Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.Sătenii au crezut că e blestemată; nu mai ştiau ce să-i facă.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.Vaščani so mislili, da je prekleta; niso vedeli, kaj naj z njo.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.Vesničané si mysleli, že je prokletá; nevěděli, co si s ní počít.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.Οι χωρικοί νόμιζαν πως ήταν καταραμένη, δεν ήξεραν τι να την κάνουν.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.Жители деревни решили, что её прокляли, — не знали, что с ней делать.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.Съселяните й мислели, че е прокълната; не знаели какво да правят с нея.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.הכפריים חשבו שהיא מקוללת; הם לא ידעו מה לעשות איתה.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.سكان القرية اعتقدوا أنها أصيبت بلعنة; لم يعرفوا ما الذي سيفعلوه بها.
Köylüler onun artık lanetli olduğunu düşünüyor, ve onunla ne yapacaklarını bilmiyorlar.とうとう村はずれの小屋に彼女を置き去りにしました
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.A budeš im vysvetľovať ustanovenia a zákony a oznámiš im cestu, ktorou majú ísť, a to, čo majú robiť.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.A onych też nauczaj ustaw i praw, oznajmując im drogę, którą by chodzić, i dzieło, które by czynić mieli.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.A vysvětluj jim řády a zákony, a oznamuj jim cestu, po níž by šli, a co by dělati měli.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.Enséñales las leyes y las instrucciones, y muéstrales el camino a seguir y lo que han de hacer
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.forklar dem budene og lovene, og lær dem den vei de skal vandre, og den gjerning de skal gjøre.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.Hãy lấy mạng lịnh và luật pháp Ngài mà dạy họ, chỉ cho biết con đường nào phải đi, và điều chi phải làm.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.Hãy lấy mạng lịnh và luật_pháp Ngài mà dạy họ , chỉ cho_biết con đường nào phải đi , và điều chi phải làm .
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.Învaţă -i poruncile şi legile; şi arată-le calea, pe care trebuie s'o urmeze şi ce trebuie să facă.``
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.ja neuvo heille tie, jota heidän on kuljettava, ja mitä heidän on tehtävä.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.그들에게 율례와 법도를 가르쳐서 마땅히 갈 길과 할 일을 그들에게 보이고
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.Och du må upplysa dem om stadgar och lagar och kungöra dem den väg de skola vandra och vad de skola göra.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.og du skal indskærpe dem Anordningerne og Lovene og lære dem den Vej, de skal vandre, og hvad de har at gøre.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.והזהרתה אתהם את החקים ואת התורת והודעת להם את הדרך ילכו בה ואת המעשה אשר יעשון׃
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.وعلّمهم الفرائض والشرائع وعرّفهم الطريق الذي يسلكونه والعمل الذي يعملونه.
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.又 要 將 律 例 和 法 度 教 訓 他 們 、 指 示 他 們 當 行 的 道 、 當 作 的 事
Kuralları, yasaları halka öğret, izlemeleri gereken yolu, yapacakları işi göster.又 要 將律例 和 法度 教訓 他 們 、 指示 他 們當 行 的 道 、 當作 的 事
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onların그리고 그들은 요구했습니다 그들은 루이 16세와 마리 앙투아네트가 베르사유 궁전에서 음모를 꾸미고 있다고 생각했기 때문에
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınAcolo au pretins — petru că nu aveau încredere în Ludovic al XVI-lea și în Maria Antoaneta —
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınA žádaly - protože měly podezření, co měli
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınE chiesero-- perché erano sospettose di ciò che
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınElles ont exigé - parce qu'elles se méfiaient de ce que Louis XVI et
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınI domagały się - ponieważ ludzie byli podejrzliwi, co Ludwik XVI i Maria-Antonina kombinują w Wersalu...
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınТа вони жадали - тому, що вони підозоювали
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınوطالبوا -- لانهم كانوا يشكون في ما يفعله لويس السادس عشر وزوجته ماري انتونت في فراساي
Louis ve Marie-Antoniette'nin Versay'da ne yapacaklarından şüpheli oldukları için onlarınベルサイユ宮殿で何かしているんじゃないかって 疑っていたんだ。 だから、2人にパリに移ることを要求したんだ。
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Arra kérte vásárlóit, hogy fizessenek jótettekkel a szeretteiknek a csokoládéért.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Cửa hàng này đề nghị khách hàng mua sô-cô-la hãy hứa sẽ làm những việc tốt đối với những người thân yêu.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.De klanten kochten chocolade met de belofte goede daden te doen voor dierbaren.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Den bad kunder om at købe chokolade med løftet om gode gerninger mod deres kære.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.가게에서는 고객에게 고객이 사랑하는 사람들에게 선행을 하겠다는 약속만으로 물건을 내줍니다.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Kunden wurden mit ihrem Schokoladeneinkauf gebeten, zu versprechen, einem guten Freund etwas Gutes zu tun.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Les clients pouvaient acheter du chocolat contre la promesse de bonnes actions envers leurs proches.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Od svojich zákazníkov žiada, aby s kúpou čokolády sľúbili spraviť dobrý skutok pre svojich milovaných.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Pedia aos clientes para comprarem chocolate com a promessa de boas acções para os entes queridos.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Poprosiła klientów, by dokonywali zakupów z obietnicą dobrych uczynków wobec bliskich.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Požádali zákazníky, aby si koupili čokoládu a slíbili přitom udělat dobrý skutek pro své blízké.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Si chiedeva ai clienti di comprare la cioccolata con l'impegno di buone azioni verso i propri cari.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Solicita clienților să cumpere ciocolată cu promisiunea că vor face fapte bune pentru cei dragi.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Yhtiö pyysi asiakkaita ostamaan suklaata hyvillä teoilla rakkaitaan kohtaan.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Ζητούσε από τους πελάτες να αγοράσουν σοκολάτα με την υπόσχεση καλών πράξεων προς τους αγαπημένους τους.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.От покупателей требовалось купить шоколад, с обещанием делать добрые дела для своих близких.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Там тобі продадуть шоколад, якщо пообіцяєш робити добрі справи своїм близьким.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.Тя помоли клиентите да купуват шоколад, след като обещаят, че ще направят нещо хубаво за тези, които обичат.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.היא הציעה לקונים לרכוש שוקולד תוך הבטחה לבצע מעשים טובים לאנשים הקרובים אליך.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.وطلبت من الزبائن شراء الشوكولاته مع الوعد بعمل الخير نحو أحبائهم.
Müşterilerden çikolatayı, sevdiklerine yapacakları iyilikler karşılığında satın almalarını istedi.好きな人のために何か良いことをする 約束をしてもらうのです これは取引を交流に
"mutlak değer" ifadesidir. Ona ne yapacaklarını bilemezler.Comment s'en sortir?
Nasıl yapacaklarını bilseler, yaparlardı.Daar zouden ze achteraan gaan, als ze wisten hoe.
Nasıl yapacaklarını bilseler, yaparlardı.Dacă ar fi reuşit să-şi dea seama cum să o facă, nu ar fi ezitat.
Nasıl yapacaklarını bilseler, yaparlardı.De skulle satsa, om de visste hur.
Nasıl yapacaklarını bilseler, yaparlardı.Die würden sie sich doch wohl schnappen, wenn sie wüssten, wie.