yalnız ile cümle
yalnız kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Karanlıktan sonra eve yalnız yürümeyi sevmem.I don't like walking home alone after dark.
Yalnız kalmak istiyorum.I don't like to be alone.
Ben işi yalnız başıma yapmak zorunda kaldım.I was compelled to do the work alone.
Yalnız başıma gitmem gerektiğine inanıyor musun?Do you think I should go alone?
Sence, yalnız mı gitmeliyim?Do you think I should go alone?
Yalnız yaşamaya dayanamıyorum.I can't bear living alone.
Bir yolculuğa yalnız gitmemin kesinlikle imkanı yok.There is absolutely no way that I would go on a trip alone.
Yalnız yaşamaya alışkınım.I am accustomed to living alone.
Sınıfta yalnızdım.I was alone in the classroom.
Kendimi yalnız hissettim.I felt lonely.
Bu sabah buraya yalnızca ben geldim.I just got here this morning.
Yurt dışına bazen yalnız seyahat ederdim.I would sometimes travel abroad alone.
Ona eve yalnız gitmemesini söyledim.I told him not to go to the place alone.
Ona yalnız gitmesini önerdim.I suggested that she go alone.
Onun oraya yalnız gitmesine itiraz ediyorum.I object to her going there alone.
Yalnız olmaya dayanamayan bir erkeğim.I am a man who can't stand being alone.
Yalnız olmaya dayanamayan bir insanım.I am a man who can't stand being alone.
Lütfen beni yalnız bırakın, Meşgulüm.Please leave me alone. I am busy.
Yalnızca birkaç kişi vaktinde geldi.Only a few people showed up on time.
Bazen yalnız hissediyorum.I get lonely at times.
Eğitimi yalnız mı yaptınız?Did you study by yourself?
Onu yalnız başıma yapabilirim.I can do it alone.
Gerçek şu ki onun babası işten dolayı New York'ta yalnız yaşıyor.The fact is that his father lives alone in New York because of work.
Yalnız olduğun zaman gelmeye ve benimle konuşmaya çekinme.Whenever you get lonely, feel free to come and talk to me.
Teyzem kırsalda yalnız bir evde yaşıyor.My aunt lives in a lonely house in the country.
Küçük çocuklar karanlıkta yalnız bırakılmaktan korkuyorlar.Small children are afraid of being left alone in the dark.
Yalnız kalan küçük çocukla dışarı çıkmamalısın.You oughtn't to go out with the little boy remaining alone.
Birkaç dakika onu yalnız bıraksak iyi olur.We had better leave her alone for a few minutes.
Marko yalnızca İngilizce değil Almanca da okudu.Mariko studied not only English but also German.
İncil'de, " İnsan yalnız ekmek ile yaşamayacak " diyor.It says in the Bible, "Man shall not live on bread alone."
Kütüphanede yalnızdılar.They were alone in the library.
Gerçeği söylemek gerekirse, kendimi yalnız hissettim.To tell the truth, I felt lonely.
Yalnızca sessiz kalısan, kalabilirsin.You can stay if only you are quiet.
Bebeği yalnız bırakmamalısın.You shouldn't leave the baby alone.
Yalnızken, büyükbabam bazen kendi kendine konuşur.My grandfather sometimes talks to himself when he's alone.
Yalnız seyahat etmek bir grupla gitmekten daha ilginçtir.It's more interesting to travel alone than to go on a group tour.
Bilgelik, yalnızca gerçekleri bilmekten ibaret değildir.Wisdom does not consist only in knowing facts.
Onu yalnız bırak.Leave him alone.
Erkek kardeşim oraya yalnız gitmek için ısrar etti.My brother insisted on going there alone.
Oraya yalnız gidemeyecek kadar çok genç.He is too young to go there alone.
Babam bana yurt dışına yalnız gidemeyeceğimi söyledi.My father told me I couldn't go abroad alone.
Japonlara göre, tek başına uyuyan bir Amerikan bebeği yalnız görünüyor.To Japanese, an American baby sleeping by himself seems lonely.
O, ve yalnızca o, gitmelidir.He, and he alone, must go.
O, yalnız hissetmesin diye kaldım.I stayed so he wouldn't feel lonely.
Ev ödevini yalnız başına yapıp yapmadığı şüpheli.It is doubtful whether he did his homework by himself.
Kendisinin suçlu olmadığına inanmakta yalnız değiliz.We are not alone in believing that he is not guilty.
Onunla bir anlığına yalnız kaldığında, ona çıkma teklif etti.When he got her alone for a moment, he asked for a date.
Annesi onun oraya yalnız gitmesine izin vermeyecek.His mother will not consent to his going there alone.
O, yalnız seyahat etmek için yeterince yaşlıdır.He is old enough to travel alone.
O " Beni yalnız bırak" dedi.He said: "Leave me alone."
Oraya yalnız gitmeye karar verdi.He made up his mind to go there alone.
O benim yalnız gitmemi emretti.He ordered me to go alone.
Yalnız gitmeye cesaret edebilir mi?Dare he go alone?
Büyük bir evde yalnız yaşıyor.He lives in a large house by himself.
Biz bir süre onu yalnız bırakmaya karar verdik.We decided to leave him alone for a while.
O orada yalnızdı.He was alone there.
O, orada yalnız yaşadı.He lived there all by himself.
Oraya yalnız gitmeyecek kadar akıllıdır.He knows better than to go there alone.
Biz onu yalnız bıraksak iyi olur.We'd better leave him alone.
O, odada yalnızdı.He was alone in the room.
İlgili Sayfalar