Angeline pilot olmak istiyor, dünyanın her yerine uçup bir fark yaratmak için.Angeline wants to be a pilot so she can fly around the world and make a difference.
İşte bu da beş ay sonraki hali ve bu bizim yarattığımız fark.Five months later, that is the difference that we are making.
Fark yaratmak isteyen birisiniz.You are somebody who wants to make a difference.
Bizi, çevremizin yarattığını hatırla.Now remember that we are created by our environment.
Müthiş bir piyasa yarattı.It created a wonderful market.
Ufaklıkları bir araya getirip Kodaman yaratabilmelerini sağlamakSo, bringing together the Small to help facilitate and create the Big,
Aşağılık, seni ben yarattım!Son of a bitch, I made you who you are!
Rusya'nın bir ütopya yaratabileceği düşüncesi Malevich'i çok etkilemişti.He tried to create an art that would express that.
Yani, yaratıcılık ortaya çıkacak yer arıyordu.That was -- the creativity had to find its outlet somehow.
Ama bu aslında gerçekliği yaratma hayaliniz ile ilgili bir şey.And I talked them into funding an expedition.
Fiber optik kablosunu makaraya saran küçük robotlar yarattık.We took little bots that we had created that spooled a fiber optic.
Çünkü bunu yapabilecek araçları yoktu, bizde bu teknolojiyi yaratıp öyle gittik.They didn't have the means to do it, so we created technology to do it.
Bu bir bağ yaratıyor, bir saygı bağı.Creates a bond, creates a bond of respect.
Oyle programlar yaratmak istiyoruz ki, biz gercekten calistirabilelim.We want to be able to create programs that we can actually run.
Gör, Filmle, Değişim YaratSee it, Film it, Change it
Çünkü, temelde, aksayan yönetimi yaratan bu asimetri var.Because there is this asymmetry, which creates, basically, failing governance.
Elbette yapılması gereken, küresel toplumun işlemesini sağlayacak kurumları yaratmaktır.But of course the task is to create the institutions that make that global society work.
Kriz döneminde yapılması gerekeni yapıp farklılık yaratabilecek durumda değil.It can't really make the difference that ought to be made in a period of crisis.
Eğer bazlardan ikisini alırsak kaç kombinasyon yaratabiliriz?And then there's some noise or things that we haven't fully understood yet. Now, I want to be clear.
Yapacağımız şey,yeni bir matris yaratmak.So what we're going to do is to create a new matrix, A.
Panik yaratıcılığa ulaşmanın harika bir yoludur, çünkü sadece o zaman zihninizden kurtuluyorsunuz.Panic is the great access of creativity because that's the only way to get rid of your mind.
Boşluktan bir yaratıcılık anı çıkar.Out of the emptiness comes a moment of creativity.
Geceleri orada yatar, ağlardım, çünkü hayalgücüm yaratıcılığa ulaşamıyordu.And I would lie there crying at night because my imagination could not touch creativity.
O zaman, yedi yaşının hassaslığıyla bir hikaye yarattım.At that time, at the tender age of seven, I created a story.
Varlığımızı tanımlamak için hikayeler yaratırız.We create stories to define our existence.
Hikayeleri yaratmazsak büyük olasılıkla çıldırırız.If we do not create the stories, we probably go mad.
Bunun mitolojisinden bir dünya yaratmaya başlıyorum.And now, out of the mythology of that, I'm starting to create a world.
Nasıl bir dünya yaratıyorum ve bunun fikri, tasarımı nereden geliyor?What kind of world do I create, and where does the idea, the design of that come?
Daha sonra ise uçan araçların üstünde bir şehir yarattılar.And then what they did was they created a city above the flyovers.
Sonra da bu duyguları yarattıkları dünyalara farklı boyutlar katmak için kullanıyorlar.Then they use these emotions to dimensionalize the worlds they create.
Bizim yarattığımız araçları kullanarak kendi yöntemleriyle yapacaklar.They're going to do it their way, using the tools that we've created.
Aynen öğrenciler veya çok yaratıcı insanlar, yazarlar ve bu tür insanlar gibi.The same with students or highly creative people, writers and people like that.
Annem üniversite dahil, kendi gelirini kendisi yarattı, hiç bir desteği yoktu.And, um my mother worked her way up through college, didn't get any support.
Bunlardan bir tanesi yaratıcılığa olan etkisidir.And one of those effects has to do with creativity.
Yaratıcılığımın engellenmesi bir yana, çok daha üretken, çok daha yaratıcı yazabiliyordum.Far from my creativity being inhibited,
Fakat aslında; bu, insanların fikirlerinde değişiklik yaratmaz.But in fact that doesn't change people's minds at all.
Sadece detay beklentisini yaratıyor.It's just making you expect the detail.
Bu kablolu TV'yi biz yarattık, şu an TV kanalları kârımızdan pay istiyor.We did the work to build this, this cable industry, now the broadcasters want some of our money.
Öğretmenlerin pedagojide yaratıcı yenilikler yapmalarına fırsat tanıyorlar.They enable their teachers to make innovations in pedagogy.
Yüksek başarılı sistemler öğretmenleri ve okul müdürlerini daha yaratıcı yaptılar.High-performing systems have made teachers and school principals inventive.
Fark yaratabilecekleri yere kaynak yatırımı yapıyorlar.They invest resources where they can make the most difference.
Önemsemek esneklik yarattı.Zero. Caring created resilience.
Stresi nasıl algılayacağınızı seçtiğinizde biyolojik bir cesaret ve farkındalık yaratıyorsunuz.When you choose to view your stress response as helpful, you create the biology of courage.
Esere bir çok kırışıklık ekliyor, daha fazla kıvrım yaratıyor.[BENKE] He's adding a lot of wrinkles to the piece, making more of the creases...
Çünkü kıvrım yarattığınız her sefer, bu metali deforme ediyor oluyorsunuz.Because every time you make one of these creases You're kind of deforming this metal.
Bende bu kadar büyük etki yaratan da bu fotoğraftı, çünkü, bunu hiç unutmayacağım.And it was that picture that made such a profound impact on me because I'll never forget it.
İlk önce çalışanlarımızdan, olabildikleri kadar yaratıcı olmalarını istiyoruz.First we start by we want to have our employees to be as imaginative as they can.
Sinir kavşakları yaratılabilir veya yok edilebilir.Synapses can be created, and the can be eliminated;
Şansımıza, "suck" kelimesinin bir başka anlamı da sözlükte vardı: boşluk yaratmak.So fortunately, one of the other definitions of "suck" that was in there, it does create a vacuum.
Burada bir manyetik alan yaratacak.It creates a magnetic field here.
O da şurada bir alan yaratacak.It causes one to be created out here.
Manzaranın her noktasında, gözümüzün durup dinlenmesi için bir alan yaratmış.At each place our eye has a place to rest in the landscape.
Bombaların yok etmediği her şey yarattıkları çorak arazi tarafından tüketildi.Whatever the bombs did not destroy was consumed by the wasteland they created.
Ve, yaratıcı çabanın heyecanında.And, the thrill of creative effort.*
Öğrenmek ve yaratmak için müthiş bir fırsattır.It's a fantastic opportunity for learning and creativity.
Bu gezegende gerçekten yaşlanmayan ... ... bazı yaratıklar var.There are some creatures on this planet already that don't really do aging.
İkinci önceliğimiz revir kurmaktı, üçüncüsü de, yeşil alanlar yaratmaktı.The second priority was a health post, and the third priority was green spaces.
Ve BM ile çalışmak inanılmaz bir şeydi, ve STKlarla çalışıp bu davayı yaratmak.And it was an incredibly thing, working with the U.N. and working with NGOs and building this case.
Global toplum yararına bir dava sunuyor ve bugünü yaratıyormuş gbi hissediyordum.I felt that I was presenting a case on behalf of the global community to try and create this day.
Bir barış günü yaratmasaydı sorun olmayacaktı.It didn't matter if it didn't create a day of peace.