Fakat tedavi işe yaramadı.治疗没能起到效果。
Bize demokrasinin işe yaramaz olduğunu söylerdi.他認為,講民主不能脫離大事。
İçeri girmek için direnmemiz işe yaramadı.軍隊沒有嘗試進入。
Hiçbir şey işe yaramamıştı.但沒有任何成效。
Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü.如是觀察,於諸世間,都無所取,無所取故,無所著,無所著故,自覺涅槃。
Yaramış, Van ilinin Gürpınar ilçesine bağlı bir mahalledir.她的善心,使地獄化為天堂,刑具化為蓮花。
Niyazi'nin ısrarları da bir işe yaramaz.圭德诺的祈祷不会无益的。
SG-1'in yaramazı olmayı başarır.注意 P1 是不完备的。
Derisi çok sağlamdır tank mermileri bile onda işe yaramaz.對自己的肉體非常有自信,即使被火箭砲打中也沒事。
Kırk haraminin hazinelerini sakladığı mağaranın kapısını açmaya yaramaktadır.这句咒语可以打开四十大盗的藏宝山洞。
Kalmasını emretti ama o da işe yaramadı.文侯想讓他做官他不應詔。
Hiçbir şey işe yaramamıştı.그런데 아무 성과가 없었다.
Elbette ikinci seçenek her zaman işe yaramaz.다만, 두번째 방법은 한번도 사용된 선례가 없다.
İçeri girmek için direnmemiz işe yaramadı.일당은 읍으로 들어가면서 아무런 저항도 받지 않았다.
Yaramıyorsa yanlıştır.그렇지 않으면 효과는 없을 것이다.
Kadının alttan alması, erkeği daha da kızdırmaktan başka bir işe yaramayacağını görmüştü.그러나 그는 왕비는 세자 융(후일의 연산군)의 생모이므로 세자를 봐서라도 탄핵해서는 안 된다며 강하게 반대하였다.
Sovyet Kızıl Ordusunun 17 Eylül'de Kresy'yi işgal etmesi Polonya'nın savunma planını işe yaramaz hale getirdi.소비에트 연방의 붉은 군대는 9월 17일 독일-소련 불가침 조약의 내용에 따라 동부 폴란드를 침공했으며 그 결과 폴란드군의 방어계획은 쓸모없어졌다.
(İşe yaramaz olduğumu düşünüyorlar.)(그가 작위를 보유하지 않았다는 것은 아니다.)
Kalmasını emretti ama o da işe yaramadı.모두들 그를 주시하고 있었지만, 그는 그러지 못했다.
Oğlu Korkut (İlhamcan Çelikoğlu) ise babasına göre işe yaramaz bir çocuktur.이조판서 오팽숙(吳膨叔)의 증손이며, 아버지는 오사운(吳思雲)이다.
Kalmasını emretti ama o da işe yaramadı.הוא ציווה עליה להישאר; אך זה לא עבד.
Tüfekli adamlar ve okçular yarım saat kadar savaştılar, ancak bir işe yaramadı.אנשיו של מגלן ירו ברובים ובקשתות במשך חצי שעה, אולם הירי לא היה יעיל.
Böyle insanlarla bağlantılı olarak pasif olmak da meseleyi görmezden gelmek de işe yaramaz.עם אנשים כאלה אין טעם להיות פסיבי, והימנעות מהסוגיה תהיה חסרת תועלת.
Fakat şahsi olarak bu Amerika seyahati Picabia'ya yaramadı.עם זאת, דבר זה לא השפיע על הסיוע האמריקני לבוליביה.
"Hoca değişikliği yaramıyor".החוכרת לא תשנה את המטרה האמורה."
Bart'ın en baskın kişilik özellikleri yaramazlığı, asiliği ve otoriteye karşı saygısızlığıdır.תכונות האופי הבולטות ביותר באישיותו של בארט הן נטיותו למרדנות וחוסר הכבוד שלו לסמכות.
Yani, senin potansiyellerin bir işe yaramaz.לא יועילו לכם כזבי שליטיכם.
Fakat bu oyunu işe yaramadı ve eniştesi onu evinden attı.אולם, הדבר לא הצליח והוא גירש אותה מביתו.
Bu aldatmacalar çok işe yaramıştı.עסקאות אלה היו רווחיות מאוד לסוחרים.
Bu taktik işe yaramadı.טקטיקה זו נכשלה.
Hep ikisi yaramazlık yapıyorlardı ve ikisi de en güçlüsüydü.החיים היו פשוטים, ושניהם היו שמחים.
İlaç tam olarak işe yaramamaktadır.כלומר: השיפוע אינו מוגדר.
Bilim insanları, organofosfat veya piretroid spreyleri salmanın işe yaramayacağını düşünmektedirler.Учените смятат, че пръскането с органофосфат или пиретроидни инсектициди не помага.
Ayrıca Jim, Pete ve Tom adında iki yaramaz erkek kardeşe sahiptir.Джеймс има двама братя на имена Том и Дейв.
İçeri girmek için direnmemiz işe yaramadı.В бой не влизаше.
Loki - Düzenbaz, yaramazlık, sorun ve ateş tanrısı.Локи – бог на злото и огъня, известен с непостоянството и лукавостта си.
Yaramaz değildi.Той не бе подъл.
Henüz yaram iyileşmedi.Раните ѝ оздравявали.
Hiçbir şey işe yaramamıştı.Sve je bilo neuspješno.
İlaç tam olarak işe yaramamaktadır.U službenoj medicini se ne koristi.
Gayet parlak bir öğrenciydi, ancak yaramazlıkları sebebiyle okul hayatında sıkıntı yaşadı.Iako je bio izvrsnim učenikom, osuđen na gubitak prava školovanja u cijeloj BiH.
Kalmasını emretti ama o da işe yaramadı.Ona ga je i oživjela, ali ju je on uništio.
Fakat tedavi işe yaramadı.Liečba však nezaberá.
İlginç olan ise, bu familyadan Tilapia cinsinin besin amaçlı ihracatta işe yaramasıdır.Zaujímavosťou však je, že rodinný erb je na tomto oznámení otočený naopak.
Pers saldırıları savunma hattını yaramadı.Chrbtové platne mu neslúžili na obranu.
Sıklıkla eşyaları çalar ya da diğer küçük şeyler için yaramazlık yapar.Často je vyschnuté alebo sú na jeho mieste malé mláky.
Niyazi'nin ısrarları da bir işe yaramaz.Fotografia Niizuki sa pravdepodobne nezachovala.
Kullanımı en çok yıkıntılı alanlarda işe yaramaktadır.Práve preto pomáha aj v najzúfalejších situáciách.
Fakat şahsi olarak bu Amerika seyahati Picabia'ya yaramadı.To se ni zgodilo, saj Kolumb tudi na tem potovanju ni prispel do Južne Amerike.
Fakat bu da Yenilmez için işe yaramamaktadır.Zaradi tega bi bili neuporabni.
Fakat tedavi işe yaramadı.Nobeno zdravilo mu ni več pomagalo.
Sıklıkla eşyaları çalar ya da diğer küçük şeyler için yaramazlık yapar.Igral je sicer bolj malo in večino časa prebil na klopi.
Nadiren de olsa bu taktik işe yaramaktadır.Te taktike so le redko še zakonite.
Bu tarz Peloponnez Savaşı sırasında işe yaramamıştır.Deloval je v Atenah med peloponeško vojno.
Antibiyotikler tedaviye yaramazlar, çünkü antibiyotikler yalnızca bakterilere etki ederler.(Koristno je, misliti na to, da se z antibiotiki ne zdravijo vse bolezni, ki jih povzročajo bakterije.
Henüz yaram iyileşmedi.Kol kas neišgydoma.
Aslında bu anlaşma Doğu'daki Antonius için işe yaramazdı.Ši sąlyga Antonijui buvo bereikšmė, nes jis valdė Rytus.
Kaligula : Cedric'in yan komşusunun yaramaz köpeği.Modestas Kuzavinis. Klaipėdos sąsiauris.
Fakat bu işe yaramadı.Tačiau tai buvo ne į naudą.
O küçük bir çocukken yaramazdı.Jis buvo neklaužada, kai buvo vaikas.