Tom düşük-yağlı, yüksek-proteinli diyet yapıyor.Tom is on a low-fat, high-protein diet.
Tom şimdi tatil planları yapıyor.Tom is making vacation plans now.
Tom üç yıldır Fransızca eğitimi yapıyor.Tom has been studying French for three years.
Tom'un ayakkabılarından birinin altına sakız yapışmıştı.Tom had some gum stuck on the bottom of one of his shoes.
Tom zarfa bir pul yapıştırmayı unuttu.Tom forgot to put a stamp on the envelope.
Tom yapılması söylenileni yaptı.Tom did what he had been told to do.
Tom gerçekten pahalı, iyi yapılmış bir çift ayakkabı satın aldı.Tom bought a really expensive, well-made pair of shoes.
Tom Japonya'da yapılmış bir kamera satın aldı.Tom bought a camera that was made in Japan.
Tom'un gerçekten yapılması gerekeni yapma cesareti olduğundan şüpheliyim.I doubt that Tom has the courage to do what really needs to be done.
Tom Mary ile yürüyüş yapıyor ve çok geçmeden geri dönmeli.Tom is taking a walk with Mary and should be back before long.
Tom Mary'den ona valsin nasıl yapılacağını öğretmesini rica etti.Tom asked Mary to teach him how to do the waltz.
Tom Mary'den ona bir sandviç yapıp yapamayacağını sordu.Tom asked Mary if she could make him a sandwich.
Tom ve Mary cennette yapılan bir eşti.Tom and Mary were a match made in heaven.
Mary güveç pişiriyor ve Tom bir salata yapıyor.Mary is cooking stew and Tom is making a salad.
Mary Tom'a şantaj yapıyor.Mary is blackmailing Tom.
Mary pasta hamuru yapmaz, o genellikle hazır-yapılmış alır.Mary doesn't make pie crust. She usually buys it pre-made.
Hükümet insanları fark etmiyor. Onlar ne isterlerse yapıyor.The government doesn't notice people. They do whatever they want.
Etnik İran gıdalarında, sütten yapılan birçok ürün görebilirsiniz.In ethnic Iranian foods, you can see many products which are made of milk.
O oyuncak tahtadan yapılmış.That toy is made out of wood.
Ben sadece işimi yapıyorum.I'm just doing my job.
Tom bir şekerleme yapıyordu.Tom was taking a snooze.
Tom Mary'yi mutlu etmek için elinden geleni yapıyor.Tom bends over backwards to make Mary happy.
Bunun niçin yapılması gerektiğini anlamıyorum.I don't understand why this has to be done.
Bir sürü iş yapıldı, daha fazla yapılması gerekiyor.A lot of work has been done, more needs to be done.
Neden bunu bana yapıyorsun?Why do you always do that to me?
U dönüşü yapılmaz!No U-turn!
Gerçekten önemli olan tek şey, sizin elinizden geleni yapıp yapmamanızdır.The only thing that really matters is whether or not you did your best.
Bu patlamış mısırların tadı bayat. Ne zaman yapıldıklarını merak ediyorum.This popcorn tastes stale. I wonder when it was popped.
Gerçekten hiç iş yapıyor musun?Do you ever actually do any work?
Ben bir zarar yapıcıyım.I'm a damage doer.
Tom iskelede güneş banyosu yapıyordu.Tom was sunbathing on the dock.
Tom'un acelesi vardı bu yüzden yatağını yapılmamış olarak bıraktı.Tom was in a hurry so he left his bed unmade.
Tom Mary'nin Python, JavaScript ve Perl'de nasıl program yapılacağını bildiğini düşündü.Tom thought Mary knew how to program in Python, JavaScript and Perl.
Tom üniversite için para tasarrufu yapıyor.Tom is saving money for college.
Tom mutfakta çay yapıyor.Tom is in the kitchen making tea.
Tom eskiye göre çok daha iyi yapıyor.Tom is doing much better than before.
Tom hastaların yaşam kalitesini iyileştirmek için gücü dahilinde her şeyi yapıyor.Tom is doing everything within his power to improve the patients' quality of life.
Tom plastikten yapılmış bir ukulele istemiyor.Tom doesn't want a ukulele made of plastic.
Mary'nin ev ödevini yapıp yapmaması Tom'un umrunda değil.Tom doesn't care whether Mary does her homework or not.
Mary'nin ne yapıp yapmadığı Tom'un umrunda değil.Tom doesn't care what Mary does or doesn't do.
Tom Mary'ye ne yapılacağını söyleyecek midesi olduğunu düşünmüyordu.Tom didn't think he had the stomach to tell Mary what needed to be done.
Tom sadece yanında oturup Mary'ye zorbalık yapılmasını izleyemedi.Tom couldn't just sit by and watch Mary being bullied.
Tom şimdi ne yapıyor olması gerektiğini kesinlikle biliyor.Tom certainly knows what he should be doing now.
Tom arkadaşlarına vermek için Çin'de yapılmış bir miktar cibinlik aldı.Tom bought some mosquito nets made in China to give to his friends.
Tom odasındaki yatak yapılmamıştı.The bed in Tom's room was unmade.
Tom'un şaka yapıp yapmadığını söyleyemem.I can't tell if Tom is joking or not.
Gecenin bu saatinde burada ne yapıyorsun?What are you doing here this time of night?
Yapılacak doğru şey olduğunu düşündüğün şeyi yaptığına eminim.I'm sure you did what you thought was the right thing to do.
Yapabildiğimin en iyisini yapıyorum.I'm doing the best I can.
Elimden gelen her şeyi yapıyorum.I'm doing all I can.
Gitmeyi planlıyorum. Yapıp yapmaman umurumda değil.I plan to go. I don't care if you do or not.
İş yapıldı mı?Is the work done?
Köprü askerler tarafından yapılmıştı.The bridge was to be built by the soldiers.
Bu çayın sıcaklığı fincanımı tutamayacak kadar sıcak yapıyor.The hotness of this tea is making my cup too hot to hold.
Hadi senin neden yapıldığını görelim.Let's see what you're made of.
Nasıl yaptığını kimse anlamıyor ama yapıyor.Nobody understands how he does it, but he does it.
Bu iki gömlek aynı malzemeden yapılmış.These two shirts are made from the same material.
Bu iki pantolon farklı malzemelerden yapılmaktadır.These two pairs of pants are made from different materials.
O iki gömlek aynı malzemeden yapılmış.Those two shirts are made from the same material.
Ne tür egzersizler yapıyorsunuz?What kinds of exercises do you do?