Sen yapmazsin, biliyorum.Ich weiß, das tust du nicht.
İnsan Çocuğu ayırımcılık yapmaz. Sistem ayırımcılık yapar.Das Menschenkind macht keine Unterschiede. Das System macht Unterschiede.
Kim onları takıntı yapmaz ki?Wer spannt dann nicht gern mal aus?
Asla huysuzluk yapmaz.Sie meinen es jedoch nie böse.
Bu yüzden zombiler hiçbir şey yapmaz.Von da an können die Zombies Lionel nichts mehr anhaben.
Nektar çekimini tipik kolibri tarzı olan vızıltılı uçuş ile yapmaz, aksine genelde durarak yapar.Nektar saugt er nicht im Kolibri-typischen Schwirrflug, sondern meist im Sitzen.
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.In ihrem Streben zum Licht lassen sie sich vom Vater nicht abwehren.
Bir daha yapmazdım çünkü gerçekten çok problem oluyor benim için.''Mir ging es nie besser, das ist gewiss wahr.»
Toby açıklama yapmaz fakat oğulları için yaptığını söyler.Toby gesteht nichts, macht aber deutlich, dass er alles für die Zukunft seiner Kinder tun würde.
İnternet servis sağlayıcıları veya e-posta servisleri genelde bunu yapmazlar.Produkte der Unterhaltungselektronik leisten das in der Regel nicht.
Sabit hareket yönü objenin hareketini belirli bir yolda kısıtlar (yol düzdür eğri yapmaz).Offset (Richtung) Manöver in eine bestimmte Richtung.
Christie bir süre sonra ortaya çıkar ama hiçbir açıklama yapmaz.Kurze Zeit später wacht Nancy auf und weiß von nichts.
Bir yıl kadar hiçbir iş yapmaz.Vor einem Jahr habe sie sich zu nichts verpflichtet.
Parazit bitki olduğundan dolayı klorofil yoktur ve bu nedenle fotosentez yapmaz.Er besitzt kein Chlorophyll und kann daher keine Photosynthese treiben.
Kızılderili askerler beyaz çocuklara asla böyle yapmazlardı."Die Indianer hatten sich unermüdlich gegen die weißen Eindringlinge zur Wehr gesetzt.
Ancak hayaletler bir şey yapmaz.Die Gespenster bewegen sich nicht zufällig.
En fazlası yapmaz.Nicht das beste.
Yakınmaktan başka hiçbir şey yapmaz.Il ne fait rien d'autre que se plaindre.
Gece gündüz şikâyet etmekten başka bir şey yapmaz.Il ne fait que se plaindre du matin au soir.
Seni sigara içerken görmekten dolayı şaşkınım, bunu yapmazdın sen.Je suis surprise de te voir fumer ; tu ne le faisais pas.
O, sabahtan akşama kadar yakınmaktan başka bir şey yapmaz.Elle ne fait que se plaindre du matin au soir.
Yerinizde olsam, bunu yapmazdım.Si j'étais à votre place, je ne ferais pas ça.
Ağlamaktan başka bir şey yapmaz.Il ne fait rien, sauf pleurer.
Mahallede vefat edenler olduğu zaman, vefat edenin yakınları yemek yapmazlar.De plus ils ne meurent pas quand on leur retire leurs anneaux (cela les fait quand même souffrir).
Sperm bağışlamak sizi baba yapmaz.Simplement faire un don de sperme ne fait pas de quelqu'un un père.
Tarantino oyuncu seçimine ilişkin olarak, ''Bu film (büyük film yıldızları olmadan) iş yapmazdı.Mais Tarantino explique que cela ne « marcherait pas avec ce film.
Kim onları takıntı yapmaz ki?Qui peut bien lui en vouloir ?
Christie bir süre sonra ortaya çıkar ama hiçbir açıklama yapmaz.Seulement, Neal fuit quelque temps plus tard sans explication.
Bir yıl kadar hiçbir iş yapmaz.Pendant une année, il n’a occupé aucun emploi.
U harfi şeklinde olan kemik, diğer bir başka kemikle eklem yapmaz.C'est le seul os du squelette qui ne soit pas articulé avec un autre os.
Asla huysuzluk yapmaz.Elle ne doit jamais être grossière.
Yiyecek ayrımı fazla yapmazlar.Bien varier la nourriture.
Alıcı bu uyarı sonrasında da ödeme yapmazsa satıcıya satış fiyatı üzerinden kesilen ücret geri ödenir.S’il a vendu la chose, il devra restituer le prix de la vente.
Toby açıklama yapmaz fakat oğulları için yaptığını söyler.Elle ne sait pas quoi faire mais parle quand même à Toby.
Asla geri ya da ileri hareket yapmazlar.Jamais plus, jamais plus, jamais plus.
Yuva yapmazlar, yumurtalarını toprak üzerine bırakırlar.Ils ne mettent donc pas bas mais pondent des œufs.
Onu şimdi yapmazsam, asla yapamam.Si no lo hago ahora, nunca lo haré.
O bebek ağlamaktan başka bir şey yapmaz.Ese bebé no hace más que llorar.
Sakal filozof yapmaz.La barba no hace al filósofo.
Bütün gün televizyon izlemekten başka bir şey yapmaz.No hace nada más que ver todo el día la televisión.
O, ağlamaktan başka bir şey yapmaz.No hace más que llorar.
Tom bütün gün TV izlemekten başka hiçbir şey yapmaz.Tom no hace nada más que ver la televisión durante todo el día.
Tom Pazar günleri kitap okumaktan başka hiçbir şey yapmaz.Los domingos, Tom no hace nada más que leer libros.
Pazar günü Tom asla yemek yapmaz.Tom nunca cocina los domingos.
Tom onu yapmazdı.Tom no haría eso.
Tom bütün gün odasında oturur ve bir şey yapmaz.Tom se sienta en su habitación durante todo el día y no hace nada.
Tom kahvaltı yapmaz.Tom no desayuna.
Onlar ağlamaktan başka bir şey yapmazlar.No hacen más que llorar.
Babam evde hiçbir iş yapmaz.En casa, mi padre no hace nada.
Bütün gün oynamaktan başka bir şey yapmaz.Él no hace otra cosa que jugar todo el día.
Kimse onu yapmaz.Nadie hace eso.
Yerinde olsam bunu yapmazdım.En su lugar, yo no haría eso.
Senin yerinde olsam bunu yapmazdım.En su lugar, yo no haría eso.
Yavaş çalışırsan, hatalar yapmazsın.Si trabajas despacio, no cometes errores.
Manga okumaktan başka bir şey yapmaz.No hace nada más que leer manga.
Tom neredeyse hiç hata yapmaz.Tom casi no comete errores.
Ancak hayaletler bir şey yapmaz.No hay fantasmas.
Asla huysuzluk yapmaz.Nunca me ha engañado.
Toprakta kök yapmazlar.Nadie es ombligo en la tierra.
Kim onları takıntı yapmaz ki?¿Quién no lo quiere?