Bu, bir yalandan başka bir şey değil.That's nothing but a lie!
Gerçek bir yalandan daha can sıkıcı olabilir.The truth can be more painful than a lie.
Yalandan yardım isteyen çocuğun hikayesini hiç duydun mu?Have you ever heard the story of the boy who cried wolf?
Tom'un yalandan olduğu kadar aptal olmadığından oldukça eminim.I'm pretty sure Tom isn't as stupid as he pretends to be.
Bizi yalandan gerçeğe götür.Lead us from falsehood to truth.
Acı gerçek, tatlı bir yalandan daha iyidir.Better the bitter truth than a sweet lie.
Yalandan hasta olduğunu söyledi.He said he was ill, which was a lie.
Her türlü yalandan nefret eder.Probably all lies.
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.He loved iniquity, delighted in fraud, hated truth, and abhorred sincerity.
Ne istiyorsunuz ya ailemden, kalleţ herifler. Ben yalandan nefret ederim.Mert, Mert
Her şey sessiz bir yalandan daha iyidir.Everything is better, than the silent lie.
Bay Woeste, beni fakir Aalst halkýyla yalandan ilgilenmekle suçluyor.- Posso pegar uma? - Você?!
Dilini kötülükten, Dudaklarını yalandan uzak tutsun.Keep your tongue from evil, and your lips from speaking lies.
Tiksinir, iğrenirim yalandan, Ama senin yasanı severim.I hate and abhor falsehood. I love your law.
Doğru kişi yalandan nefret eder, Kötünün sözleriyse iğrençtir, yüzkarasıdır.A righteous man hates lies, but a wicked man brings shame and disgrace.
Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.They speak nothing but lies.
Ve o nankörler dediler ki: "Bu, uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir."And they say: "This is nothing but a fabricated lie."
Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler.They showed him the shirt with false blood on it.
Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.They speak nothing but lies.
Onlar bir yalandan başka şey söylemiyorlar.They speak nothing but lies.
Şunu da söylerler: "Bu, düzenlenmş bir yalandan/iftiradan başka şey değildir."And they say: "This is nothing but a fabricated lie."
Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.They speak nothing but lies.
Ve yine bu (Kur'an) da uydurulmuş bir yalandan başka bir şey değildir, dediler.And they say: "This is nothing but a fabricated lie."
Bir de gömleğinin üzerinde yalandan bir kan getirmişlerdi.They showed him the shirt with false blood on it.
Ağızlarından çıkan o söz ne dehşetli bir söz!Ama onların iddia ettikleri, sırf yalandan ibaret!How terrible are the words they utter! They speak nothing but lies.
Gömleğine yalandan kan bulaştırmışlardı.They showed him the shirt with false blood on it.
Yalandan başka şey söylemiyorlar.They speak nothing but lies.
Ve yalandan başka bir şey söylemiyorlar.They do not follow anything except assumption, and they only make guesses.
Ağızlarından ne büyük (küstahça) söz çıkıyor! Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.Odious is the word that cometh out of their mouths; they say not but a lie.
Ve üzerine yalandan kan (sürülmüş) olan gömleğini getirdiler. "Hayır" dedi.And they brought his shirt with false blood.
Ağızlarından çıkan söz ne (kadar da) büyük. Onlar yalandan başkasını söylemiyorlar.Odious is the word that cometh out of their mouths; they say not but a lie.
Söz olarak ne büyüktür ağızlarından çıkıveren! Onlar bir yalandan başka şey söylemiyorlar.Odious is the word that cometh out of their mouths; they say not but a lie.
Ağızlarından çıkan bu söz ne büyük oldu! Yalandan başka bir şey söylemiyorlar.Odious is the word that cometh out of their mouths; they say not but a lie.
Ağızlarından çıkan söz ne büyük bir iftiradır. Onlar, yalandan başka bir şey söylemiyorlar.Odious is the word that cometh out of their mouths; they say not but a lie.
Gömleğine yalandan kan bulaştırmışlardı. Dedi ki: "Doğrusu, egonuz sizi bir işe sürüklemiş.And they brought his shirt with false blood.
Ağızlarından ne büyük bir söz çıkıyor! Yalandan başka şey söylemiyorlar.Odious is the word that cometh out of their mouths; they say not but a lie.
Onlar zandan başka bir şeye tabi olmaz, yalandan başka söz de söylemezler.They follow nothing but conjectures, and they do nothing but lie.
Yalandan inanma olamaz.There can be no make-believe.
Her türlü yalandan nefret eder.Alle Menschen lügen...
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.Die Wette um Wahrheit oder Lüge.
Yalandan tiksinirim.J'abhorre le mensonge.
Yalandan tiksinirsin, değil mi?Tu abhorres le mensonge, n'est pas ?
Yalandan tiksinir.Il abhorre le mensonge.
Tom yalandan tiksinir.Tom abhorre le mensonge.
Marie yalandan tiksinir.Marie abhorre le mensonge.
Yalandan tiksinirsiniz, değil mi?Vous abhorrez le mensonge, n'est-ce pas ?
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.Inspirarle amor a la verdad y odio a la mentira.
Her türlü yalandan nefret eder.Odia qualsiasi tipo di ingiustizia.
Her türlü yalandan nefret eder.Непреклонность перед всякой ложью.
Her türlü yalandan nefret eder.Ik haat het als je liegt.
Başlangıçta utangaç ve kendini yalandan kekeme olarak gösteren biriydi.Ze werden in het begin als nogal eigenzinnig en nukkig bestempeld.
Her türlü yalandan nefret eder.Gardzę wszelkim kłamstwem.
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.Любить справедливість і ненавидить брехню.
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.Salme miluje pravdu a nesnáší lež.
Her türlü yalandan nefret eder.Urăște orice constrângere...
Her türlü yalandan nefret eder.Maksud Semua Kebohongan Itu!
Her türlü yalandan nefret eder.そのため、嘘を徹底的に嫌っている。
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.因為為人十分正直,不愛說謊話。
Her türlü yalandan nefret eder.나는 거짓말을 두려워하고 싫어한다.
8) Doğruluğu ve doğruları sevmek, yalandan nefret etmek.Vole slavu i pohvalu, a mrze nepoštenje i licemjerje.