Ziyaret etmek için güzel bir yerdi ama orada yaşamak istemedim.It was a nice place to visit, but I wouldn't want to live there.
Belki sonunda artık burada yaşamak istemediğine karar vereceksin.Maybe eventually you'll decide you don't want to live here anymore.
Erkek kardeşime benzediğim söylenmeden sadece bir gün yaşamak istiyorum.I'd like to go through just one day without being told I look like my brother.
Boston'da yaşamak istiyorum.I want to live in Boston.
Sırtımdaki ağrıyla yaşamayı öğrendim.I've learned to live with the pain in my back.
Bu ülkede yaşamak hoşuma gidiyor.I like living in this country.
İstanbul'da yaşamakla ilgili en nefret ettiğim şey sürekli trafikte sıkışıp kalmaktır.What I hate most about living in Istanbul is always getting stuck in traffic.
Sonsuza dek yaşamak istiyorum.I intend to live forever.
Yaşamayı sürdürüyoruz.We're surviving.
Yaşamak için sadece altı ayım var.I only have six months to live.
Tom, hiç Boston'da yaşamadı.Tom never lived in Boston.
Tom yalnız yaşamaktadır.Tom lives alone.
Yalnız yaşamaktan nefret ediyorum.I hate living alone.
Ben yalnız yaşamayı tercih ederim.I'd rather live alone.
Yalnız yaşamanın dezavantajlarından biri senin konuşacak hiç kimseye sahip olmamandır.One of the disadvantages of living alone is that you have no one to talk to.
Yaşamak için ne yapıyoruz?What do we do for a living?
Neden yaşamak için sadece başka bir yer bulmuyorsun?Why don't you just find another place to live?
Daha önce hiç böyle sorun yaşamadım.I've never had that problem before.
Onu orijinalinden okumadan Shakespeare'i yaşamamışsındır.You have not experienced Shakespeare until you have read him in the original.
Dizlerimizin üzerinde yaşamaktansa, ayaklarımızın üzerinde ölmek daha iyidir.Better to die on our feet, than to live on our knees.
Şimdi ruhsal çöküntü yaşama.Don't fall apart now.
Tom'un yaşamasına izin ver.Let Tom live.
İnsanlar sonsuza dek yaşamazlar.People don't live forever.
Yaşamayı hak etmiyorum.I don't deserve to live.
O, Kuzey Amerika'da yaşamak istiyor.He wants to live in North America.
Tom çok daha uzun yaşamayacak.Tom won't survive much longer.
Yaşamayı hak etmiyorsun.You don't deserve to live.
Yaşamayı haketmiyorsunuz.You don't deserve to live.
Burada yaşamadığın belli.You obviously don't live here.
Burada yaşamak istiyorum.I want to live here.
Böyle yaşamaya devam edemem.I can't keep living like this.
Bunu yaşamak için yapıyorum.I do this for a living.
Tom'un hâlâ yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum bile.I don't even know if Tom is still alive.
Tom'un hâlâ Boston'da yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum.I don't know if Tom still lives in Boston.
Onların hala orada yaşayıp yaşamadıklarını bilmiyorum.I don't know if they still live there.
Şu ana kadar Tom'un yaşamak için ne yaptığını bildiğimi sanmıyorum.I don't think I ever knew what Tom did for a living.
Artık yaşamanın anlamı yok.There's no point in living any longer.
Ben zaten yaşamak için bir yere sahibim.I've already got a place to live.
Her zaman böyle yaşamadım.I haven't always lived like this.
Her zaman bir konakta yaşamak istedim.I've always wanted to live in a mansion.
Ben her zaman bu semtte yaşamak istedim.I've always wanted to live in this neighborhood.
Yaşama isteğini kaybettim.I've lost the will to live.
Yaşamak için yeterinden fazlasına sahibim.I have more than enough to live on.
Tom'la birlikte yaşamayı seviyorum.I like living with Tom.
Artık Boston'da yaşamak istemiyorum.I no longer want to live in Boston.
Sanırım Tom'la Boston'da yaşamak istiyorsun.I suppose you want to live in Boston with Tom.
Ben rahat biçimde yaşamak istiyorum.I want to live comfortably.
Marika'nın Cezayirde yaşamayı kabul etmek için hazır olduğunu düşünüyor musun?Do you think Marika is ready to accept to live in Algeria?
Fransızcada akıcı olmak için Fransızca konuşan bir ülkede yaşamak gerekli midir?Is it necessary to live in a French-speaking country to become fluent in French?
Fransızca öğrenmenin en iyi yolu Fransızca konuşan bir ülkede yaşamaktır.The best way to learn French is to live in a French-speaking country.
Ben daha sıcak bir iklimde yaşamak istiyorum.I'd like to live in a warmer climate.
Tom bana tenha bir sahilde yaşamak istediğini söyledi.Tom told me he wanted to live on a secluded beach.
Marika ebeveynlerinin köyünde onunla yaşamamı istedi ama orada hava çok soğuktu.Marika wanted me to live with her in her parents' village, but it was very cold out there.
Tom şehirde yaşamaya alışkın değil.Tom isn't used to living in the city.
Yaşamanın maliyeti artıyor.The cost of living is rising.
O uzun süre yaşamayacak.He won't live long.
Lüksemburg'a gidip yaşamak istiyorum!I want to go and live in Luxembourg!
Neden bizimle yaşamak istemediğini anlamaya çalışıyorum.I'm trying to understand why you don't want to live with us.
Böyle bir yerde yaşamanın nasıl olacağını merak ediyorum.I wonder what it would be like to live in a place like this.
Tom Boston'da yaşamaya alışacağını düşünmüyordu.Tom didn't think he'd ever get used to living in Boston.