Yetkililer cesedin Yahudi mezarılığına gömülmesini reddetti.Dafür verpflichtete sich die Stadt, den Judenfriedhof instand zu halten.
Yahudi asıllı bir ailenin çocuğu olan Tabori, Berlin'de gazete muhabirliğiyle hayata atıldı.Der Sohn eines jüdischen Kinderarztes verbrachte seine Jugend in Berlin.
Pavlus, Yahudi dünyasında uzun zaman açıkça hiç dile getirilmeyen bir din adamıydı.Lange hatte Grossman sich nicht als sehr jüdisch empfunden.
2006 itibarıyla, ülkede sadece 36 Yahudi kalmıştır.Nach Kriegsende hielten sich nur noch 16 Juden in der Stadt auf.
İkinci görüş: Yahudiler tarafından İspanya ve Portekiz’den getirilmiştir.Vertreibung der Juden aus Spanien und Portugal.
İçlerinde Türk, Yunan, İtalyan ve birçok Akdeniz ülkesinden Yahudiler vardı.Hier lebten zunächst irische, italienische, griechische und jüdische Einwanderer.
Yahudilere karşı ikinci ağır suçlama ise 1860'ta gerçekleşti.Die größte Zahl an jüdischen Einwohnern wurde 1860 vermerkt.
Çalışmaları ilk başta Yahudilik üzerine odaklanmadı.Das Augenmerk hierbei lag in erster Linie nicht gezielt auf den Juden.
Şu anda ülkedeki Yahudi nüfusu yaklaşık 50 kişidir.Zu diesem Zeitpunkt zählte die jüdische Gemeinde 50 Mitglieder.
Tucholsky'nin Yahudiliğe karşı duruşunun değerlendirilmesinde görüş ayrılıkları ortaya çıkmıştı.Kontrovers wird auch Tucholskys Einstellung zum Judentum gewertet.
Sebottendorff burada kendisine yardım eden Termudi ailesine mensup bir Yahudi'den bahsetmektedir.Klagsbrunn entstammte einer gutsituierten assimilierten jüdischen Familie.
Babil Sürgünü, Yahudilerin milattan önceki bir sürgünü.Prophetie im Streit vor dem Untergang Judas.
Glazer, Yahudi bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldi.Katz wuchs als Sohn einer jüdischen Familie auf.
Yahudi asıllı bir oyuncudur.Der jüdische Kardinal ist ein Spielfilm.
Yahudi cemaati sitesinde bu sinagog dışında diğer dinî binalar ve bir de okul bulunmaktaydı.Im Synagogengebäude befand sich neben einem Schulraum auch die Wohnung des jüdischen Lehrers.
(Kan iftirası'na göre Yahudiler Hristiyan çocukları öldürüp kanlarını matsa yapımında kullanırlar).Juden wurde vorgeworfen, christliche Kinder zu töten und deren Blut für rituelle Zwecke zu nutzen.
Birçok Yahudi en azından İbranîce okuma ve yazmayı öğrenirdi.Selbst die einfachsten Juden konnten hebräisch lesen und schreiben.
Farisiler, bir Yahudi mezhebi.Müller, eine Jüdin.
1033 yılında da Fez'de de 6.000 Yahudi katledilmiştir.Bis Mitte Mai 1943 wurden mehr als 6000 Juden auf diese Weise ermordet.
Yahudi tarihçi.Jüdische Geschichte.
Halife Muaviye (642–680) Trablusşam'da Yahudi cemaati kurdu.Kalif Muʿāwiya I. (642–680) verankerte seine Macht in Tripoli im Libanon.
Diğer azınlık dinleri Hristiyanlık ve Yahudiliktir.Nur sehr kleine Minderheiten sind Christen oder Juden.
Bu ortaklık, Yahudiler'in durumunu iyileşmesine neden olmuştu.Die Veränderungen verbesserten die Situation der Juden.
Önceden Yahudilerin tefecilik yapmaları yasaklanmıştı.Früher war es den führenden Repräsentanten verboten.
Amerika Birleşik Devletleri'ndeki Yahudilerin tarihi).Die Juden in USA.
Paul Ehrlich Yahudi mezarlığında yakıldı ve şimdi Rat-Beil-Strabe in Frankfurt am Main’dedir.Rabbi Horovitz wurde auf dem Jüdischen Friedhof in der Rat-Beil-Straße zu Frankfurt am Main begraben.
Yahudiler sıklıkla iki ana gruptan biri ile özdeşleştirilir: Aşkenaz (çoğ.Diese Palmenart ist zweihäusig getrenntgeschlechtig (diözisch),häufig zwittrig.
Zarfatik (ya da Yahudi Fransızcası), nesli tükenmiş bir Yahudi dilidir.Judäo-Französisch oder Zarfatisch ist eine untergegangene, jüdische Sprache in Nordfrankreich.
İsrail alışıldık biçimde yine Yahudiler oldu.Meist siedelten sich aber schon bald Juden wieder neu an.
Fakat, Yahudi okulları 1920'lerde kapandı.Die ungarische und die jüdische Schule wurden 1919 aufgelöst.
Bu yahudi millet bilinci ilk olarak İkinci Tapınak döneminin sonunda ortaya çıkmıştır.Dieses Ereignis beendete die Periode des zweiten jüdischen Tempels.
Yahudilerin çoğu Santa Cruz'da yaşamaktadır.Die meisten Juden Jugoslawiens lebten damals in Kroatien.
Bu durum Yahudi liderlerin canını sıkınca Pavlus tutuklattırıldı.Unter Verfolgungen hatten zur Amtszeit von Papst Bonifatius die Juden zu leiden.
Arap ülkelerinde Filistin'in bölünmesinden önce Yahudiler vardı.Il y avait des juifs dans les pays arabes avant le partage de la Palestine.
Hitler Yahudilerden nefret ediyordu.Hitler détestait les Juifs.
Yahudilik güzeldir.Le judaïsme est beau.
O Yahudi değil.Il n'est pas Juif.
Ukrayna'nın Yahudi cumhurbaşkanı neo-Nazilerle nasıl barıştı?Comment le président juif d'Ukraine a fait la paix avec les néo-nazis ?
Yahut uyuyordur da uyandırmak gerekir!” ...........Il faut donc les endormir et palper ».
Bir yazarı olduran yahut öldüren dilidir.Die Sprache und Schrift der Jučen.
Genel Savcılıktan "bütün Yahudi örgütlerinin yasaklanması"nı istedi.Ils demandent au procureur général « d'interdire toutes les organisations juives ».
Yahudiler, Hristiyanlar ve Müslümanlar ikinci şehirde yaşarlar.Les Juifs, les Chrétiens et les Musulmans vivent dans la seconde ville.
Fakat, bu bizim atalarımızın İsrailoğulları veya Yahudi olduğu anlamına gelmemektedir".Il était d’Israël, bien que son père fût non-juif et que sa mère seulement fût israélite.
Tsvaygenbaum ailesi Yahudidir.Les parents de Tsvaygenbaum sont juifs.
Sonradan Yahudi olduğunu açıkladı.Il est révélé plus tard qu'il est juif.
Diğer altı Yahudi ise nisan başına kadar hapiste kaldılar.Les six autres Juifs restent en prison jusqu'à début avril.
Haziran 1951 - Bir Yahudi dükkanına saldırıldı.En juin 1951, un magasin juif est attaqué.
Ardından Hristiyanlara ve daha az seviyede Yahudilere eziyet etti.Il persécuta ensuite les chrétiens et, dans une bien moindre mesure, les Juifs.
Mayıs 1951 - Bir Yahudi evine saldırıldı.En mai 1951, une maison juive est attaquée.
15 yerli Yahudi ölümle cezalandırılıp yakıldı.Quinze Juifs sont condamnés à mort et brûlés.
1951'de Yahudi körlere hizmet veren okul kapandı; bu Bağdat'ta türünün tek örneği bir okuldu.En 1951 l'école juive pour aveugles fut fermée ; c'était la seule école de ce type à Bagdad.
Mısır'daki son Yahudi düğünü 1984'te gerçekleşti.Le dernier mariage juif en Égypte, a été célébré en 1984.
1862 - Rusya kontrolündeki bölgede Yahudilere eşit haklar tanındı.1862 : Les Juifs se voient attribuer les mêmes droits dans la zone russe.
Yahudi dışında her şeyin bir ömrü var; tüm diğer güçler geçip gidici ama o kalıcı.Toutes les choses sont mortelles sauf le Juif ; toutes les autres forces passent, mais il demeure.
Bazıları ise Yahudileri bu talihsizlik ve genel olarak Suriye'nin kaybından sorumlu tuttu.Nombreux furent ceux qui blâmèrent les Juifs pour ce malheur et la perte de la Syrie.
Yahudilerin, 9 Av günü hariç şehre girmeleri yasaklandı.Les Juifs n’ont toujours pas le droit d’entrer dans la ville, sauf le neuvième jour du mois de Av.
Yahudileri, atalarının yaptıklarından sorumlu tutmak Kuran dışı bir görüştür.Nous sommes fâchés avec ce que leurs ancêtres ont commis.
Günümüzde mezarlık Prag Yahudi Müzesi tarafından yönetilmektedir.Aujourd'hui ce cimetière est administré par le Musée juif de Prague.
1830'da ise 17,000 nüfuslu Cebelitarık'ta 1300 "yerli" ve 600 mülteci Yahudi bulunmaktaydı.En 1830, sur 17 000 personnes civiles, 1300 étaient des « natifs » juifs et 600 des immigrants juifs récents.
Yahudilere göre kadının iki tür yaratılışı bulunmaktadır.Or, l'irruption des deux juifs crée le trouble parmi les habitants.