yaşaya ile cümle
yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
Buzun içinde doğuruyorlar, ve buzun altında yaşayan Arktika morinalarıyla besleniyorlar.They give birth inside the ice, and they feed on the Arctic cod that live under the ice.
leopar foklarıyla yaşadığım gibi bir tecrübeyi bir daha yaşayacağımı sanmıyorum.I don't think I'll ever have another experience like I did with these leopard seals.
Bu kalbimin derinliklerinde yaşayan bir hikaye ve onu sizinle paylaştığım için gururluyum.It's a story that lives deep in my heart, and I'm proud to share this with you.
Ve bu kişi yaşayan bir kişi.And this is a person who is alive.
Ve bu da çocuklarınızın yaşayacağı dünya.And this is the world your children will live in.
Elit tabaka ve fanusdan evlerinde yaşayan insanlar için film yapmıyoruz.We're not doing films for the elite and the people in their glass houses.
(Müzik: Gloria Gaynor'dan "I will Survive (Yaşayacağım)") (Kahkahalar)(Music) (Laughter)
Diktatörler baskı yapmadan yaşayamaz.A dictator cannot live without the force.
Bununla yaşayabilirim.I can live with that.
Şimdi, bir sanatçı, bir kadın, bir Arap veya 2010 yılında yaşayan bir insan olarak,Now, as an artist, a woman, an Arab, or a human being living in the world in 2010,
O yüzden bu stüdyoyu kurdun. Soğuk balçığı, yaşayan, nefes alan bir kadına tercih ediyorsun.That's why you built this studio. you prefer cold clay to a living, breathing woman.
Benim gibi, küçük fakir bir ülkede yaşayabilirsiniz.You can live in a small poor country, like me.
Peki kapalı alanda yaşayan mikropların türlerini ve dağılımlarını ne etkiliyor?What determines the types and distributions of microbes indoors?
Makul reformun olmadığı, ve biz makul reformun olmadığı bir dünyada, bir gelecekte yaşayamayız.No sensible reform, and we cannot afford a world, a future, with no sensible reform.
Sonsuza dek yaşayabilseydim ne olurdu?What if I could live forever?
Yaşayan şeyleri yemiyordu.He wouldn't believe in eating living things.
Sağlıklı bir aklım olsa, sakat bir bedenle de yaşayabilirim.I rather have a healthy mind and a warped body.
" Kendimize yaşayabilmek için hikayeler anlatırız."We tell ourselves stories in order to live.
Yaşayan ve bir şeyler hakkında birbiriyle konuşan kadınlar.Two women who exist and talk to each other about stuff.
Ya işte fevkalade utanç verici bir gün yaşayabilirsiniz.Or you can just have an incredibly embarrassing day at work.
Uzun süre yaşayan şu adamı gördünüz mü?You see that guy that lived a long time?
Sıklıkla bir şehrin bir çok açıdan yaşayan bir organizmaya benzediği söylenir.It's often been said that a city is like a living organism in many ways.
Bu organizmalar tamamen kuru ortamlarda bulunabilirler. Havasız yerlerde yaşayabilirler.These organisms can be totally desiccated; they can live in a vacuum.
Bu örnekte, veri, yaşayan bir insanın tomografisi.So in this particular situation, it's a scan of a living person.
Çünkü hemen nişanlanmasaydık Yaşayamazdım. Tamam mı?Because I couldn't live if <br />I didn't get engaged immediately! <br />Will that do?
Burada mı yaşayacaksın?!You're going to live here?!
Gerçek dünyada nasıl yaşayacaksın?How will you live in the real world!
Şimdi, bugün şehirlerde yaşayan her üç insandan biri aslında bir gecekonduda yaşıyor.Now, one in three people living in cities today actually live in a slum.
İnsanları, sivrisineklerle yaşayan insanların varlığı fikrine bu şekilde getirmiştim.It really got them involved in the idea of, you know, there are people who live with mosquitos.
Bu da, girişimle esenliğin buluşmasında yaşayanlardan biri.It's another one that lives at the confluence of health and enterprise.
Aramızda, çevresel adalet toplumunda yaşayanlar kömür madenindeki kanaryalar gibi.But those of us living in environmental justice communities are the canary in the coal mine.
Bu fotoğrafta 35 yaşında. Ancak yunuslar aslında 50'li yaşlara kadar yaşayabilirler.She's 35 years old in this shot, but dolphins can actually live into their early 50s.
Gerçekten harikaydı. ama sadece ülkede yaşayanların %20'sine ulaşabildik.That was wonderful, but it covered only 20 percent of the country.
İleride bu hayvanlar sürüler halinde sahillerde yaşayacaklar.Eventually, these beasts are going to live in herds on the beaches.
Gelecekte, orada kendi başlarına yaşayabilecek hale gelmeliler.And they should survive over there, on their own, in the future.
O zaman yaşayan insanlar da bizim gibiydiler.People back then are like us today.
Ve anneler vardı, kucaklarında son anlarını yaşayan çocuklarını tutan anneler vardı.And there were mothers holding their children who had been caught in their last death throes.
Ve eğer ben Nirvana'yı bulduysam ve hâlâ hayattaysam, o zaman yaşayan herkes deAnd if I have found Nirvana and I'm still alive, then everyone who is alive can find Nirvana."
15 dakika sonra ambulans geldiğinde, onlara yaşayan bir kazazede teslim etmiştim.When the ambulance arrived 15 minutes later, I gave them over a patient who was alive.
Luwak, Asya'da palmiye ağaçlarının teperinde yaşayan bir misk kedisi türü.The luwak is an Asian Palm Civet.
Onun tapınağında yaşayacağım.And I'll live in his temple
Düşündüm de, orada onunla birlikte yaşayabiliriz. Öyle...I thought we'd live together here but...
Orada çalıştığım sürece... ...seninle birlikte yaşayamayız.If I work there, we can't live together
Ne yazık ki, bizimle yaşayamadan öldü.Unfortunately he died before we could live together
Bunu gerçekten yapacaksanız, birkaç hafta boyunca... ...bunu yaşayacaksınız.You're going to be living this for the next couple of weeks if you're doing this for real.
Sosyal gruplar halinde yaşayan hayvanlarda yavrular her zaman yetişkinlerden farklı görünür.In social groups of animals, the juveniles always look different than the adults.
Ama kuşlar aslında birer dinazordur. yaşayan birer dinazor.But birds are dinosaurs. Birds are living dinosaurs.
Ha Ni orda olmasaymış,büyük bir sorun yaşayacaktık. doğru.We would be in big trouble if Ha Ni wasn't there. True.
Ki Dong shi böyle olma. ve yeniden birlikte yaşayalım,olur mu?Ki Dong shi, don't be like that and... just come live with us again? Yes?
İnsanların tek başına yaşayamayacakları gerçektende doğru.Its really true that a person can't live all by themselves
Yani eğer akıllı malzemeler ile tasarlanmış bir dünyada yaşayacaksak onları bilmeli ve anlamalıyız.So if we are to live in a world made of smart materials, we should know and understand them.
Neyle karşılaşacağımızı bildiğimize göre bu tecrübeyi tekrar yaşayabiliriz dedik.We thought we actually could go through this again and thought we knew what we would be up against.
Ana karada yaşayanlarımız için evden uzak olmak oldukça zordu.For those who live on the mainland, it was tough being away from home.
Bitkiler yaşayan canlılar değildir. İşte mesele bu.Plants are not living creatures -- this is the point.
Ve bu 2,000 ton kütleye sahip yaşayan bir organizmadır.And this is a living organism that has a mass of at least 2,000 tons.
Hibrit demek, yarı yaşayan, yarı makine bir varlık demektir.Hybrid means it's something that's half living and half machine.
Hayallerini yaşayanlar, kazananlar, tutunanlar.The people that are living their dream are partying WlNNERS!! to attach themself too
Hayallerinizi yaşayabilirsiniz. Translated by OzgurMeteYOU CAN LlVE YOU DREAM!!!!!!
Hastanın yaşayabilmesi için yapılmak zorunda.It had to be done for the person to live.
Kimin için bu iki gitmiş iseniz, yaşayan?For who is living, if those two are gone?
İlgili Sayfalar