Ana içeriğe geç
Sözlük

yapmak ile cümle

yapmak kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
7
ORT. KELİME
Şimdi onu yapmak içinden gelmiyor.I don't feel like doing that right now.
Onu yapmak herhangi bir fark yaratmazdı.Doing that wouldn't have made any difference.
Eğer öyleyse, bu konuda ne yapabiliriz? Bir teklif yapmak ister misin?If so, what can we do about it? Do you want to make a proposal?
Buz, paten yapmak için yeterince katıdır.The ice is solid enough for skating.
Kahvaltı yapmak için aşağıya indik.We went downstairs to have breakfast.
Kahvaltı yapmak için aşağı kata indik.We went downstairs to have breakfast.
Hata yapmak için kendine izin ver.Allow yourself to make mistakes.
Tom yaptığını yapmak için her hakka sahipti.Tom had every right to do what he did.
Sizin işiniz saat yapmaktır.Your work is making watches.
Tom onu tek başına yapmaktan korktu.Tom was afraid to do it by himself.
Yakında bu konuda bir şey yapmak zorundasın.You've got to do something about this soon.
Daha iyi her şeyi yapmak, seni benden daha iyi yapmaz!Doing everything better doesn't make you better than me!
Yapmak için bana bir şey verebilir misiniz lütfen?Can you please give me something to do?
Ne yapmak istediğinizi öğrenmek istiyorum.I want to learn what you want to do.
Onu yapmak isterim ama ne yazık ki vaktim yok.I'd like to do it, but unfortunately I don't have the time.
Gerekli hazırlıkları yapmak için en azından bir güne ihtiyacım olacak.I'll need at least a day to make the necessary preparations.
Yapmak istemediğin bir şeyi sana yaptırma isteğim yok.I have no wish to make you do anything you don't want to do.
Çok ciddi bir hata yapmak üzeresin.You're about to make a very serious mistake.
Çok ciddi bir hata yapmak üzeresiniz.You're about to make a very serious mistake.
Biz girişimimizi yapmak için hazırız.We're prepared to make our attempt.
Diğer düzenlemeleri yapmak zorunda kaldık.We had to make other arrangements.
Bu işi yapmak zorundasın.You have to make this work.
Bir plan yapmak zorundayız.We have to make a plan.
Tom'a yardım etmek için bir şey yapmak zorundayım.We have to do something to help Tom.
Elimizdekilerle yapmak zorunda olduğumuz şeyi yaptık.We have to make do with what we have.
Hazırlık yapmak için biraz daha zamana ihtiyacım var.I need a little more time to prepare.
Tom beni onu yapmaktan durduramaz.Tom can't stop me from doing that.
İnsanları onu yapmaktan vazgeçirmek için mümkün olan her şeyi yaptım.I've done everything possible to discourage people from doing that.
Bunu yapmak için sana ne kadar ödeniyor?How much are you being paid to do this?
Bunu yapmak zorunda olmadığını sana söyledim.I told you you didn't have to do that.
Ne yazık ki bu konuda bir şey yapmak için çok geç.I'm afraid it's too late to do anything about that.
Onu yapmak zorunda olan kişi ben değilim.I'm not the one who has to do that.
Onu yapmak ister misin?Would you like to do that?
Yorum yapmak ister misin?Would you care to comment?
Bunu yapmak zorundasın, tıpkı hepimizin yaptığı gibi.You have to do it, just like we all do.
Bu gece ne yapmak istersin?What would you like to do tonight?
Bu arada ne yapmak istersiniz?What would you like to do in the meantime?
Her zaman tüm işi yapmak zorunda olmaktan usandım.I'm tired of always having to do all the work.
Bunu yapmak için daha kolay bir yol var.There's an easier way to do it.
Tom şehirde otopark ücreti tasarrufu yapmak için arkadaşlarıyla birlikte yolculuk yapar.Tom car-pools with friends to save on parking fees in the city.
Tüm yapmak istediğim bu.This is all I want to do.
Yani onu yapmak için çalışmalıyım, değil mi?So, I should try to do that, right?
Tom Boston'da yaptığım aynı şeyi yapmak istediğini söylüyor.Tom says he wants to do the same thing I did in Boston.
Boston'a uçak bileti için ödeme yapmak zorunda değildim.I didn't have to pay for the plane ticket to Boston.
Bu hafta sonu bir şey yapmak ister misin?Would you like to do something this weekend?
Bunu yapmak için Tom'un sizin yardımınıza ihtiyacı var.Tom needs your help to do it.
Tom onu doğru yapmak için sadece bir şansa sahip olacak.Tom is only going to have one chance to do it right.
Tom yapılması gerekenleri yapmak için sadece tek yol düşünebildi.Tom could only think of one way to do what needed to be done.
Tom sadece yapmak istediği tek şeyi düşünebildi.Tom could only think of one thing he really wanted to do.
Bu, eve gitmeden önce yapmak zorunda olduğumuz pek çok şeyden sadece biri.This is just one of many things we have to do before we can go home.
Bunu yapmak için başkasını ikna edemezsem bunu yapmak zorunda olan kişi benim.I'm the one who has to do that if I can't convince someone else to do it.
Er ya da geç onu yapmak zorunda kalacaksın.You're going to have to do that sooner or later.
Onu yapmak için yeterli zamanımız olmayabilir.We might not have enough time to do that.
Onun yapması söylenilen şeyi yapmaktan başka seçeneği yoktu.Tom had no choice but to do what he had been told to do.
Bunu yapmak bizim işimiz değil.It's not our job to do that.
Ne yapmak zorundayız?What do we have to do?
Sen bunu her zaman yapmak zorunda mısın?Do you have to do this every time?
Tom'un yapmak istediği tek şey konuşmak.All Tom ever wants to do is talk.
Yapmakla yapmamak arasındaki fark; yapmaktır.The difference between doing and not doing is doing.
Tom temizlik yapmak için kaldı.Tom stayed to clean up.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod