O, emeklilik maaşıyla yaşamak zorunda.She has to live on the pension.
O kötü koşullarda yaşamaktadır.She lives in poor circumstances.
Onsuz yaşamayı düşünemiyorum.I can't conceive of living without him.
Durgun olan çocuk bir hayal dünyasında yaşamaya daha meyillidir.The inactive child is far more inclined to live in a world of fantasy.
Utanç içinde yaşamaktansa öldürülmeyi tercih ederim.I would rather be killed than live in disgrace.
Babası tarafından ona bırakılan servet onun rahat bir şekilde yaşamasını sağlar.The property left him by his father enables him to live in comfort.
Babam otuz yıldır Nagoya'da yaşamaktadır.My father has lived in Nagoya for 30 years.
Gelirine göre yaşamaya çalışmalısın.You should try to live within your income.
Yoko artık yalnız yaşamayı imkansız buluyor.Yoko found it impossible to live alone any longer.
İçe dönükler dışa dönükler kadar yaşamaz mı?Do introverts not live as long as extroverts?
Bazı insanlar o anı yaşamayı tercih eder.Some people prefer to live by the moment.
İlk başta onun, yeni evinde yaşamaya alışma sorunu vardı.At first he had trouble adjusting to living in his new house.
İtalya'da yaşamak istiyorum.I want to live in Italy.
Bu onun yaşamakta olduğu evdir.This is the house where he lives.
Para kazanma onun yaşama nedenidir.Making money is his reason for living.
Gerçekten yaşamaktan bıktım.I am really tired of living.
Japonya genelde yaşamak için güzel bir yerdir.Japan, for the most part, is a lovely place to live.
Japonya çoğunlukla yaşamak için iyi bir yerdir.Japan, for the most part, is a good place to live.
Onun yapmamı söylediğini yapmaktansa tek başıma yaşamayı tercih ederim.I would rather live by myself than do what he tells me to do.
Alışınca cehennem bile yaşaması güzel bir yer olabilir.Even hell can be a nice place to live when you get used to it.
Dizlerinin üzerinde yaşamaktansa ayakta ölmek daha iyidir.Better to die standing than to live on your knees.
Mayuko yalnız yaşamaya dayanamaz.Mayuko can't stand living alone.
Seninle yaşamaktan hoşlanıyorum.I love living with you.
Sizinle yaşamayı seviyorum.I love living with you.
Yaşamanın maliyeti yükseldi.The cost of living has risen.
Hayalim köyde huzur içinde yaşamaktır.My dream is to live peacefully in the village.
Orada yaşamak istemezdim.I wouldn't like to live there.
Bu kentte yaşamayı planlıyorum.I plan to live in the city.
Benim başından beri büyük bir şehirde yaşamaya hiç niyetim yoktu.I had no intention of living in a large city from the start.
İnsanların birbirini sevdiği bir dünyada yaşamak istiyorum.I want to live in a world where people love one another.
Ben bu tür bir hayatı yaşamaktan usandım.I'm tired of living this kind of life.
O, uzun bir hayat yaşamayacak.He won't make it to old age.
Onlar bir köşkte yaşamaktadırlar.They live in a mansion.
Orada yalnız yaşamaktadır.He lives there alone.
Yaşamak için yemelisin.Yemek için yaşamamalısın.You must eat to live. You must not live to eat.
İnsanların ayda yaşamasının mümkün olduğunu düşünüyorum.I think it's possible for people to live on the moon.
Sanırım birlikte yaşamamız senin alışkanlıklarını etkiledi.I think that our living together has influenced your habits.
Sanırım birlikte yaşamamız alışkanlıklarını etkiledi.I think that our living together has influenced your habits.
Hiçbir zaman burada yaşamaya alışamayacaksın.You'll get used to living here in no time.
Yaşamak için on saniyen kaldı.You have ten seconds left to live.
Yaşamak için koş!Run for your life!
Doktor hastanın yaşamak için sadece birkaç günü olduğunu vurguladı.The doctor emphasized that the patient only had a few days to live.
İncelenmemiş hayat yaşamaya değmez.The unexamined life is not worth living.
Yaşamaktan akıl almaz derecede bıktım.I'm incredibly sick of living.
Ben kırsalda yaşamak istiyorum.I want to live in the country.
Yalnız yaşamak istemiyorum.I don't want to live alone.
Yemek için yaşamam ama yaşamak için yerim.I do not live to eat, but eat to live.
Bu inançta yaşamak ve ölmek istiyorum.In this faith I wish to live and die.
Tom şehirde yaşamak için yeterli para kazanıyor mu?Does Tom earn enough money to live in the city?
Tom'un hayali dağlarda yaşamaktır.Tom's dream is to live in the mountains.
İnsanın sindirim sisteminde milyonlarca yararlı organizma yaşamaktadır.Millions of beneficial organisms live in the human digestive tract.
Bir volkanın yanında yaşamak tehlikeli.It's dangerous to live near a volcano.
Büyük bir şehirde yaşama isteğim yok.I have no wish to live in a large city.
Yalnız yaşamam gerektiğinin tuhaf olduğuna inanmıyor musun?Don't you believe it is strange that I should live alone?
Yaşamak istiyorsan onu yapma!Don't do that if you want to live!
İstediğin gibi yaşama, elinden nasıl geliyorsa öyle yaşa.Don't live like you want to, live how you can.
O uzun süredir İzlanda'da yaşamaktadır.He has lived in Iceland for a long time.
Bizim bu evimiz sadece yeniden dekore edildi ve altı aylığına burada yaşamadık.This house of ours has just been redecorated, and we haven't lived here for sixth months.
Bir kentte yaşamak istiyorum.I want to live in a town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.