Lider grubu yakalar ve bitiş çizgisine doğru hamle yapar.She catches up with the lead pack and is pushing toward the finish line.
İkinci kez, Derartu Tulu onu yakalar ve çekmeye çalışır.The second time, Derartu Tulu grabs her and tries to pull her.
Şu Olimpik bir oyun olabilirdi: Bir sincabı salıverin, kim yakalarsa altın madalya alsın.That would be an Olympic event: turn a squirrel loose, whoever catches it gets a gold medal.
Seni yakalarsam.... sen öldün ! seni vuracağım, piç !Better not... if I see you... or I'll shoot you, you bastard!
Bizi yakalarlarsa Daha fena olmaz mı?It would be even worse if they catch us?
Seni elime geçirene kadar bekle..eger yakalarsam işin bitti.Wait until I get my hands on you! If you get caught, you're done for.
Oh, Rama, onu benim için yakalar mısın?Oh Rama, won't you capture it for me?
Bilmene gerek yok ! temin kız kardeşi ile ayrıldılar, acele edersen yolda yakalarsın !Just a messenger ! he just left with his sister, if you're hurry, you can catch on the road!
Çocuklar sinekleri yakalar ve Perth'de olan doktora yollayabilirdi.They could trap the flies, send them to him in Perth.
Ama öne ve arkaya hareket ettiği zaman, retina bu değişimleri de yakalar.But when it's moving back and forth, the retina picks up these changes.
Eğer taslağı yakalarsam, aynı şeyleri yapabilirim -- büyütebilirim.If I grab the canvas, I can do the same thing -- stretch it out.
"Beni özledin mi" diye sorar. Belki de onu yatakta başka bir herifle yakalarsın?She might be more than surprised, if another guy's in bed with her
Sizi yakalamak istiyorlarsa zamanı gelince yakalarlar.If they want to get you, they'll get you, in time.
Ya büyükbaban seni yakalarsa?What will you do if your grandfather catches you?
Hey ! çiçekleri koparmasana ! polis yakalarsa fena olur eğer çiçek senin saçındaysa...You'll get fined for plucking flowers When the flower's in your hair...
Ayrıca bazı kültürel değerlerimizi de tekrardan düşünme şansını yakalarız.We'll also have to rethink some of our cultural values.
Çinli askerler onları yakalar ve Kuzey Koreye, şiddetli cezalarla karşılaştıları yere geri gönderir.Chinese soldiers will catch and send back North Koreans, where they face severe punishment.
Bilgeleri kurnazlıklarında yakalar, Düzenbazların oyunu son bulur.He takes the wise in their own craftiness; the counsel of the cunning is carried headlong.
Gazabını yağdır üzerlerine, Öfkenin ateşi yapışsın yakalarına!Pour out your indignation on them. Let the fierceness of your anger overtake them.
Kardeşleri ise onları, azgınlığa çekerler, hiç yakalarını bırakmazlar.Even though their (devilish) brothers would like them to continue in error, and would not desist.
İşte Rabbin zulmeden kentleri yakaladığı zaman böyle yakalar.Such is the punishment of your Lord when He seizes human settlements in the acts of wickedness.
Sakın, ona bir kötülük dokundurmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.Do not treat her unkindly or the punishment of a grievous day will fall on you."
Onların işi sadece korkunç bir sese bakar. Çekişip dururlarken ansızın o, kendilerini yakalar.They are only waiting for a single blast that will seize them, but they will go on contending.
Hayır, (olmaz böyle şey), eğer bundan vazgeçmezse (onu) perçem(in)den yakalar(ateşe sürükler)iz,And yet indeed if he does not desist We shall drag him by the forelock,
"Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar.Do not treat her unkindly or the punishment of a grievous day will fall on you."
Tutup yakaladığınızı cebbarcasına mı yakalarsınız?And whenever you apply force become tyrannical.
Yoldaşları ise onları sürekli azgınlığa iterler, sonra da yakalarını bırakmazlar.Even though their (devilish) brothers would like them to continue in error, and would not desist.
"Ona kötülükle ilişmeyin. Yoksa büyük bir günün azabı sizi yakalar."Do not treat her unkindly or the punishment of a grievous day will fall on you."
Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır.There is perpetual punishment for them,
Sonunda, kazanmış olduklarının çirkinlikleri yakalarına yapışmıştı.Then the worst of what they had done overtook them.
Bir sabah kendilerine, yakalarını bir daha bırakmayacak olan bir azap gelip çattı.And early in the morning the decreed punishment came upon them.
Elbette onu kıskıvrak yakalardık.We would have seized him by his right hand,
Hayır, hayır! Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), yakalarız (cehenneme atarız).And yet indeed if he does not desist We shall drag him by the forelock,
Elbette biz onu bundan dolayı kuvvetle yakalardık.We would have seized him by his right hand,
Bir sabah kendilerini, yakalarını hiç bırakmayacak bir azap bastırıverdi.And early in the morning the decreed punishment came upon them.
Nerede olursanız olun, sağlam kalelerde bile olsanız ölüm sizi yakalar.Death will overtake you wheresoever you be, even in the mightiest of towers.
İşte Rabbin, zulmetmekte olan kentleri yakaladığı zaman böyle yakalar.Such is the punishment of your Lord when He seizes human settlements in the acts of wickedness.
Biz onu kuvvetle yakalar,We would have seized him by his right hand,
Doğrusu, buna son vermezse, yakalarız perçeminden,And yet indeed if he does not desist We shall drag him by the forelock,
Kovulurlar. Ve onlar için, yakalarını bırakmayan bir azap vardır.To make them flee, and for them is a never-ending punishment.
Eğer vazgeçmezse, derhal onu alnından (perçeminden), yakalarız (cehenneme atarız).If he desist not We shall seize and deal him by the forelock -
Onları nerede yakalarsanız öldürün, onların sizi çıkardıkları yer(Mekke)den size de onları çıkarın!And kill them wherever you find them, and turn them out from where they have turned you out.
Onları nerede yakalarsanız öldürün ve sizi çıkardıkları yerden onları çıkarın.And kill them wherever you find them, and turn them out from where they have turned you out.
Onları nerede yakalarsanız öldürün. Sizi çıkardıkları yerden siz de onları çıkarın.And kill them wherever you find them, and turn them out from where they have turned you out.
Savaşta onları yakalarsan, arkalarındakilere ibret olacak şekilde, darmadağın et.They are not righteous.
Kötü bir niyetle dokunmayın ona. Yoksa korkunç bir azap yakalar sizi."So leave her to graze on God’s earth, and do her no harm, lest a painful penalty seizes you.”
Ona kötülük dokundurmayın. Yoksa sizi yakın bir azap yakalar."Let her graze on God’s land, and do not harm her, lest an imminent punishment overtakes you.”
Onları Nerede yakalarsanız öldürün.Kill them wherever you find them.
Baş örtülerini, yakalarının üstünü (kapatacak şekilde) koysunlar.Let them cover their breasts with their veils.
Baş örtülerini yakalarının üzerine salsınlar.Let them cover their breasts with their veils.
Ona kötülük dokundurmayın; sonra sizi yakın bir azap yakalar.Do not harm her with your evil deeds lest torment will suddenly strike you."
Baş örtülerini, yakalarının üzerine (kadar) örtsünler.Let them cover their breasts with their veils.
Ve ona kötü bir maksatla el sürmeyin, sonra sizi yakın bir azap yakalar."Do not harm her with your evil deeds lest torment will suddenly strike you."
Sonra da yakalarını bırakmazlar.They never desist.
Başlangıçta farenin altındaki pencerenin ekran görüntüsünü yakalar (masaüstü yerine)Captures the window under the mouse on startup (instead of the desktop)
Masaüstünü yakalarCaptures the desktop
Bir bölge yakalarCaptures a region
Pencerenin bir bölümünü yakalarCaptures a part of windows
Çiftçiler genellikle gruplara ayrılır ve bir delikten 100 kadar sıçan yakalarlar.Farmers often organize in groups and catch up to 100 rats per hole.
Sırplar, iki yakalarını bir araya getirmenin ne kadar zor olabileceğini biliyorlar.Serbs know how difficult it can be to make ends meet.