.
Bu bira yeterince soğuk değil.Це пиво недостатньо холодне.
Yeterince uzun değilsin.Ти недостатньо висока.
Tom yeterince hızlı değil.Том недостатньо швидкий.