yaşaya ile cümle

yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
5
ORT. KELİME
Hollanda halk biliminde kabouterler yer altında yaşayan minik insanlardır.In Dutch folklore, kabouters are tiny people who live underground.
Prenses büyüdüğü zaman büyük bir mesafe yaşayan bir prens ile nişanlandı.When the princess grew up she was betrothed to a prince who lived at a great distance.
Tom uzun bir hayat yaşayabilirdi.Tom could've had a long life.
Tom yıllarını Boston sokaklarda yaşayarak geçirdi.Tom spent years living on the streets of Boston.
Dil yaşayan bir organizmadır.Language is a living organism.
Burada sıkıntı yaşayacağız.We're going to have trouble here.
Orada bir daha yaşayamayacağım.I won't live there ever again.
Yaşayan bir köpek ölü bir aslandan daha iyidir.A wooden bed is better than a golden coffin.
Tom, Avustralya'da yaşayan bir Kanadalı.Tom is a Canadian who lives in Australia.
Kedi insanların evlerinde yaşayan vahşi bir hayvandır.The cat is a wild animal that inhabits the homes of humans.
Yaşayan doğuş sahneleri Güney İtalya'da popülerdir.Living nativity scenes are popular in Southern Italy.
Siz gençsiniz ve sağlıklısınız ve mutlaka uzun bir hayat yaşayacaksınız.You are young and healthy and you will surely live a long life.
Umarım beklentilerinize göre yaşayabiliriz.I hope we can live up to your expectations.
Tom Mary olmadan yaşayamadı.Tom couldn't live without Mary.
Müziğim olmadan yaşayamam.I can't live without my music.
Tom'un yaşayacak evi yoktu.Tom had no house to live in.
Tom bununla yaşayamaz.Tom couldn't live with it.
Bununla yaşayabilirim.I could live with that.
Tom yaşayacak mı?Is Tom going to live?
Yaşayabiliyorken yaşa.Live while you can.
Orada yaşayamam.I can't live there.
Onunla yaşayacağım.I'll live with it.
Sanırım yaşayacağım.I guess I'll live.
Bilinen 7.097 tane yaşayan dil var.There are 7,097 known living languages.
Yaşayan bir kartpostal gibi.It's like a living postcard.
Bir aylığına amcamla yaşayacağım.I will live with my uncle for a month.
Bir yıldızda yaşayabilseydin hangisini seçerdin?If you could live in a star, which one would you pick?
Bu utançla asla yaşayamam.I'll never be able to live this down.
Alıçın olmadığı topraklarda yaşayan insanlar için çok üzgünüm.I'm so sorry for people who live in lands where there are no Mayflowers.
Burada yaşayacağıma sevindim.I'm glad I'm going to live here.
Onlar tek başlarına nasıl yaşayabilirler?How can they live with themselves?
Nerede yaşayacağıma zaten karar verdim.I've already decided where to live.
Boston'da yaşayan birini tanımıyorum.I don't know anyone who lives in Boston.
Nasıl daha uzun, daha sağlıklı yaşayabiliriz?How can we live longer, healthier lives?
Çok daha uzun yaşayamayacağım.I won't live much longer.
Tom çalıştığı yere yakın yaşayacak bir yer bulmak istiyor.Tom wants to find a place to live close to where he works.
Tom yaşayacak bir yer bulmama yardım eden kişidir.Tom is the one who helped me find a place to live.
Tom, Mary'ye yaşayacak bir yer bulmaya çalışıyor.Tom is trying to find Mary a place to live.
Eğlence için yaşayan yaratıkları öldürmemelisin.You shouldn't kill living creatures for fun.
Erkekler futbolsuz yaşayamazlar.Men can't live without football.
Erkekler futbol olmadan yaşayamazlar.Men can't live without football.
Çok para olmadan oldukça konforlu yaşayabilirsin.You can live quite comfortably with not much money.
Dev pasifik ahtapotları vahşi doğada beş yıla kadar yaşayabilir.Giant pacific octopuses can live for up to five years in the wild.
Hiçbir kadın Sami ile yaşayamaz.No woman can live with Sami.
Tom bir yaşayan efsanedir.Tom is a living legend.
Yazık, en iyi arkadaşım taşınıyor. Başka bir şehirde yaşayacak.It's a shame, my best friend is moving. He's going to live in another city.
Bu şekilde yaşayamam.I can't live this way.
Yengeç, denizde yaşayan bir hayvandır.The crab is an animal that lives at sea.
Tom'la yaşayabileceğimi sanmıyorum.I don't think I could live with Tom.
Kyoto'da yaşayan bir teyzem var.I have an aunt who lives in Kyoto.
Tom'un ailesi onun kendi başına yaşayamayacak kadar genç olduğunu düşünüyordu.Tom's parents thought that he was too young to live by himself.
Tom yaşayacak uzun zamanı olmadığını biliyor.Tom knows he hasn't got long to live.
Tom neden bizimle yaşayamıyor?Why can't Tom live with us?
Esperanto yaşayan bir dildir.Esperanto is a living language.
Tom, Paris'te yaşayan bir Amerikalıdır.Tom is an American living in Paris.
Leyla hapiste bir gün bile yaşayamazdı.Layla wouldn't survive a day in jail.
Boston'da yaşayan bir teyzem var.I have an aunt who lives in Boston.
Tom'un yaşayacak bir yer bulma konusunda yardıma ihtiyacı var.Tom needs some help finding a place to live.
Tom bir iş bulamadı ya da tek başına yaşayamadı.Tom was unable to hold a job or live by himself.
Tom'un nerede yaşayacağını düşünüyorsun?Where do you think Tom is going to live?
İlgili Sayfalar