Sizinle yaşamamın yaşam tarzınızı etkilediğini düşünüyorum.I think my living with you has influenced your way of living.
Onsuz yaşamayı öğrendim.I learned to live without her.
Doksan yıldan fazla yaşamak hiç ender değildir.It is not rare at all to live over ninety years.
Gelirine uygun bir şekilde yaşamak için ekstra giderleri kısmalısın.You must cut down on extra expenses in order to live within your means.
İlkelerine göre yaşamalısın.You should live up to your principles.
İlkelerine uyarak yaşamalısın.You must live up to your principles.
Yakında burada yaşamaya alışacaksın.You will soon get accustomed to living here.
Onursuzca yaşamaktansa ölmeyi tercih ederim.I would rather die than live in dishonor.
Havasız yaşamak imkansızdır.To live without air is impossible.
Hava, yaşamak için vazgeçilmezdir.Air is indispensable to life.
Balık bu nehirde yaşamayı bıraktı.Fish have ceased to live in this river.
Geri dönenlerin Japonya'da yaşamaya alışma sorunu var.Returnees have trouble getting used to life in Japan.
Şehirde yaşamak kırsalda yaşamaktan oldukça farklıdır.Living in the town is quite different from living in the country.
Yurt dışında yaşamaktan hiç rahatsızlık hissetmiyor musun?Don't you feel any inconvenience living abroad?
Yurt dışında yaşamak bir yabancı dili öğrenmek için en iyi yoldur.Living abroad is the best way to learn a foreign language.
Eğer yurt dışında ilk yaşama deneyiminse, Kanada gidilecek iyi bir yerdir.Canada is a good place to go if it's your first experience living abroad.
Denize yakın yaşamasına rağmen o hala yüzemiyor.Despite having lived near the sea, she still cannot swim.
Yaşamak için yeriz, yemek için yaşamayız.We eat to live, not live to eat.
Temmuzdan beri burada yaşamaktayız.We've been living here since July.
Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.You must live in the present, not in the past.
Bir istasyonun yakınında yaşamak büyük bir kolaylık.It is a great convenience to live near a station.
İngilizce öğrenmek için Amerika'da yaşamaktan daha iyi bir yol olduğunu sanmıyorum.I don't think that there is any better way to learn English than by living in America.
Tek başıma yaşamaya başladım.I began living by myself.
Yalnız yaşamaya alıştım.I got accustomed to living alone.
Doktorlar her zaman uzun süre yaşamaz.Doctors do not always live long.
Yabancı bir kültürde yaşamaya uymak genellikle zordur.It is generally hard to adapt to living in a foreign culture.
Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.Easy living corrupted the warrior spirit.
Küçük emeklilik maaşıyla yaşamak, onun için zordur.It's hard for him to live on his small pension.
Orada asla tekrar yaşamak istemezdi.Never again would she want to live there.
Mary'nin orada tek başına yaşamasından hoşlanmıyorum.I do not like Mary's living there alone.
Mayuko yalnız yaşamaya katlanamıyor.Mayuko can't bear living alone.
İyi bir evde yaşamak istiyorum.I'd like to live in a decent house.
Bir evcil hayvana sahip olan hiç kimseye bu apartmanda yaşamasına izin verilmez.No one who owns a pet is allowed to live in this apartment building.
Tek başına yaşamayı nasıl buluyorsun?How do you like living on your own?
Birçok insan New York'ta yaşama şansına atlardı.Many would jump at the chance to live in New York.
Nancy tek başına yurt dışında yaşamayı istemiyordu.Nancy didn't mind living abroad by herself.
Tom çocukluğundan beri New York'ta yaşamaktadır.Tom has lived in New York since he was a child.
Tom sürekli olarak Japonya'da yaşamaya niyetleniyor.Tom intends to live in Japan for good.
Tony geçen yıldan beri Kumamoto'da yaşamaktadır.Tony has lived in Kumamoto since last year.
Ahşap bir evde yaşamayı tercih ederim.I'd rather live in a wooden house.
Ne pahasına olursa olsun Amerika'da yaşamak istiyorum.At all costs, I want to live in America.
Onlar sana niçin yaşamak için İngilizce öğrenmek zorundasın diyorlar?Why do they say you have to learn English to survive?
Çok sayıda köpek yaşamaktadır.Many dogs are alive.
Yaşlı adam yaşama isteğini kaybetti.The old man lost the will to live.
Yaşlı adam kendi başına yaşamaktadır.The old man lives by himself.
Çift için artık birlikte yaşamak zordur.It is hard for the couple to live together any longer.
Bu ilçe yaşamak için güvenli bir yer değil artık.That district is no longer a safe place to live in.
Ev yaşamak için rahattır.The house is comfortable to live in.
Orada yaşamayı imkansız bulacaksın.You'll find it impossible to live there.
Yakında bir yurtta yaşamaya uyum sağlayacaksın.You will soon adjust to living in a dormitory.
Yakında kendi başına yaşamaya alışacaksın.Soon you'll get used to living by yourself.
Yakında bu ülkede yaşamaya alışacaksın.You will soon get accustomed to living in this country.
John her zaman Lincoln örneğine uyarak yaşamaya çalıştı.John always tried to live up to the example of Lincoln.
İstasyona çok yakın yaşamak elverişlidir.It's convenient living so close to the station.
Kıt kanaat yaşamaktan usandım.I'm sick of this hand-to-mouth existence.
Bu şehirde yaşamak zordur.This city is hard to live in.
Bölgede insanlar hiç yaşamadı.The region has never been inhabited by people.
Bu hayatı yaşamaktan bıktım.I'm tired of living this life.
Bu yerleşim alanı yaşamak için rahat.This residential area is comfortable to live in.
Bu ev yaşamak için çok rahat.This house is very comfortable to live in.