Onun gezegendeki eğlence, çok boyutlu yüksek matematik yapmak demekti.Entertainment on his planet meant doing multidimensional higher mathematics.
Ne kadar yorgun olursan ol, onu yapmak zorundasın.No matter how tired you are, you have to do it.
Bunu hemen yapmak zorunda değilsin.You don't have to do it immediately.
Eğer bu üstesinden gelmen için çok fazlaysa, öyleyse onu yapmak zorunda değilsin.If it's too much for you to handle, then you don't have to do it.
Tom onların kirli işini yapmak istemedi.Tom didn't want to do their dirty work.
Ne kadar meşgul olduğun önemli değil, ödevini yapmak zorundasın.No matter how busy you are, you have to do your homework.
Yapmak istediğim her şeyi yapmak için zamanım yok.I don't have the time to do everything I want to do.
Daha iyisini yapmak için çabalamalıyız.We must strive to do better.
Eğer onu yapmak istemiyorsan, yapma!If you don't want to do it, don't!
Sen onur ve ölüm arasında seçim yapmak zorundasın.You have to choose between honor and death.
Bugün canım hiçbir şey yapmak istemiyor.I don't feel like doing anything today.
Benim dediğim gibi yapmak zorundasın.You have to do as I say.
Yapmak istediğim son şey ona zarar vermektir.The last thing I want to do is hurt her.
Ben her zaman bunun yapmak için doğru şey olacağını düşündüm.I always thought this would be the right thing to do.
Her şeyi kendi başıma yapmak zorundaydım.I had to do everything on my own.
Savaş yapmak, barış yapmaktan daha kolaydır.It's easier to make war than to make peace.
Bunu yapmak için zamanımın olup olmayacağını bilmiyorum.I don't know whether I will have time to do it.
Onu yapmak için vaktim olup olmayacağını bilmiyorum.I don't know if I will have time to do it.
Bir şey yapmak zorundayız.We have to do something.
Ne yapmak istediğimi biliyorum.I know what I want to do.
Yapmak zorunda olduğum şeyi şimdi biliyorum.I know now what I have to do.
Tom 100 saat toplum hizmeti yapmak zorundaydı.Tom had to perform 100 hours of community service.
Tom kağıt uçak yapmaktan hoşlanır.Tom likes making paper aeroplanes.
Bir seçim yapmak sana kalmış.It's up to you to make a choice.
O bunu yapmak için çok yaşlı değil.He is not too old to do it.
O kişi bir şey yapmak istemiyor.That person doesn't want to do anything.
İki şeyi aynı anda yapmak olası değildir.It's not possible to do two things at once.
Biz sadece onu yapmak zorundayız.We just have to do it.
Bunu yapmak istedim ama yapamadım.I wanted to do it, but could not.
Bu işi ücretsiz yapıyorum, sadece yapmaktan zevk alıyorum.I do this work for free, simply for the pleasure of doing it.
Pis bir iş ama biri bunu yapmak zorunda.It's dirty work, but someone has to do it.
Senin pis işlerini yapmak istemiyorum.I don't want to do your dirty work.
Bunu yapmak istediğimden emin değilim.I'm not sure I want to do this.
O bunu yapmak istediğinden emin değil.He's not sure he wants to do this.
Şimdiye kadar ilk kez çeviri yapmaktan bıktım.This is the first time I've ever got tired of translating.
Onu yapmak için öğretmenliği sevmek zorundasın.You have to like teaching in order to do it.
Onu yapıyorum çünkü yapmak zorundayım.I do it because I have to.
Bunu diğer işçiler yapmak zorunda oldukları için arabayı boşaltmayacağım.I will not unload the car because other workers have to do that.
Onu yapmak zorunda kaldım.I was forced to do it.
Dizlerime masaj yapmak zorundayım.I have to massage my knees.
Bu makale üzerine yorum yapmak zorundayım.I have to comment on this article.
Neden fazla mesai yapmak zorundayım?Why do I have to work overtime?
Almanya'da ne yapmak istiyorsun?What do you want to do in Germany?
Neden bunu yapmak istiyorsun?Why do you want to do this?
O yorum yapmaktan kaçındı.He declined to comment.
Olmak yapmaktır.To be is to do.
Kimse benim ülkemde yatırım yapmak istemez.Nobody wants to invest in my country.
Hiç kimse ülkemde yatırım yapmak istemedi.Nobody wanted to invest in my country.
Ben sadece yapmak zorunda olduğum için bu işi yapıyorum.I'm only doing it because I'm forced to.
Yapmak istemediğin hiçbir şeyi sana yaptırmayacağım.I won't make you do anything you don't want to.
Onu tekrar yapmak zorundasın.You have to do it again.
Onu tekrar yapmak zorundayım.I have to do it again.
Onun kahve yapmakta iyi olduğunu biliyor muydun?Did you know that he is good at making coffee?
Görevimi yapmak için gayret ettim.I endeavored to do my duty.
Görevimi yapmak için çaba harcadım.I endeavored to do my duty.
Görevini yapmak için gayret etti.He endeavored in order to do his duty.
Görevini yapmak için gayret ettik.We endeavored in order to do his duty.
Görevlerini yapmak için gayret ettiler.They endeavored in order to do their duty.
O, pratik yapmak için geç saatlerde geldi.He showed up late to practice.
Kaykay yapmak tehlikelidir.Skateboarding is dangerous.