Yeni evini yangına karşı sigorta ettirdi.He insured his new house against fire.
O, dünyanın dört bir yanını gezdi.He traveled around the world.
Onun doğru ve yanlış anlayışı yoktur.He has no sense of right and wrong.
Öğrencilerinin yanında kötü bir ünü var.He has a bad reputation with his students.
O, doğru ile yanlış arasındaki farkı bilmiyor.He doesn't know the difference between right and wrong.
Kaba dili nedeniyle yanlış anlaşıldı.He's misunderstood because of his vulgar language.
O, erkek kardeşinin yanında genç görünüyordu.He looked young beside his brother.
Yanlış trene binmiş olabilir.He may have taken the wrong train.
Yanlışlıkla yanlış trene bindi.He took the wrong train by mistake.
Zeki ama bir yandan da sık sık dikkatsizce hatalar yapıyor.He is clever, but on the other hand he often makes careless mistakes.
Ateşin yanında ıslak elbiselerini kuruttu.He dried his wet clothes by the fire.
O onun yanına gitti ve tokalaştı.He went up to her and they shook hands.
O, onu yanağından öptü.He kissed her on the cheek.
O, onun yanına oturdu.He sat next to her.
O, kız kardeşini yanında götürdü.He took his sister along.
O her gün şemsiyesini yanında taşır.He carries his umbrella about with him every day.
O, kaba bir yanıt verdi.He made a rude reply.
Gözleri kapalı onun yanında oturdu.He sat beside her with his eyes closed.
O yanında bir çalar saati almadan asla yolculuk yapmaz.He never travels without taking an alarm clock with him.
Yanında duran kadına bazı sorular sordu.He asked some questions of the lady standing next to him.
Onların yangını kontrol altına alması şafaktan önceydi.It was before dawn that they got the fire under control.
Onların pek çok ortak yanı var.They have a lot in common.
Onların birbirleriyle ortak yanı var.They have something in common with each other.
Onların evi yangında yanıp kül oldu.Their house was burned down in the fire.
Onların kaldıkları handa bir yangın çıktı.A fire broke out at the inn where they were staying.
Onların Kalküta'dan New York City'ye kadar dünyanın dört bir yanında şubeleri var.They have branches all over the world, from Calcutta to New York City.
Onlar yan yana yürüyordu.They were walking two abreast.
Onlar yol boyunca üçü yan yana yürüdü.They walked along the road three abreast.
Üçü yan yana yürüyorlardı.They were walking three abreast.
Onlar üç gün içinde gidiyorlar. Yani 10 Haziran'da.They are leaving in three days, that is to say June 10th.
Onlar ateşin yanında oturdular.They sat down by the fire.
Tesadüfen yan yana yürüdüler.They happened to walk side by side.
Onlar cadde boyunca yan yana yürüdü.They walked along the street side by side.
Onlar yangından uzaklaştılar.They moved farther away from the fire.
Onlar okulun yanında yaşıyorlar.They live near the school.
Yanlış trene bindiler gibi görünüyor.It seems that they took the wrong train.
Onlar bavulumu yanlışlıkla Londra'ya gönderdi.They sent my suitcase to London by mistake.
Onlar dün onun evinin yanından geçtiler.They passed by her house yesterday.
Sorularımı zorlukla yanıtladılar.They answered my questions with difficulty.
Onlar onların aptalca yanlış anlamalarına güldüler.They laughed over their silly misunderstanding.
Onlar vergi yasalarının reformundan yana.They are in favor of the reform of the tax laws.
Yangını söndürmek için birlikte çalıştılar.They worked together to put out the fire.
Onların eski nesille hiç ortak yanları yok.They have nothing in common with the older generation.
Onun iddiasının yanlış olduğunu söylediler.They said that his claim was false.
Onlar yan yana oturdular.They sat side by side.
Hayatları pahasına yangınla mücadele etmeye devam ettiler.They went on fighting the fire at the risk of their lives.
Yanıma gelip "Nasılsın?" dedi.She came up to me and said "How are you?"
Yanımda oturmasını tercih ederdim.I'd rather she sat next to me.
Onun yanında getirdiği çocuk çok yakışıklıydı.The boy who she brought with her was very handsome.
Onun yanakları kırmızıydı.Her cheeks were red.
Onun yanakları buz gibi soğuktu.Her cheeks were as cold as ice.
Yanakları utançla kızardı.Her cheeks burned with shame.
Onun kahkahası evde yankılandı.Her laughter echoed through the house.
Onun kibarlığı yanlış anlaşıldı.Her kindness was misunderstood.
Onun ifadesinin yanlış olduğu ortaya çıktı.Her statement turned out to be false.
Ben tamamen onun teklifinden yanayım.I'm all for her proposal.
Onun cevabının yanlış olduğunu fark ettim.I noted that her answer was incorrect.
Onun cildi kolayca yanar.Her skin burns easily.
Gözyaşları onun yanaklarından süzülüyordu.Tears were flowing down her cheeks.
Onun adı yanlış hecelendi.Her name was spelled wrong.