Dışarıdayken yedim.Ho già mangiato fuori.
Dışarıdayken yedim.Ich habe draußen schon gegessen.
Dışarıdayken yedim.Ik heb al buiten gegeten.
Dışarıdayken yedim.Jag har redan ätit ute.
Dışarıdayken yedim.J'ai déjà mangé.
Dışarıdayken yedim.Saya sudah makan.
Dışarıdayken yedim.Zjadłam na mieście.
Dışarıdayken yedim.Έφαγα ήδη έξω.
Dışarıdayken yedim.Я уже поела.
Dışarıdayken yedim.سبق أن أكلت
Dışarıdayken yedim.あらまぁ
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaIch flog zurück und aß zu Abend mit dem Premierminister des Kosovo und sagte zu ihm:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaIk vloog terug en ging uit eten met de premier van Kosovo en zei tegen hem:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaJ'ai pris l'avion et j'ai diné avec le premier ministre du Kosovo, et je lui ai dit,
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve ona코소보로 돌아가 코소보 총리와 저녁 식사를 하며 이렇게 제안했죠.
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaPoleciałem z powrotem do Kosowa i podczas obiadu z premierem powiedziałem:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaRegressei e tive um jantar com o primeiro-ministro kosovar e disse-lhe:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaTôi trở lại, ăn tối với thủ tướng Kosovo và nói với ông ấy,
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaTornai a casa ed andai a cena col primo ministro del Kosovo e gli dissi:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaViaje devuelta y cené con el Primer Ministro de Kosovo y le dije:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaVrátil jsem se a povečeřel s kosovským premiérem a řekl mu:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaΓύρισα λοιπόν και είχα ένα δείπνο με τον πρωθυπουργό του Κοσόβου και του είπα,
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaВърнах се обратно и вечерях с премиерът на Косово, и тогава му казах:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaЯ летів назад та під час обіду з прем'єр-міністром Косово, сказав йому:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaЯ прилетел назад, поужинал с Премьер-министром Косово и сказал ему:
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaטסתי חזרה וסעדתי עם ראש ממשלת קוסובו ואמרתי לו,
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve onaعدت إلى كوسوفو، و تناولت العشاء مع رئيس وزراء كوسوفو ، و قلت له،
Döndüm ve Kosova başbakanıyla bir akşam yemeği yedim ve ona"外交アドバイスをしますよ 知識も経験もあります"
Dört parçadan birini yiyip sonra da diğer bir dörtte birlik parçayı yedim4つのパイのピースのうちの2つを食べたことになります.それは半分です.
Dört parçadan birini yiyip sonra da diğer bir dörtte birlik parçayı yedimIk at 1 van de 4 stukken taart, en toen at ik nog 1 van de 4 stukken
Dört parçadan birini yiyip sonra da diğer bir dörtte birlik parçayı yedim네 조각의 파이 중 한 조각을 먹고 다른 한 조각을 또 먹으면
Dört parçadan birini yiyip sonra da diğer bir dörtte birlik parçayı yedimVi spiste 1 af de 4 stykker lagkage, og så spiste vi endnu 1 af de 4 stykker lagkage.
Dört parçadan birini yiyip sonra da diğer bir dörtte birlik parçayı yedimהיה לי חלק אחד מתוך ארבע של העוגה ואז אכלתי עוד חלק אחד מתור ארבע
Dört parçadan birini yiyip sonra da diğer bir dörtte birlik parçayı yedimوهو اني اكلت قطعة من اصل 4، ثم اكلت قطعة اخرى
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Ho sentito le loro preghiere e ho mangiato alla loro tavola.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Ik hoorde hun gebed en at hun brood.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Jag hörde deras böner och jag åt av deras bröd.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.J'ai entendu leur prière et j'ai mangé leur pain.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.사람들을 만났고, 그들의 기도를 듣고 그들의 빵을 먹었지요.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Le-am ascultat rugile şi le-am mâncat pâinea.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Meghallgattam az imádságukat és ettem a kenyerüket.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Oí sus plegarias y comí de sus panes.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Ouvi as suas preces e comi o seu pão.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Poslechla jsem si jejich modlitbu a jedla jejich chléb.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Vypočula som si ich modlitbu a jedla ich chlieb.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Άκουσα τις προσευχές τους κι έφαγα το ψωμί τους.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Чух тяхната молитва и ядох техния хляб.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Я слышала их молитвы и ела их хлеб.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.Я чула їхні молитви і їла їхній хліб.
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.פגשתי אנשים צנועים. שמעתי את התפילות שלהם
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.استمعت الى صلواتهم واكلت خبزهم
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.彼らと一緒に生活しました そして20年間、東側諸国を歩き続けました
Dualarını duydum ve ekmeklerini yedim.我聽到佢哋唧祈禱, 我食佢哋食唧麵包。
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,A jedl-li jsem skyvu svou sám, a nejedl-li i sirotek z ní?
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,a jedol som sám svoju skyvu, a nejedla z nej i sirota -
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,ali če sem jedel grižljaj svoj sam in ni tudi jedla od njega sirota
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,als ik arme wezen voedsel heb geweigerd
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,Belum pernah kubiarkan yatim piatu kelaparan, sedangkan aku sendiri cukup makanan
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,dacă mi-am mîncat singur pînea, fără ca orfanul să-şi fi avut şi el partea lui din ea,
Ekmeğimi yalnız yedim, Öksüzle paylaşmadımsa,És ha falatomat egymagam ettem meg, és az árva abból nem evett;