Aynı şekilde yetenekleri ve oyun görüşleri de bu aralıktadır.Noțiunile de demonstrație și de axiomă apar în această perioadă.
Ender bir yetenek olup olmadığı belli değildir.Nu se știe precis dacă are rating.
Zaten ondaki yeteneği yarışmada da görmüştüm.În cadrul acestui concurs a primit mențiune.
Zela yalnızca müzikte değil tiyatro ve resimde de oldukça yetenekli bir öğrenciydi.Nu era talentată doar la muzică, ci și la artă și teatru.
Amino asitler ikincil yapı elemanları oluşturma yetenekleri bakımından çeşitlilik gösterir.Aminoacizii au un comportament diferit vis-a-vis de posibilitatea formării structurii secundare.
Oldukça yeteneklidir.Este foarte talentată.
Yazısı güzel ve bilhassa yazı istifi hususundaki çok yetenekliydi.Era foarte înțelept, și foarte lăudat pentru abilitatea sa de a scrie.
Davis genç ve yetenekli bir savaşçıdır.Pitt ca un polițist tânăr și încăpățânat.
Bireyin kişisel yeteneklerini geliştirmek.Dezvoltarea abilităților lor creative.
Etik açısından özgürlük ise bireyin iyi ve kötüyü birbirinden ayırt edebilme yeteneğine sahip olmasıdır.Drumul pe care îl urmează oamenii le aparține, aceștia având puterea să distingă între bine și rău.
Ayrıca Hollywood'un genç yetenekleri arasında gösterilmektedir.Este cunoscută printre celebritățile de la Hollywood.
Yani kendini değiştirebilme yeteneğine sahiptir.Are o abilitate specială de a-și schimba atributul.
Sezgilere yeteneğe ve hayal gücüne dayalıdır.Este mai degrabă un teren al creativității și imaginației.
Bu yetenek hayvanlar arasında çok nadirdir.Lupta între aceste animale este un lucru foarte rar întâlnit.
Carausius morosus ve bazı kın kantlılar) renk görme yeteneği yoktur.Din punct de vedere a culorii penajului nu se poate observa un dimorfism sexual.
Churchill tankının kalın zırhı ve iyi arazi sürüş yeteneği vardı.Tancul Churchill avea performanțe bune de deplasare pe terenuri accidentate și era foarte încăpător.
O harika bir profesyonel. yeteneklerini tartışmaya gerek yok.Excelentă idee, numai că nu avea calificarea necesară.
Her sınıf eşsiz yeteneklere ve silahlara sahiptir.Fiecare clasă are abilități și beneficii unice.
Fakat herkes benim yetenekli olduğumu söylüyor.Toată lumea spunea că sunt rușinoasă.
Ancak hâla yeteneklerini gösterememişti.Poate încă are abilități pe care nu și le-a arătat.
İnsanların ne yapacaklarını ve güdülerini tahmin etme yeteneğine sahiptir.E treaba lor ce fac și ce înclinații sexuale au.
Zaten kendisi çok büyük bir yetenek benden daha iyi olacağına inanıyorum.Măcar apreciați-mă că sunt mai creativ de atât.
Her gün yarışmacılar yeteneklerini sergiledikten sonra jüri bir karara varır.După ce concurenții au terminat de gătit fiecare jurat a gustat din dish-ul lor.
Eğer abisini bulabilmek istiyorsa bu yeteneklerini kontrol etmeyi öğrenmek zorundadır.Acesta se împrietenește cu Mare și o învață să-și controleze puterile.
Mübarek, kutlu ayrıca yetenekli, bilgili demektir.Meșteșug Meșteșugul înseamnă deopotrivă meserie, profesiune, dar și pricepere, îndemânare, abilitate, talent.
Görünüşüne rağmen Urahara oldukça yetenekli bir dövüşçüdür.Deși pare greu de crezut acest deșeu, are un potențial energetic imens.
Başka bir deyişle bir elementin birleşme yeteneğinin ölçüsüdür.Valența este puterea de combinare a unui element.
Onun yeteneğine her türlü güveniyorum.Am toată încrederea în capacitatea sa.
Onun yeteneğini değerlendirmek zordur.Capacitatea lui este greu de valorificat.
O ellisinden sonra resim yapma yeteneğini geliştirdi.El și-a dezvoltat abilitatea de a picta după vârsta de cincizeci de ani.
Tom'un doğal bir yeteneği var.Tom are un talent natural.
Hinokitiol bir çinko iyonoforudur ve bu yeteneğin viral replikasyonu inhibe ettiğine inanılmaktadır.Hinokitiol-ul este un ionofor de zinc și se crede că această capacitate inhibă replicarea virală.
Sonunda Nathan'ın da yeteneği olduğu öğrenilir ve o da kaçmaya başlar.Miután fény derül arra hogy Nathannak is van képessége menekülnie kell.
Babası Tournai'de doğmuştu ve çiçek resimleri çizmeye yetenekliydi.Édesapja Tournaiban született, tehetséges virágfestő volt.
Jakob’un ölümünden sonra bu kıskançlık kendi yetenekli oğlu Daniel için devam etti.Jakob halála után Johann féltékenysége egyre inkább saját tehetséges fia, Daniel felé tolódott el.
Smokescreen: Genç, tecrübesiz ama yetenekli bir Autobot'tur.Smokescreen: Egy fiatal és tapasztalatlan autobot.
Aynı zamanda düşünceleri okuyabilme yeteneğine sahip (bella hariç).Különleges képessége, hogy tud olvasni mások gondolataiban (kivéve Belláéban).
Anında geri bildirim gönderme yeteneği.Ezt a képességét hamar képes újratölteni.
Herhangi bir hayvana dönüşme yeteneğine sahiptir.Bármilyen természetes állattá képes átváltozni.
Gerçekte ise beyinde hasar görüp bir yetenek kaybına yol açmayacak bir bölge yoktur.Ehelyett szinte nincs olyan területe az agynak, amelynek a károsodása ne okozna képességvesztést.
Sıfır-gün koruması, sıfır gün kullanımlarına karşı koruma sağlama yeteneğidir.A nulladik napi védelem (zero-day protection) a nulladik napi támadások elleni védekezés képessége.
Bu doğuştan var olan ya da gelen bir yetenektir.Ez a képesség egy született adottságuk.
Keisuke, Mazda RX-7 FD3S sürmektedir ve ağabeyinden sonra takımın ikinci yetenekli sürücüsüdür.Egy Mazda FD3S RX-7-et vezet, ügyes vezető, csak a testvére miatt a második.
Yetenek kullanmak için mana gereklidir.A játék használatához Nen képességek szükségesek.
Böylece yeteneği keşfedilmiş oldu.Itt fedezték fel tehetségét.
1975 yılında verdiği bir röportajda Minnelli için: "Liza'nın her tarafından yetenek akıyor.1975-ben ezt mondta róla: „Liza igazi tehetség.
Herhangi bir özel yeteneği yoktur.Különleges képességgel nem rendelkezik.
Yetenekli bir müzisyen ve şövalye olduğu düşünülürdü.Hamar nyilvánvalóvá vált, hogy tehetséges zenész és előadó.
Sığırcığın taklitçilik yeteneği çok uzun zamandan beri tanınmaktadır.A seregélyek hangutánzó képességét régóta ismeri az ember.
Teleskobik görüş: Bu yeteneği uzak mesafeleri yakınlaştırıp görmesini sağlar.A maszk képessége, hogy rá tud közelíteni távoli dolgokra.
Avrupa futbolunun en büyük genç yeteneklerinden biri olarak görülmektedir.Európa legtehetségesebb fiatal labdarúgói közt tartják számon.
Bu komuta yeteneksizliği nedeniyle serdarlıktan azledildi.Ezek miatt tehetetlenségre lett ítélve.
Bu inanılmaz bir yetenektir."Ragyogó tehetséged van!”
Açgözlü avcı: Alt etmeler, yeteneklerle iyileşmeni sağlar.Gyógyítás: Kövér Buu képes bárkit meggyógyítani, ha úgy dönt.
Hocalarımın hepsi "Senin yeteneklerin çok farklı.Linda: „Különleges adottságaim vannak.
Salondaki seyirciler yeteneklere oy verirler.A győztest a nézői szavaztok döntik el.
Bazı yetenekleriyle Davis'e benzer.Sokan Axel Witselhez hasonlítják tehetségét.
Her bir sınıf oyuncuya çeşitli saldırı, büyü ve/veya pasif yetenekler verir.Minden osztály különböző támadást, varázslatokat és passzív hatásokat ad a játékosnak.
Fakat yeryüzünde bu yeteneği ya da beceriyi elde edebilmiş insanlar çok nadirdir.Nagyon ritkák az olyan egyének, akik tökéletesen birtokolják e képességet.
Önceleri yetenekli bir ressamdır.Eredetileg képzett régész volt.