Bu bir Yahudi ismi, değil mi? ...Il se dit aussi juif,,.
Rus Paskalyasından sonra Yahudilere yapılan katliam özenle planlandı.Il y a eu un plan bien préparé pour le massacre général des Juifs le jour suivant la Pâques russe.
Tanrı, ona Mısır’da acı çekmekte bulunan Yahudileri Mısır’dan çıkartma görevini verir.Dieu lui ordonne alors de conduire son peuple hors d'Égypte.
Yahudiler, her nerede olurlarsa olsunlar, şehrin yeniden kurulması için dua ettiler."Tous les juifs vont prier à cet endroit où était le parvis ».
1881 ile 1914 yılları arasında yaklaşık 2 milyon Yahudi Avrupa'dan ABD'ye göç etti.De 1881 à 1914, environ 2 millions de Juifs quittent l'Europe et immigrent aux États-Unis.
Toplantının ana nedeni “Avrupa’daki Yahudi problemine” çözüm bulmak için tartışmaktı.Le sujet à l'ordre du jour est la « Solution finale de la question juive européenne ».
1844, 1881 ve Ocak 1902'de Yahudilere karşı kan iftirası gerçekleşti.En 1844, 1881 et en janvier 1902, des Juifs d'Alexandrie sont accusés de crimes rituels.
Kalabalık, 1189'da I. Richard'ın taç giyme törenine katılan Yahudi heyetine saldırdı.En 1189, la députation juive venue pour le couronnement de Richard cœur de Lion est attaquée par la foule.
Tutukluların çoğu Çek Yahudisiydi.La plupart des condamnés étaient juifs.
Yaklaşık 20.000 kadar da Yahudi (çoğunluğu Sefarad) nüfus bulunmaktadır.Environ 2 200 personnes (juives pour la plupart) sont massacrées.
Yahudiler onun zamanından bir süre sonra, kurtuluşa ermek yerine vatanlarından sürüldüler.Les juges reviennent sur leurs jugement et lui attribue la victoire.
Lider kadrosunun büyük kısmı Yahudi kökenli entelektüellerden oluşuyordu.La culture d'avant-garde est largement animée par des intellectuels juifs.
1492 yılında Elhamra Kararnamesi ile Yahudilerin İspanya'dan ihraç edilmesini sağladı.En 1492, tous les Juifs sont expulsés d'Espagne.
İsrailli ve dünyanın diğer ülkelerindeki Yahudiler Ürdün'e turistik gezilerde bulunmaktadır.Chemin de Moïse et les Israélites durant l'Exode.
132-135: Yahudi-Roma savaşlarından üçüncüsü ve sonuncusu olan Bar Kohba İsyanı patlak verdi.132-135 : révolte de Bar Kokhba, troisième et dernière des guerres judéo-romaines.
Various Positions albümünde Yahudi-Hıristiyan temalar daha geniş yer bulmuştur.Un groupe de dialogue judéo-chrétien s'est réuni au Bec à plusieurs reprises.
Bu hikâyeler Yahudi dini bayramlarıyla ve dini istirahat günü Şabat'la bağlantılıdır.Ce journal reproche aux Juifs leur fidélité au judaïsme et leur repos le jour du Chabbat,,.
Yahudilerin haklarını savunan ABD'deki en büyük lobi kuruluşlarından biri olduğu kabul edilir.C'est l'une des plus vieilles organisation de défense des Juifs des États-Unis.
Yahudiler, gizlice ölü bir bedenin mahalleye sokulup huzursuzluk çıkarma çabasını engelledi.Les Juifs arrivent à déjouer une tentative visant à faire rentrer un cadavre humain dans leur quartier.
Gustave Gilbert Yahudi asıllı Avusturya göçmenlerinin oğlu olarak 1911 yılında New York eyaletinde doğdu.Gustave Gilbert naît dans l'État de New York en 1911 ; il est le fils de Juifs émigrés d'Autriche.
1988’de Fishman Auschwits ve Terezin’de, Yahudi Soykırımı’nı yaşamış bir arkadaşına eşlik etmişti.En 1988, Louise Fishman accompagne une amie survivante de l'holocauste à Auschwitz et Theresienstadt.
Yahudi olmak suç mu?Est-ce raisonnable pour un Juif ?
David aynı zamanda Yahudidir.Or cet été sera le dernier, car David est juif.
Az sayıda Yahudi (Karaim ya da Kırımçak).Deux livres aux Juifs (πρὸς Ἰουδαίους).
Arkad ağcı dışında, onlar Yahudilerin ağaçlarıdır.Les plateaux sont de calcaires du Jurassique.
Sefarad Yahudisi bir ailenin çocuğu olan Bonomo, müziğe sekiz yaşında gitar çalarak başladı.Issu d'une famille juive séfarade, Can Bonomo commence à jouer de la guitare à l'âge de huit ans.
Mişna, Yahudiler için çok önemlidir.Peut-être qu'ils aiment trop les Juifs.
Bugün Fas'ta yerel Berberi Yahudi cemaati artık bulunmamaktadır.Aujourd'hui, la communauté juive berbère indigène n'existe presque plus au Maroc.
İslam ve Yahudilik arasında ise karmaşık bir ilişki var olmuştur.Il y a beaucoup de points communs entre l'Islam et le Judaïsme.
Yazara göre ülkedeki Yahudi nüfusu bir ara 1500'e kadar çıkmıştır.La première mention d'une communauté juive dans ce village est vers 1500.
Çiftlik Kanunu, Yahudilerin çiftlik sahibi olmalarını veya çiftlikte çalışmalarını engelledi.Les Juifs peuvent louer des terres ou des fermes à condition de les exploiter eux-mêmes.
Aynı endişeler Amerikan Yahudi örgütlerince de dile getirilmiştir.Ils sont pris en charge par les grandes organisations juives américaines.
Şu anda ülkedeki Yahudi nüfusu yaklaşık 50 kişidir.Aujourd'hui, la communauté juive de la ville compte environ 5 000 membres.
Annesi ise Yahudidir ve Westfeld Yahudi inancına göre yetiştirilmiştir.Sa mère était juive et Mara fut élevée dans la religion juive.
Sınavda sadece birkaç farklı Yahudilikle ilgili konu vardır.Dans l'enseignement secondaire, le tibétain ne fait l'objet que de quelques cours.
Sadukiler, eski bir Yahudi mezhebi.Correspond probablement à un ancien quartier juif.
Çok az sayıda Yahudi, Yehova'nın Şahitleri ve yeni dinlere inanan kişilerde vardır.Il existe un très petit nombre d'adeptes du Judaïsme et de Témoins de Jéhovah, ainsi que de non-croyants.
Öte yandan, hükümet Yahudileri aşağılamak için elinden geleni yaptı.Pendant ces années le gouvernement fit tout en son pouvoir pour déraciner les juifs du judaïsme.
Allahdad olayı Kim Yahudidir?Le peuple juif, qui est-il aujourd'hui ?
Yahudi Rus bir ailenin tek çocuğuydu.C'est le premier enfant d'une famille juive d'origine russe.
Kyle'ın Yahudi olmasıyla, Kenny'nin ise fakirliğiyle sürekli dalga geçer.Que Michel trompe parfois Julia, cela reste banal.
1648 - Yahudi nüfusu 450,000 kişiyle toplam nüfusun %4.5'ini oluşturdu.1648 : La population juive polonaise atteint 450 000 personnes (4,5 % de la population nationale).
İsrail'de 6.110.600 Yahudi vardır.1901: 7 600 Juifs Montréalais.
Bazı Xuetalar Yahudiliğe geri dönüş yapmıştır.Les conversos reviennent au judaïsme.
Bu zamanlarda Müslümanlar Yahudiler gibi Kudüs yönüne dönüp dua ediyorlardı.Initialement les musulmans priaient en direction de Jérusalem.
Born Yahudi'ydi.On était juif de naissance, ou pas.
Alıntı yapılan yahut özet halinde başvurulan kaynaklar verilir.La demande est présentée sous la forme d'une requête ou en référé.
1968'de sadece yaklaşık iki bin Yahudi vardı.En 1968, il y avait environ seulement 2 000 Juifs y habitant encore.
19. yüzyılın ortasında Yahudi seyyah J. J. Benjamin şunları aktarmıştır: "...Le judaïsme rabbinique le situe par contre au XIIIe siècle av. J.-C..
Michelle Christine Trachtenberg (11 Ekim 1985, New York), Yahudi asıllı Amerikalı oyuncu.Michelle Trachtenberg, née le 11 octobre 1985 à New York aux États-Unis, est une actrice américaine.
Haredi hahamlar İsrail’i Yahudiliğin temellerine uyan, Yahudilere özgü bir devlet olarak görmemektedir.Les Samaritains deviennent des sujets d'un État qui ne les considère pas comme juifs.
Osmanlı'da Yahudi Kıyafetleri / Jewish Costumes in the Ottoman Empire.Portail de la culture juive et du judaïsme Portail de l’Empire ottoman
Laik olmasına rağmen, Ortodoks olmayan Yahudilik hareketlerini eleştiren birisidir.Bien qu'étant lui-même un juif non-pratiquant, il soutient le mouvement orthodoxe.
Böylece şehrin Yahudi nüfusu çoğunluk olarak artacaktı.Sa population juive était devenue majoritaire.
Bu kurum aracılığıyla Yahudi nüfusu hakkında bilgi toplanmış ve Londra’ya gönderilmiştir.Là aussi, on extrait en masse des dents aux victimes et on les envoie à Londres.
Göçmenlerin çoğu ya Holokost'tan kurtulanlar ya da Arap topraklarından kaçan Yahudilerden oluşmaktaydı.La plupart des immigrants étaient des Juifs persécutés par le régime nazi ou des survivants de la Shoah.
Yaftada şöyle yazılıydı: NASIRALI İSA - YAHUDİLERİN KRALI.Le libellé est : « Jésus de Nazareth, roi des Juifs ».
İki yıl sonra ise bu talebi kabul eden meclis Danimarka Yahudilerine ve diğer Yahudilere kapılarını açtı.Durant ces années difficiles, la communauté ouvrit ses portes aux juifs et aux personnes pourchassées.
Mağrip'teki Yahudiler, artan gerginlik sebebiyle bölgeden ayrılmak zorunda kaldılar.Les Juifs du Maghreb ont été contraints de partir en raison de ces tensions accrues.
Tsvaygenbaum annesi Sovyetler Birliği'nde doğdu, o bir dağ Yahudisiydi.Sa mère, une Juive des montagnes, est née en Union soviétique.