yakınma ile cümle

yakınma kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
7
HARF
3
HECE
7
ORT. KELİME
Bitmek bilmeyen yakınmalarından bıktım.I'm tired of your everlasting grumbles.
Yakınma. Kendin kaşındın.Don't complain about that. You've asked for it.
Yakınmak için hiçbir nedeni yok.He has nothing to complain about.
İğrenç şeyler söylemeye ve yakınmalarını abartmaya eğilimlidir.He is apt to say atrocious things and to exaggerate his grievances.
Yakınmayı bırak.Stop carping!
Tom Mary'nin çok fazla yakınmasına şaşırdı.Tom was surprised that Mary complained so much.
Ben senin bitmeyen yakınmalarından bıktım.I'm tired of your endless complaints.
Yakınmak bu durumu çözmeyecek.Complaining won't remedy the situation.
Benim herhangi bir yakınmam yok.I don't have any complaints.
Tom bir defa yakınmadı.Tom didn't complain once.
Tom asla onun gibi bir şey hakkında yakınmaz.Tom would never complain about something like that.
Sami her şey hakkında yakınmaktan hoşlanır.Sami likes to complain about everything.
Bölüm Buffy ve Willow'un nedime kıyafetlerinden yakınmasıyla başlar.The episode ends with Buffy and Willow trading playful insults.
Diğer tıp fakülteleri öğrenci çokluğundan düzgün eğitim veremediklerinden yakınmaktadırlar.Professors of medicine did very little if any training of students.
Sanatın düşüşte olduğu yakınmasının gerçeklik tanecikleri üç katmandan geliyor.The only grain of truth to this complaint that the arts are in decline come from three spheres.
Keder yakınmalar zaman kalp, kederli döker zihin ezen yara Ve erdirmez'When griping grief the heart doth wound, And doleful dumps the mind oppress,
Bir süre sonra, danışmanları yakınmaya başladılar.After a while, his advisers complained.
Halk, ‹‹Ne içeceğiz?›› diye Musaya yakınmaya başladı.The people murmured against Moses, saying, "What shall we drink?"
‹‹RAB yakınmalarınızı duyunca öfkelendi ve şöyle ant içti:Yahweh heard the voice of your words, and was angry, and swore, saying,
Bir süre sonra kadınlı erkekli halk Yahudi kardeşlerinden şiddetle yakınmaya başladı.Then there arose a great cry of the people and of their wives against their brothers the Jews.
Onların bu dertlerini, yakınmalarını duyunca çok öfkelendim.I was very angry when I heard their cry and these words.
Şimdi davamı dinleyin, Yakınmama kulak verin.Hear now my reasoning. Listen to the pleadings of my lips.
‹‹Yakınmam insana mı karşı? Niçin sabırsızlanmayayım?As for me, is my complaint to man? Why shouldn't I be impatient?
Önüne döküyorum yakınmalarımı, Önünde anlatıyorum sıkıntılarımı.I pour out my complaint before him. I tell him my troubles.
Varlıklılarını cezaya çarptığımızda, yakınmaya başlarlar.So that when We seize the affluent among them with affliction, they will begin to implore for help.
Yakınmayın; bu gün tarafımızdan hiç bir yardım görmezsiniz."Do not supplicate for help today; you will not be rescued by Us;
Ne yazık ki, siyasi gürültü ekonomik yakınmaların sesini bastırıyor." şeklinde uyardı.Unfortunately, the political noise covers the economic moan," Popa warned.
Yakınmanın faydası yok.Klagen nützt nichts.
Çölde hepsi Musa'yla Harun'a yakınmaya başladı.Auf den geschweiften Giebelansätzen der Bekrönung stehen Moses (links) und Aaron (rechts).
Örneğin, hastanın başının ağrımasından yakınması bir belirtidir.Beispiel: Patient klagt über Schmerzen.
Yakınmaktan başka hiçbir şey yapmaz.Il ne fait rien d'autre que se plaindre.
Yakınmamalısın çünkü berbat görüneceksin.Tu ne devrais pas te plaindre parce que tu auras l'air moche.
O, sabahtan akşama kadar yakınmaktan başka bir şey yapmaz.Elle ne fait que se plaindre du matin au soir.
Yakınmak için hiçbir nedeni yok.Il n'a aucune raison de se plaindre.
Yakınmak için hiçbir sebep yok.Il n'y a aucune raison de se plaindre.
Bu yaygın bir yakınma haline gelmiştir.Cette pratique est devenue très courante.
Leicester Kontu'nun kulede hapis edildiği hücre: Leicester Kontu talihsizliğine yakınmaktadır.La cellule de la prison de Leicester Leicester déplore son sort.
Çölde hepsi Musa'yla Harun'a yakınmaya başladı.En origen debieron existir por separado el Testamento de Moisés y la Asunción de Moisés.
Bu yaygın bir yakınma haline gelmiştir.Pronto se convierte en un lugar muy frecuentado.
Yakınmaları sonsuza dek sürecek gibi.Они вечно жалуются.
Benim herhangi bir yakınmam yok.У меня нет никаких жалоб.
Yakınmanızdan bize gına geldi.Wij hebben genoeg van uw geklaag.
Kasabalara yerleştirilenler arasında şikayetler ve yakınmalar arttı.Najbliższe miejscowości to Zapadłe i Trzyniec.
Amanda ise yakınmaya başlar: "Burada neler oluyor?Paulina Przybysz: „Chodź tu”.
Koşma, yürüme, ağır şeyler kaldırma yakınmayı arttırabilir.Не тягнеться за шпателем, не тріскається, має підвищену міцність.
Bu yaygın bir yakınma haline gelmiştir.Скоро це стало масовим явищем.
Bu yaygın bir yakınma haline gelmiştir.Ez a szokás meglehetősen gyakori volt.
Amanda ise yakınmaya başlar: "Burada neler oluyor?Szigorúan rájuk ripakodik: Mi folyik itt?
Dikkat edilmesi gereken nokta hiçbir yakınması olmayan hastalarda da hipofizde tümör görülebilmesidir.Például a betegeknek az elhanyagolt térfélen történő eseményekre való visszaemlékezés sem könnyű.
Bu yaygın bir yakınma haline gelmiştir.Tämä tapa on yleistynyt.
Dikkat edilmesi gereken nokta hiçbir yakınması olmayan hastalarda da hipofizde tümör görülebilmesidir.I værste fald kan det give øjenskader på publikum som endnu ikke kan kureres.
Koşma, yürüme, ağır şeyler kaldırma yakınmayı arttırabilir.Du kan gå, løpe og plukke opp ting.
Bu yaygın bir yakınma haline gelmiştir.Denne typen har blitt svært vanlig i senere tid.
Amanda ise yakınmaya başlar: "Burada neler oluyor?上田曰く「ここにくりぃむの原点がある。
Örneğin, hastanın başının ağrımasından yakınması bir belirtidir.患者は頭痛が強くなることを明確に自覚できる。
Örneğin, hastanın başının ağrımasından yakınması bir belirtidir.Jeho nedostatok sa prejavuje napríklad bolesťou hlavy.
Sürekli, köpek gibi görünmekten yakınmaktadır.Na zemi sedí často ako pes.
Bir süre sonra, danışmanları yakınmaya başladılar.Après un certain temps, ses conseillers se sont plaint.
Bir süre sonra, danışmanları yakınmaya başladılar.Después de un tiempo sus consejeros se quejaron.
Bir süre sonra, danışmanları yakınmaya başladılar.Dopo un po', i consiglieri protestarono dicendo:

İlgili Sayfalar