Tom ve Mary fen dersinde yan yana oturdular.Tom and Mary sit next to one another in science class.
Tom ve Mary yan yana oturuyorlar.Tom and Mary are sitting side by side.
Tom kolunu Mary'ye koydu ve onu yanağından öptü.Tom put his arm around Mary and kissed her cheek.
O, yanan yanaklarını genç adamın kucağında sakladı.She hid her burning cheeks in the bosom of the young man.
Yanan bir şey var.There's something burning.
Gözyaşları onun yanaklarından aşağı doğru yuvarlandı.Tears began to roll down her cheeks.
Onun ölümünden bu yana iki yıl geçti.Two years have passed since he died.
"Şimdi Roma'da mı yaşıyorsun?" "Evet, biz temmuz ayından bu yana orada yaşıyoruz.""Do you live in Rome now?" "Yes, we've been living there since July."
Tom yanaktan bir öpücükle Mary'yi uyandırdı.Tom woke Mary up with a kiss on the cheek.
Kulağıma "Seni seviyorum" diye fısıldayıp ardından beni yanağımdan öptü.He whispered "I love you" into my ear and then kissed me on the cheek.
Tom Mary'ye yanağından hızlı bir öpücük verdi.Tom gave Mary a quick peck on the cheek.
Tom sağ elinde yanan bir mum tutuyor.Tom is holding a lit candle in his right hand.
Tom yanan evden iki çocuk taşıdı.Tom carried two children from the burning house.
Tom geceleyin göğsünün ortasında yanan bir ağrı ile uyandı.Tom woke up in the night with a burning pain in the middle of his chest.
Almanya, Hollanda'yla yan yana.Germany adjoins Holland.
Karısının ölümünden bu yana, Tom çocukların hem annesi hem babası oldu.Since his wife died, Tom has been mother and father in one to the children.
Kürtajdan yana olan herkesin zaten doğmuş olduğunu farkettim.I've noticed that everyone who is for abortion has already been born.
Yanan bina çökmek üzereydi.The burning building was about to collapse.
Tom'un çok açık bir teni var ve güneşte kolayca yanar.Tom has a very fair complexion and burns easily in the sun.
Yanakları kızardı.Her cheeks turned red.
Tom yangında yanarak öldü.Tom was burned to death in the fire.
Tom, çocukları yanan evden kurtardı.Tom rescued the children from the burning house.
Tom'un yanağında kötü bir kesik var.Tom has a nasty cut on his cheek.
Rüzgar onun yanaklarını ısırdı.The wind bit her cheeks.
O, yanağından gözyaşını sildi.She wiped a tear from her cheek.
Senin gidişinden bu yana çok şey oldu.A lot's happened while you've been away.
Tom onu her iki yanağından öptü.Tom kissed her on both cheeks.
Mary onu her iki yanağından öptü.Mary kissed him on both cheeks.
Geçen ekim ayından bu yana eğlenceli bir şey yapmadık gibi görünüyor.It seems like we haven't done anything fun since last October.
Tom Mary'ye yanağından bir öpücük verdi ve sonra gitti.Tom gave Mary a kiss on the cheek and then he left.
Tom yanan uçaktan atladı.Tom jumped out of the blazing plane.
Tom yanan uçaktan kaçabildi.Tom was able to escape from the burning plane.
Tom yanan evden Mary'nin köpeğini kurtardı.Tom rescued Mary's dog from the burning house.
1965 yılından bu yana o kasabada hiçbir adam kaçırma olayı bildirilmemişti.No abduction had been reported in that town since 1965.
Dan 1978 yılından bu yana Londra'da yaşıyor.Dan has been living in London since 1978.
Tom yanağında bir yara izi var.Tom has a scar on his cheek.
Talih işte, kader benden yanaydı.As luck would have it, Providence was on my side.
Şans eseri, takdiri ilahi benden yanaydı.As luck would have it, Providence was on my side.
Rastlantı eseri, Allah benden yanaydı.As luck would have it, Providence was on my side.
Şaka bir yana, işe yarayabilir.All kidding aside, it may work.
Joan of Arc 1451'de yanarak öldü.Joan of Arc was burned to death in 1451.
O sadece yanaktan bir öpücüktü.It was only a kiss on the cheek.
Ahşap çok kolay yanar.Wood burns very easily.
Ateşin var mı? Yanakların kırmızıdır.Do you have a fever? Your cheeks are all red.
O onun yanağını öper.He kisses her cheek.
Yana bir bilgisayar programcısı mı?Is Yana a computer programmer?
Yanaklarının ikisi kızardı.Both of her cheeks turned red.
O, şapkasını yana yatırdı.He tipped his hat.
Bugün şans benden yana.Luck's on my side today.
Şans cesurdan yanadır.Fortune favours the brave.
Tom'la yan yana çalıştım.I worked alongside Tom.
Birkaç kadın yüzünü yana çevirdi.Several women looked away.
O kendini yanan mumlarla çevrili köpük banyosuna daldırdı.Surrounded by burning candles, she dips herself into a bubble bath.
Yanan bir şey kokusu alıyor musun?Do you smell something burning?
Babam yakınıyor; o geçen haftadan bu yana sürekli olarak meşgul oldu.My dad is complaining; he's been constantly busy since last week.
Mary genç adamı yanağından öptü.Mary kissed the young man on the cheek.
Tom'un yanağından bir gözyaşı süzüldü.A tear ran down Tom's cheek.
Onun beni terk etmesinden bu yana iki yıl geçti.It's been two years since she left me.
İnsanlar çığlık atarak yanan binadan koşarak dışarıya çıktı.People came running out of the burning building, screaming.
O zamandan bu yana değişen pek bir şey olmadı.Not much has changed since then.