İstemesek bile onu yapmak zorunda kalacağız.We'll have to do it even if we don't want to.
Onun hakkında bir şey yapmak zorunda kalacağız.We'll have to do something about that.
Bunu çabucak yapmak zorunda olacağız.We'll have to do this quickly.
Yapmak zorunda olduğun şeyi yaparsın ve yapmak zorunda olduğum şeyi yapacağım.You do what you have to do, and I'll do what I have to do.
Onu hemen yapmak zorunda değilsin.You don't have to do that right now.
Bunu şimdi yapmak zorunda değilsin.You don't have to do that right now.
İstemiyorsan bunu yapmak zorunda değilsin.You don't have to do this if you don't want to.
Bunu yapmak için bir haftan vardı.You had a week to do this.
Tom'un sana yapmanı söylediğini yapmaktan başka seçeneğin yoktu.You had no choice but to do what Tom told you to do.
Ne yapmak zorunda olduğumuza dair kesinlikle bir fikrin yok.You have absolutely no idea what we had to do.
İşini yapmak zorundasın.You have to do your job.
Ne yapmak zorunda olduğunu biliyorsun, değil mi?You know what you must do, right?
İş birliği yapmak için tercübeliydin.You were wise to cooperate.
İkiniz de bundan daha iyisini yapmak zorunda kalacaksınız.You'll both have to do better than that.
Bundan daha iyisini yapmak zorunda kalacaksın.You'll have to do better than that.
Onu kendin yapmak zorunda kalacaksın.You'll have to do it yourself.
İşleri bizim usulümüzle yapmak zorunda kalacaksın.You'll have to do things our way.
Tom ve Mary yapmak zorunda oldukları şeyi yaptılar.Tom and Mary did what they had to.
Tom bize ne yapmak istediğimizi sordu.Tom asked us what we wanted to do.
Tom yapmaktan hemen pişman olduğu bir şey yaptı.Tom did something he immediately regretted doing.
Tom onu yapmak istemiyordu ama bir seçeneği olmadığını hissetti.Tom didn't want to do that, but he felt he had no choice.
Eğer istemiyorsa Tom bunu yapmak zorunda değil.Tom doesn't have to do this if he doesn't want to.
Tom bunu yapmak zorunda değil.Tom doesn't have to do this.
Tom bu civarda onu yapmak için gerekli yeteneklere sahip değil.Tom doesn't have what it takes to make it around here.
Tom bir şey yapmak için son dakikaya kadar beklemeyi sevmez.Tom doesn't like to wait until the last minute to do something.
Tom'un yapmak için acil bir şeyi vardı.Tom had something urgent to do.
Tom çift vardiya yapmak zorundaydı.Tom had to do a double shift.
Tom biraz iş yapmak zorundaydı.Tom had to do some work.
Tom'un Mary'nin istediğini yapmaktan başka hiç seçeneği yok.Tom has no choice but to do what Mary asks.
Tom bunu yapmak zorunda.Tom has to do it.
Tom bir şey yapmak zorunda.Tom has to do something.
Tom ne yapmak zorunda olduğumuzu bilen tek kişidir.Tom is the only one who knows what we have to do.
Tom işbirliği yapmak için istekli.Tom is willing to cooperate.
Tom bunu yapmak zorunda olduğunu biliyor.Tom knows he has to do it.
Tom yapmasını istediğimiz hiçbir şeyi asla yapmak istemedi.Tom never wanted to do anything we asked him to do.
Tom Mary'ye bazen yapmak zorunda olduğumuz bütün şeyin af dilemek olduğunu söyledi.Tom told Mary that sometimes all you have to do is ask for forgiveness.
Tom bütün konuşmayı yapmak istiyordu.Tom wanted to do all the talking.
Tom doğaçlama yapmak zorunda kaldı.Tom was forced to improvise.
Bu pratik yapmak için harika bir yol.This is a great way to practice.
Tom'a yardım etmek için elimden geleni yapmak istiyorum.I want to do my best to help Tom.
Tom yürüyüş yapmak istiyor.Tom wants to go for a walk.
Kayak yapmak benim tutkumdur.Skiing is my passion.
Bunu her gün yapmak zorunda mıyız?Do we have to do this every day?
Bazen iyi görünme ve rahat olma arasında seçim yapmak zorundasın.Sometimes you have to choose between looking good and being comfortable.
Egzersiz yapmak ister misin?Do you like to exercise?
Gelecek hafta sonu ne yapmak istiyorsun?What do you want to do next weekend?
İlk ne yapmak istiyorsun?What do you want to do first?
Daha sonra ne yapmak istiyorsun?What do you want to do next?
Yapmak zorunda değilse birisi bunu niçin yapar?Why would anyone do this if they didn't have to?
Kimse onu yapmak istemiyor mu?Nobody wants to do it?
Bunu yapmak için hiç kimseye izin verilmez.Nobody's allowed to do that.
Yapmak zorunda olduğum şeyi neredeyse bitirdim.I've almost finished what I have to do.
Yapmak zorunda olduğum şeyi neredeyse yapmayı bitirdim.I'm almost finished doing what I have to do.
Yürüyüş yapmak ister misin?Do you want to take a walk?
Tom neden bizimle işbirliği yapmak istiyor?Why would Tom be interested in collaborating with us?
Sadece doğru şeyi yapmakla ilgileniyorum.I'm only interested in doing the right thing.
Bu, kum kale yapmak için iyi bir yer.This is a good place to build a sand castle.
Tom bana yapmak zorunda olduğum şeyi yapmaktan başka seçeneğim olmadığını söyledi.Tom told me that I had no choice but to do what he said I had to do.
Ütü ısınırken Mary buhar yapmak için hazneye damıtılmış su döktü.As the iron was heating up, Mary poured distilled water into the reservoir to make steam.
Boston'da böyle şeyler yapmak zorunda değilim.I never got to do stuff like this in Boston.