Tom genellikle yapmaya çalıştığını başarır.Tom usually accomplishes whatever he tries to do.
Tom, her sabah bazı hafif egzersizler yapmaya çalışır.Tom tries to do some light exercises every morning.
Tom onu sizin için yapmaya istekli.Tom is willing to do that for you.
Tom para için neredeyse her şeyi yapmaya hazır.Tom is willing to do almost anything for money.
Tom kendi yemeğini yapmaya alışkındır.Tom is used to doing his own cooking.
Tom imkansızı yapmaya çalışıyor.Tom is trying to do the impossible.
Tom yapmaya söz verdiği şeyi yaptı.Tom did what he promised to do.
O tür bir şeyi yapmaya ancak Tom'un cesareti vardı.Only Tom would have the guts to do that kind of thing.
Sanırım biz ziyaret etmeye geldiğimizde Tom yiyecek bir şey yapmaya çalışıyordu.I think Tom was trying to make something to eat when we came to visit.
Tom Mary'ye kendini öldüreceğini söyledi ama bunu yapmaya cesareti yoktu.Tom told Mary that he was going to kill himself, but he didn't have the courage to do it.
Tom onu tekrar yapmayacağına dair Mary'ye söz verdi.Tom promised Mary that he wouldn't do that again.
Tom Mary için neredeyse her şeyi yapmaya hazır.Tom is willing to do almost anything for Mary.
Mary'nin ne yapmaya çalıştığı hakkında Tom'un en küçük bir fikri bile yok.Tom doesn't have the faintest idea what Mary is trying to do.
Tom Mary ile bir anlaşma yapmaya karar verdi.Tom decided to make a deal with Mary.
Tom Mary'nin ne yapmaya çalıştığını anlayamıyor gibi görünüyor.Tom can't seem to understand what Mary is trying to say.
Bugün ben de elimden geleni yapmaya çalışacağım.I'll try my best today, too.
Onun resim yapmaya yeteneği var.He had a talent for painting.
Tom sorun hakkında bir şey yapmaya teşebbüs eden tek kişiydi.Tom was the only one who even attempted to do something about the problem.
Tom futbol takımı yapmaya kararlıydı.Tom was determined to make the football team.
Tom Mary'ye onu tekrar yapmayacağını söyledi.Tom told Mary he wouldn't do it again.
Tom aynı hatayı tekrar yapmayacağına dair kendine bir söz verdi.Tom made a promise to himself that he would never make the same mistake again.
Tom Mary'nin böyle bir şeyi asla yapmayacağını bilir.Tom knows Mary would never do such a thing.
Tom'un onu yapmayacak kadar aklı var.Tom knows better than to do that.
Tom asla bir nehre rafting yapmaya gitmedi.Tom has never gone rafting down a river.
Tom diyet yapmaya ve biraz zayıflamaya karar verdi.Tom decided to go on a diet and lose some weight.
Tom tek başına kamp yapmaya gitmenin eğlenceli olmayacağına karar verdi.Tom decided that it wouldn't be much fun to go camping alone.
Tom yamaç paraşütü yapmaya çalışmanın eğlenceli olacağına karar verdi.Tom decided that it would be fun to try paragliding.
Tom Mary'yi ona gönderilen bir zarfı açmak için buğulama yapmaya çalışırken yakaladı.Tom caught Mary trying to steam open an envelope addressed to him.
Tom'un şimdiye kadar yapmaya çalıştığı en tehlikeli şey bangee jumping'tir.The most dangerous thing Tom ever tried to do was bungee jumping.
Tom'un çılgınca bir şey yapmayacağından oldukça eminim.I'm pretty sure Tom won't do anything crazy.
Tom'un ondan yapmasını istediğimi yapmayacağına inanmak için hiçbir nedenim yok.I have no reason to believe that Tom won't do what I asked him to do.
Onu asla yapmayacağız.We'll never make it.
Sadece tesadüfen, ne yapmaya çalışıyorsun?Just by chance, what are you trying to do?
Tom bugün bunu yapmaya çalışmayacak.The important thing is that we're together.
Söylediğim gibi, ben hiçbir şey yapmayacağım.As l was saying, I won't do anything.
Tom onu tekrar yapmayacaktır.Tom won't do that again.
Tom öyle bir şey yapmayacaktır.Tom won't do such a thing.
Bu, o hareketi yapmayacağım anlamına gelmiyor.That doesn't mean that I'll stop doing it.
Çocuklara sessiz kalmalarını emrettim, ama onlar gürültü yapmaya devam ettiler.I ordered the children to stay quiet, but they kept on making noise.
O, akşam yemeğinden sonra hemen ev ödevini yapmaya başladı.She began doing her homework immediately after dinner.
O sonunda yapmaya başladığı şeyi başardı.He finally achieved what he set out to do.
Yapmaya değer bir şey iyi yapmaya değer.Anything worth doing is worth doing well.
Ödevimi yapmaya yardım ettiğin için teşekkürler.Thank you for helping me to do my homework.
Ben senin teklifini takdir ediyorum, ama bunu tek başıma yapmaya çalışmak istiyorum.I appreciate your offer, but I'd like to try to do this on my own.
Ben bir çocukken kayak yapmaya çok gittim.I went skiing a lot as a kid.
Hayır, onu yapmayacağım.No, I won't do that.
Komik bir şey yapmaya çalışma.Don't try anything funny.
Yılda kaç kez kayak yapmaya gidersin?How many times a year do you go skiing?
Yapmak istemediğim hiçbirşeyi yapmaya beni zorlayamazsın.You can't force me to do anything I don't want to do.
Kışın sık sık kayak yapmaya gittik.We often went skiing in the winter.
Bay Kaifu herkesin içinde konuşmalar yapmaya alışkındır.Mr. Kaifu is used to making speeches in public.
Tom bunu yapmayacak.Tom is not going to do it.
Alışveriş yapmaya gelmek ister misin?Do you want to come to do the shopping?
Spor yapmaya ihtiyacın yok.You don't need to do sports.
Tom bunu ücretsiz yapmaya istekli olduğunu söylüyor.Tom says that he's willing to do it for free.
Mary onu ücretsiz yapmaya istekli olduğunu söylüyor.Mary says that she's willing to do it for free.
Neden bunu yapmaya karar verdiğimizi kimse hatırlıyor mu?Does anybody remember why we decided to do this?
Neden bunu yapmaya karar verdiğimizi hatırlayan var mı?Does anybody remember why we decided to do this?
Tom onu yapmayacağına yemin etti.Tom vowed he'd never do it.
Kitap okumak yolculuk yapmaya benzer.Reading a book can be compared to a journey.