Jane benim yeni evimi görmek için yalvardı.Jane begged to see my new house.
Beth, Sally'nin yalnızca suçsuz numarası yaptığını iddia etti.Beth argued that Sally was only pretending to be innocent.
Artık yalan söylemek istemiyorum.I don't want to lie anymore.
Daha önce hiç sigara içmediğimi söylersem yalan olur.I'd be lying if I said I had never smoked before.
Bu görüşte yalnız değilim.I am not alone in this opinion.
Bundan sonra asla yalan söylemeyeceğim.I will never tell a lie from now on.
Bu bölge son derece yalıtılmıştır.This area is extremely isolated.
Çocuğun Tokyo'ya yalnız geldiğine inanmıyorum.I don't believe the child came to Tokyo alone.
Bu ulusal hazine yılda yalnızca bir kez halk tarafından görülebilir.This national treasure can be seen by the public only once a year.
Bu kural yalnızca yabancılar için uygulanır.This rule is applied to foreigners only.
Kouji şanslıydı; onun trafik kazası yalnızca arabasının yanında küçük bir çizik bıraktı.Kouji was lucky; his traffic accident left only a minor scratch on the side of his car.
Yalnızca kulüp üyeleri bu odayı kullanma hakkına sahiptir.Only members of the club are entitled to use this room.
Bana yalan söylüyorsun.You are lying to me.
Yalnız seyahat etmek için çok gençsin.You are too young to travel alone.
Yalnız seyahat edebilmek için çok gençsiniz.You are too young to travel alone.
Yalnızca her birey ona karşı harekete geçmeye karar verirse, AIDS durdurulabilir.AIDS can be stopped only if every person decides to take action against it.
Söylentinin kesin bir yalan olduğunu kanıtlandı.The rumor proved to be an absolute lie.
Babam geceleri dışarıya yalnız çıkmama izin vermez.My father doesn't let me go out alone at night.
Asla yalan söylemeyin.Never tell lies.
Yalan söylemeyin.Don't tell lies.
Yalan söylemek iyi değildir.It is not good to tell a lie.
Ben yalan söylemenin yanlış olduğunu düşünüyorum.I think it's wrong to tell a lie.
Yalan söylemek çok kötü bir alışkanlıktır.Telling lies is a very bad habit.
Yalan söylemek her zaman bir günah mıdır?Is it always a sin to tell a lie?
Yalan söylediğini söylediğimde o öfkeliydi.She was indignant when I said she was lying.
O, yalan söylediği için cezalandırıldı.Because he lied, he was punished.
Yalan söyleme hakkında suçlu hissediyorum.I feel guilty about having told a lie.
Hayır, teşekkürler. Yalnızca bakıyorum.No, thank you. I am just looking.
Yalnızca benimle gitmek zorundasın.You have only to go with me.
ABD yalnızca son çare olarak ülkede hava saldırılarını kullanacak.The USA will only use air strikes in the country as a last resort.
Amerikan üniversitelerine başvururken, TOEFL skorunuz yalnızca bir etkendir.When applying to American universities, your TOEFL score is only one factor.
Oynamak için yalnızca bir rolün var.You have only to play a role.
Yalın gerçeklikle yüz yüze gelmelisin.You ought to face the stark reality.
Senin yalanların beni üzüyor.Your lies pain me.
Yalnız seyahat edecekmisin?Will you travel alone?
Yalnız gitmemelisin.You should not go alone.
Niçin yalnızsın?Why are you alone?
Yalnızca burada beklemek zorundasın.You have only to wait here.
Yalnızca sen değil ben de hatalıyım.Not only you but also I am in the wrong.
Sen yalnızca benim umudumsun.You alone are my hope.
O, patronuna yalakalık yapıyor.He is buttering up to his boss.
Sen bana yalnızca elli sent verdin.You gave me only fifty cents.
Bana asla tekrar yalan söyleme.Never tell me a lie again.
Ben yalnız seyahat etmek istiyorum.I would like to travel alone.
Patronu gerçeği öğrendiğinde, yalan onun başını derde soktu.The lie got him in trouble when his boss found out the truth.
Patronu gerçeği öğrendiğinde yalan onun başını belaya soktu.The lie got him in trouble when his boss found out the truth.
Polisler onun yalan söylediğinden şüpheleniyorlar.The police suspect that he was lying.
Asla yalan söylemeyeceğine söz vermedin mi?Didn't you promise never to tell a lie?
Köpek, diliyle tabağı yaladı.The dog licked the plate with its tongue.
Yalnızlık ile izole edilmeyi birbirine karıştırmamak gerek. Bunlar iki farklı şey.We shouldn't confuse solitude with isolation. They are two separate things.
Yalnız hasta dikiş dikmekten zevk alıyor.The lonely patient derives pleasure from sewing.
Bay Bush, okulumuzun müdürü, Yale'den mezun oldu.Mr Bush, principal of our school, graduated from Yale.
Gitmemesi için ona yalvardım.I begged her not to go.
Bu defa onu yalnız yapmalısın.This time you should do it by yourself.
Bugün yalnızca küçük bir izleyici kitlesi var.There is only a small audience today.
Modern gemilerin yalnızca küçük bir mürettebata ihtiyacı var.Modern ships only need a small crew.
Çocuklara yalan söylememek öğretilmelidir.Children should be taught not to tell lies.
Çocuk karanlıkta yalnız bırakılmaktan korkuyordu.The child was afraid of being left alone in the dark.
Onları yalnız bıraksan bile, çocuklar büyür.Children will grow even if you leave them alone.
Ne zaman yalan söyledim?When have I told a lie?