Yalnız yatmaya alışık değildi.He was not accustomed to sleeping alone.
İş onun tarafından yalnız başına mı yapıldı.Was the work done by him alone?
Planı desteklemede yalnız değiliz.We are not alone in supporting the plan.
Sanatçı her zaman yalnız resim yapmıştır.The artist always painted alone.
Evde bebeği ile yalnızdı.She was alone with her baby in the house.
Ve ağaç genellikle yalnızdı.And the tree was often alone.
Senin oraya yalnız gitmen ne kadar da aptalca!How stupid of you to go there alone!
Yalnızca on dakika daha bekleyemez misin?Can't you wait just ten more minutes?
Uzun, uzun zaman önce sen beni bu yolda burada yalnız dururken bıraktın.You left me standing alone here on this road a long, long time ago.
Bavulu yalnız taşıyabilir misiniz?Can you manage to carry the suitcase by yourself?
John oraya yalnız gitti.John alone went there.
Jim uyandı ve kendini odada yalnız buldu.Jim awoke and found himself alone in the room.
Beth, Sally'nin yalnızca suçsuz numarası yaptığını iddia etti.Beth argued that Sally was only pretending to be innocent.
Bu görüşte yalnız değilim.I am not alone in this opinion.
Çocuğun Tokyo'ya yalnız geldiğine inanmıyorum.I don't believe the child came to Tokyo alone.
Bu ulusal hazine yılda yalnızca bir kez halk tarafından görülebilir.This national treasure can be seen by the public only once a year.
Bu kural yalnızca yabancılar için uygulanır.This rule is applied to foreigners only.
Kouji şanslıydı; onun trafik kazası yalnızca arabasının yanında küçük bir çizik bıraktı.Kouji was lucky; his traffic accident left only a minor scratch on the side of his car.
Yalnızca kulüp üyeleri bu odayı kullanma hakkına sahiptir.Only members of the club are entitled to use this room.
Yalnız seyahat etmek için çok gençsin.You are too young to travel alone.
Yalnız seyahat edebilmek için çok gençsiniz.You are too young to travel alone.
Yalnızca her birey ona karşı harekete geçmeye karar verirse, AIDS durdurulabilir.AIDS can be stopped only if every person decides to take action against it.
Babam geceleri dışarıya yalnız çıkmama izin vermez.My father doesn't let me go out alone at night.
Hayır, teşekkürler. Yalnızca bakıyorum.No, thank you. I am just looking.
Yalnızca benimle gitmek zorundasın.You have only to go with me.
ABD yalnızca son çare olarak ülkede hava saldırılarını kullanacak.The USA will only use air strikes in the country as a last resort.
Amerikan üniversitelerine başvururken, TOEFL skorunuz yalnızca bir etkendir.When applying to American universities, your TOEFL score is only one factor.
Oynamak için yalnızca bir rolün var.You have only to play a role.
Yalnız seyahat edecekmisin?Will you travel alone?
Yalnız gitmemelisin.You should not go alone.
Niçin yalnızsın?Why are you alone?
Yalnızca burada beklemek zorundasın.You have only to wait here.
Yalnızca sen değil ben de hatalıyım.Not only you but also I am in the wrong.
Sen yalnızca benim umudumsun.You alone are my hope.
Sen bana yalnızca elli sent verdin.You gave me only fifty cents.
Ben yalnız seyahat etmek istiyorum.I would like to travel alone.
Yalnızlık ile izole edilmeyi birbirine karıştırmamak gerek. Bunlar iki farklı şey.We shouldn't confuse solitude with isolation. They are two separate things.
Yalnız hasta dikiş dikmekten zevk alıyor.The lonely patient derives pleasure from sewing.
Bu defa onu yalnız yapmalısın.This time you should do it by yourself.
Bugün yalnızca küçük bir izleyici kitlesi var.There is only a small audience today.
Modern gemilerin yalnızca küçük bir mürettebata ihtiyacı var.Modern ships only need a small crew.
Çocuk karanlıkta yalnız bırakılmaktan korkuyordu.The child was afraid of being left alone in the dark.
Onları yalnız bıraksan bile, çocuklar büyür.Children will grow even if you leave them alone.
Beni yalnız bırak, lütfen.Leave me alone, please.
Büyük annem sağlıklı ve yalnız yaşıyor.My grandmother is in sound health and lives alone.
Erkek kardeşim kısa sürede Tokyo'da yalnız yaşamaya alıştı.My brother soon got used to living alone in Tokyo.
Babam yalnız seyahat etmeme karşı çıktı.My father objected to my traveling alone.
Annem yalnız seyahat etmeme karşı çıktı.My mother objected to my traveling alone.
Ebeveynlerim denizde yalnız yüzmeme izin vermedi.My parents never allowed me to swim alone in the sea.
Ben Atinalı veya Yunan değilim, yalnızca dünya vatandaşıyım.I am not an Athenian nor a Greek, but a citizen of the world.
Karanlıkta yalnız olmaktan korktum.I was scared to be alone in the dark.
Bu evde yalnız yaşıyorum.I live in this house by myself.
Yalnız seyahat etmeyi severim.I like to travel alone.
Bu günlerde çok yalnız hissediyorum.I feel very lonely these days.
Olabildiğince üzgün ve yalnızım.I am as sad and lonely as can be.
Ben yalnızım.I'm lonely.
Yalnız gitmeye korkuyorum.I'm afraid to go alone.
Oraya yalnız gitmeyi tercih etmem.I would rather not go there alone.
Oraya yalnız gitmeyi tercih etmiyorum.I would rather not go there alone.
Kırsalda yalnız yaşamayı tercih ederim.I would rather live alone in the country.