Yaşlı birine yerini verdi.She gave her seat to a senior citizen.
Yerimi yaşlı bayana verdim.I gave my seat to the old lady.
Yerinde olsam, onun nasihatını dinlerim.If I were you, I'd follow his advice.
Yerinde olsam, o tür bir şey yapmam.If I were you, I wouldn't do that kind of thing.
Lütfen yerine otur.Please sit down.
Herkes o yeri seviyor.Everyone loves that place.
İşten sonra akşam yemeği yerim.I eat dinner after work.
Genellikle çok yerim.I usually eat a lot.
Onlar iş yerine bir otomat kurdular.They installed a vending machine at work.
Sık sık çiğ balık yeriz.We often eat raw fish.
Onun yerine kitaplar okumalısın.You ought to read books instead.
Onu yorumlarda yazma yerine onu eklemiş olabilirsin.You might have added it instead of writing it in comments.
Benim yerime o adam olabilsem.If I could be that guy instead of me.
Ben sınıfta yemek yerim.I eat in the classroom.
Benim canım çalışmak istemiyor. Onun yerine bir sinemaya gitmeye ne dersin?I don't feel like working. How about going to a movie instead?
O, iş yerinde çıkmaza girdi.He got bogged down at work.
Keyfin yerinde mi?Are you in a good mood?
Cinayet yeri korkunç bir manzaraydı.The murder scene was a grisly sight.
Biz burada yeriz.We eat here.
Elektrikli trenler uçakların yerini aldı.The electric trains have taken the place of airplanes.
Kendi çocuklarından birine sahip olmak yerine bir çocuk evlat edinmeye karar verdiler.They decided to adopt a child rather than having one of their own.
Polis olay yerini kordon altına aldı.Police cordoned off the crime scene.
Onun yüzüne tokat atmak yerine, ona tükürdü ve aşağılayarak uzaklaştı.Instead of slapping him in the face, she spit in it, and walked contemptuously away.
Araba kazası olay yeri korkunç bir manzaraydı.The scene of the car accident was a horrifying sight.
İş arkadaşlarım ben hastayken benim yerimi doldurdular.My colleague filled in for me while I was sick.
Onlar kaza yerine koştular.They hurried to the scene of the accident.
Bütün erkekler görevlerini yerine getirdi.All men have fullfilled their duty.
Yemek için yaşamam ama yaşamak için yerim.I do not live to eat, but eat to live.
Onun yerinde olmak istemem.I wouldn't like to be in her shoes.
Bir boksörün nakavt edildikten on dakika sonra bilinci yerine geldi.A boxer regained his consciousness ten minutes after he was knocked-out.
Genellikle akşam yemeğinden sonra tatlı yerim.I usually have dessert after dinner.
Bu, iş yerinde ortalama bir gündür.It's an average day at work.
İki yataklık yerimiz var.We have space for two beds.
Seni aptal yerine koymak zor mu?Is it hard to fool you?
Bazı şirketlerin resepsiyonda resepsiyonist yerine korumaları var.Some companies have guards at the front desk instead of receptionists.
Koşucu yerin içindeki deliğin üzerinden zıpladı.The runner jumped over the hole in the ground.
Beşe kadar iş yerinden ayrılamam.I can't leave work until five o'clock.
Maalesef dileklerim yerine getirilmeyecek.I'm afraid that my wishes will not be fulfilled.
Niçin benim yerime onu destekledin?Why did you side with him instead of me?
Neden benim yerime onun tarafını tuttun?Why did you side with him instead of me?
O, babasına verdiği sözü yerine getiremedi.He couldn't fulfill the promise he made to his father.
Eğer bir yeri gerçekten bilmek istiyorsan sık gidilen yere gitmek zorundasın.If you really want to get to know a place you have to go off the beaten track.
Televizyon seyretmek yerine, dışarıya çıkıp biraz temiz hava al.Go out and breathe some fresh air instead of watching TV.
Televizyon izlemek yerine dışarı çık ve biraz temiz hava al.Go out and breathe some fresh air instead of watching TV.
TV izlemek yerine dışarı çık ve biraz temiz hava al .Go out and get some fresh air instead of watching TV.
Saat beşte seni senin yerinden almaya geleceğim.I'll come at five to pick you up at your place.
Onun bugün keyfi yerinde.She's in a good mood today.
Senin yerinde olsam oraya gitmem.I wouldn't go there if I were you.
Bu yerin kuzeyinde bir yol var.North of this place there is a road.
Onlar düğünlerinin tarihine ve yerine karar verdi.They decided on the date and location of their wedding.
Sadece onu değiştirmek yerine, neden durumunu gerçekten düşünmüyorsun?Why don't you actually consider your situation instead of just chancing it?
Onların gidecek yeri yoktu.They had no place to go.
Onlar Dünyanın her yerinde yarıştılar.They competed all over the world.
ABD'nin her yerinde köleliği yasaklamak istediler.They wanted to ban slavery everywhere in the United States.
Yeni askerler kısa sürede savaşta kaybedenlerin yerini alacaklardı.New soldiers would soon take the place of those lost in battle.
Traktörler atların ve katırların yerini aldı.Tractors replaced horses and mules.
İş yerinde uzun bir günden sonra onun ayakları yorgundu.Her feet were tired after a long day at work.
Rönesans ile skolastik düşünce yerini pozitif düşünceye bırakmıştır.With Renaissance, scholastic ideas gave place to positive ideas.
Onun yerine ne zaman gitsem, o çalışıyordu.Every time I went to his place, he was studying.
Neyse ki tedavi zararlı yerine sadece etkisizdi.Luckily, the treatment was only ineffective instead of harmful.