yapmadı ile cümle
yapmadı kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Onu yapmadığını nasıl bileyim?De unde să știu că n-ai făcut-o?
(Bir şey yapmadım.)(Nem csináltam semmit.)
Yapmadı mı ne çabuk unutuyoruz.Semmit sem akarok elhalasztani vagy éppen elfelejteni.
Bir erkekle asla bir şey yapmadım.Emberre soha nem támadt.
Neden bunu yapmadık?Miért nem tetted?’
Rourke'un yeniden aktörlüğe ilgi duyduğu ise "... en iyi işimi henüz yapmadım" demesinden anlaşılabilir.Rourke állítja, hogy „…a legjobb szerepem még vár rám.”
Fenerbahçe Spor Kulübü takıma sadece adını verdi ve bütçesinden ayrı bir tahsisat yapmadı.A "Balatoni vasút" eddig csupán gyűjtőnévként volt használatos, és nem alkot közlekedési egységet.
Jack matematik sınavında hiç hata yapmadı.Jack nem vétett hibát a matematika-tesztben.
Bir buçuk yıl tiyatro yapmadı.Teatteri ei toiminut puoleentoista vuoteen.
Fakat doktorluk mesleğini hiç yapmadı.Hän ei kuitenkaan koskaan harjoittanut lääkärin ammattia.
Neden bunu yapmadık?Miksi tämän teit?
Polis müdahale etmek için hiçbir şey yapmadı.Poliisi ei tehnyt paljoakaan puuttuakseen tilanteeseen.
Yapmadı mı ne çabuk unutuyoruz.Unohtaa toisin, toisin muistaa.
Habib Burgiba, kendi ilkelerini müzakere konusu yapmadı.Habib Allah ei suostunut sinänsä houkuttelevaan tarjoukseen.
Başlangıçta anlaşma büyük siyasi yelpazeyi değiştirmek için pek bir şey yapmadı.Venäjän vallan alle joutuminen ei aluksi tuonut suurta muutosta mordvalaisten elämään.
İkinci toplantının ardından ALGOL 60 beklenen etkiyi yapmadı.Vastoin odotuksia seuraavallakaan kierroksella ei suurempia yllätyksiä nähty.
Avustralya Grand Prix haftasonu başladığında, Brawn GP takımının şaka yapmadığı anlaşılmaya başladı.Kauden avauskilpailu Australiassa oli tulokastalli Brawn GP:n näytöstä.
Michael Bay filmdeki yönetmenliği yapmadı.Elokuvan on ohjannut Michael Bay.
Onu benim için yapıp yapmadığını bilmiyorum.En tiedä, olisiko hän tehnyt sen minun vuokseni.
Tom üç hafta öncesinden beri banyo yapmadı.Tom ei ole kylpenyt kolmeen viikkoon.
Bunun bir kaza olup olmadığı, ya da BBC'nin bilerek yapıp yapmadığı öğrenilemedi.Παραμένει άγνωστο αν αυτό ήταν απλώς ένα ατύχημα ή αν το έκανε το BBC σκοπίμως.
Başlangıçta anlaşma büyük siyasi yelpazeyi değiştirmek için pek bir şey yapmadı.Αρχικά η συνθήκη έκανε λίγα για να αλλάξει το κύριο πολιτικό φάσμα.
Ondan sonra da başarılı filmler yapmadım değil ama festivallere göndermedik.Η ταινία όμως δεν γνώρισε καμία επιτυχία ενώ δεν βγήκε ούτε στους κινηματογράφους.
Aybaba, o sezon görev yapmadı.Τη σεζόν αυτή δεν διεξήχθησαν πλέιοφ.
Ama o bunu yapmadı."Δεν το έκανε.»
Fakat doktorluk mesleğini hiç yapmadı.Δεν πήρε ποτέ διδακτορικό.
(Bir şey yapmadım.)(«Δεν μπορώ!»).
Onlara 'Valla ben yapmadım' dedim."dedi."Τους είπα, δεν είναι τόσο άσχημα τα πράγματα.
On yıldır McDonald's dan alışveriş yapmadım.Εργαζόταν σε ένα εστιατόριο McDonald's κατά τη διάρκεια των καλοκαιρινών διακοπών για τρία χρόνια.
Neden bunu yapmadık?Hvorfor valgte jeg det?
Bir erkekle asla bir şey yapmadım.I've never murdered anybody.
Habib Burgiba, kendi ilkelerini müzakere konusu yapmadı.Habib Bourgiba har ikke levet forgæves.
Polis müdahale etmek için hiçbir şey yapmadı.Politiet gjorde ikke modstand.
Hayatının son 18 yılında hiç piyano çalmadı, beste yapmadı, şarkı söylemedi ve konuşmadı.Et andet argument er, at hun hverken spillede, dansede eller sang under protestaktionen.
Ama o bunu yapmadı."Men det er han ikke.”
Arafat Barak'ın önerisini reddetti ve hemen bir karşı öneri yapmadı.Arafat takket nei til Baraks tilbud, og nektet å komme med et umiddelbart motkrav.
Gauss'un nesli belirgin bir biçimde soyut ve uygulamalı matematik alanları arasında ayrım yapmadı.Gauss' generasjon hadde ikke noe skarpt skille mellom ren og anvendt matematikk.
İnsanların işlerini gerektiği gibi yapmadıklarını düşünüyor.Personene handler slik som de må gjøre.
Fakat doktorluk mesleğini hiç yapmadı.Han har aldri praktisert dette yrket.
Ukrayna Kiev Danimarka gibi Ukrayna da bu şampiyonaya daha önce hiç ev sahipliği yapmadı.Ukraina Kiev I likhet med Danmark hadde Ukraina aldri arrangert ishockey-VM tidligere.
(Bir şey yapmadım.)(Med mindre du gjør.)
Diş hekimliği eğitimi aldı fakat mesleğini yapmadı.Han er utdannet lege, men praktiserte aldri faget.
Danimarka Kopenhag/Herning Danimarka daha önce herhangi bir dünya şampiyonasına ev sahipliği yapmadı.Disse var: Danmark København/Herning Danmarks ansøkning hadde aldri arrangert ishockey-VM tidligere.
Kendisi o yıl sefer yapmadı ve kışın Konstantinopolis'e gitti.Dia tidak berkampanye sendiri tahun itu, dan di musim dingin, dia berangkat menuju Konstantinopel.
(Bir şey yapmadım.)(Tidak menghasilkan).
Arafat Barak'ın önerisini reddetti ve hemen bir karşı öneri yapmadı.Arafat menolak tawaran ini, dan tidak memberikan tawaran balasan dengan segera.
Yapmadı mı ne çabuk unutuyoruz.Jangan terlalu cepat atau tidak jelas.
Neden bunu yapmadık?Kenapa kita melakukannya?
İnsanların hiçbir kötülüğü bilerek yapmadıklarından bahseder.Ia menekankan bahwa manusia, sebagai manusia, tidak dapat berbuat baik.
Flint bu şarkıda vokallik yapmadı.Rap juga tidak dipakai dalam lagu ini.
Polis müdahale etmek için hiçbir şey yapmadı.Polisi tidak melakukan investigasi.
Başlangıçta anlaşma büyük siyasi yelpazeyi değiştirmek için pek bir şey yapmadı.Ban đầu, hiệp ước đã không làm thay đổi phổ chính trị lớn.
Arafat Barak'ın önerisini reddetti ve hemen bir karşı öneri yapmadı.Arafat bác bỏ đề xuất của Barak và từ chối thực hiện một đề xuất đổi lại ngay lập tức.
Şirket, konunun öncülüğünü yapmadı, ancak yaygın olarak iPad Mini olması bekleniyordu.Công ty đã không thông báo trước chủ đề của sự kiện, nhưng người ta mong đợi là iPad Mini.
(Bir şey yapmadım.)(Tôi vừa làm việc đó.)
Beni asla zorba ve asi yapmadı.Anh ta chưa bao giờ hành xử một cách ác độc hay cộc tính.
Flint bu şarkıda vokallik yapmadı.Tiếc là Thu Phương đã không hát lại bài đó.
Bir erkekle asla bir şey yapmadım.Tôi chưa bao giờ sống vì người khác.
Polis müdahale etmek için hiçbir şey yapmadı.Cảnh sát hầu như không can thiệp vào.
Michael Bay filmdeki yönetmenliği yapmadı.Michael Bay đảm nhiệm vai trò sản xuất cho phim.