yaşaya ile cümle

yaşaya kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
6
HARF
3
HECE
8
ORT. KELİME
"Yaşayan canlılar yaratmak bu kadar kolaysa, neden kendimizden birkaç tane yaratmayalım?""If it's that easy to create living organisms, why not create a few yourself?"
Yaşam benzeri ve yaşayanı ayırt eden çizgi nedir?What's the dividing line between when that is lifelike and when it really is alive?
Burada üç isim rol oynadı: kodları yaşayan şeylere Barricelli benzetti.It took really three people: Barricelli had the concept of the code as a living thing;
Senden kısa yaşayacağımı sanmıyorum.Let's just say, no more than you are. Thanks, Vic. Don't wanna close my eyes
- Böyle bir şeyle yaşayamam.I'll stay and take care of it. - Well, I can't live with that sort of thing.
100 yıl yaşayacağımı tahmin ediyorum.I expect to live 100 years.
Toplumdan uzak yaşayan biri haline geldi.He became a recluse.
İnekler, kâhya insanlar olmasa yaşayamazlar-- evciller.Cows couldn't live without human stewards -- they're domesticated.
"Tanrı bu gezegenin doğasını sadece içinde biz yaşayabilelim diye yarattı"?"God designed this planet's environment just so we could live in it."
Bu bir filin içinde yaşayan küçük varlıktır.That's a little thing that lives inside an elephant.
10.000 yıl önce yaşayan atalarımız teknoloji değerlendirmesi yapabilselerdi, ne derlerdi?What would our ancestors 10,000 years ago have said if they really had technology assessment?
Bu dev kaplumbağalar 150 yıl kadar yaşayabilirThis giant tortoise could live to be 150 years old
Galapagos'ta bu sınırlı alanda yaşayan 500 kadar flamingo vardırThere are only about 500 flamingos in Galapagos limited to this rare habitat
Şimdi, eşimin yumurtası da aynı durumu yaşayacak.Now, my wife's egg is going to have the same situation.
Yaşayan bir organizma gibi ama çok karmaşık teknolojiden oluşan bir yapı olacak.It will be more like a living organism than just a collection of very complex technology.
Ve ekonomik çöküş yaşayacağımız yere gelmiş geçmiş en büyük ekonomik enjeksiyonu yaşamak üzereyiz.And rather than having economic shutdown, we're about to have the biggest economic injection ever.
Ve bunu yaşayan bir tek ben değildim.And I wasn't the only one.
"Sen o çöküş yaşayan utanç araştırmacısısın.""You're the shame researcher who had the breakdown."
Hindistanın bu bölgesinde yaşayan insanlar Kral kobraya taparlar.The people of this part of India worship the king cobra.
Çünkü bu nehirler, nehir boyunda yaşayan insanların can damarlarıdır.Because these rivers are the lifeblood of people all along their course.
Ama hala nehir boyunca, çok kötü şartlarda yaşayan milyonlarca insan var.But out on the rivers there are still millions of people who are in really bad shape.
Kısacası, yaşayan sanatı oluşturmak istedim. Hedefim buydu.'"not to be just a painter but a man as well.
Arka koltuğumda yaşayan ürkütücü bir Şerpa var.There's a creepy Sherpa living in my backseat.
Fakirlikte yaşayan insanlarsa daha da fazla, halkın altıda biri fakirlik içinde yaşıyor.There are more people in poverty, one out of six people in poverty.\
Eğer beni doğurmasaydı, hala yaşayabilirdi.If she hadn't had me, she would still be alive.
Bugün yaşayan en büyük timsahları arayıp bulup ölçmemiz gerekti.We had to find and measure the largest crocodiles living today.
Ben böyle yaşayacağım.I am going to live like that.
Sen mezuniyet gününde eğlenceli bir hayat yaşayacağını söylemiştin.You said that you are gg to live an enjoyable life at graduation day.
Çünkü bakın, DNA yaşayan şeylere ne yapması gerektiğini söyleyen ayrıntılı bir plan gibidir.Because, you see, DNA is like a blueprint that tells living things what to make.
Torunları uzakta yaşayan, karısı ve çocukları ölmüş, muzip bir duldu.He was a puckish widower whose wife and children were dead and whose grandchildren lived far away.
"Sonsuza kadar yaşayacakmış gibi öğrenin.""Learn as if you'll live forever."
Burada yaşayan milyonlarca insan kilometrelerce alana yayılmış durumda.Millions of people living here, stretched over many kilometers.
Üç yılını Nairobi'de sokaklarda yaşayarak geçirmişti çünkü ailesini AIDS'den kaybetmişti.He'd spent three years in Nairobi living on the streets because his parents had died of AlDS.
Mavi balina (Balaenoptera musculus) dünyamızda yaşayan en büyük hayvandır.Blue whales [Balaenoptera musculus] are the biggest animals ever to exist on earth.
Fakat mavi balina yaşayan en büyük şey değil.But the blue whale is not the biggest living thing.
Ve "bu büyük memeliler nasıl oldu da bu çöl ikliminde yaşayabildiler?" diye sorabilirsiniz.But you could ask, how could these large mammals live in this desert environment?
Hatalar yapacağız, zorluklar yaşayacağız.We will make mistakes, we will experience hardships.
Bebeğinizin ilk yaşayacağı evre gülümsemedir.So the first milestone that you might be looking for in your baby is a smile.
Gülümseme genelde Bebeğinizin ilk yaşayacağı evre gülümsemedir. Gülümseme geneldeRolling usually happens around four months of age.
Bebeğinizin ilk yaşayacağı evre gülümsemedir. Gülümseme geneldeAnd then babies eventually start crawling around nine months of age.
Ama savaşsız yaşayabileceğimiz bir dünyada olduğumuza beni inandırmadı. Jehane Noujaim:But it doesn't make me believe that we're in a world that can live without war yet.
Neyse, bu cehennemde yaşayacağıma kafamdaki Cenneti tercih ederim![Anyway, I'd rather have Paradise in my head than live in this hell!]
Ne zaman incinsen, etrafında daha kötüsünü yaşayanlar var.Anytime you're hurt there's one Who has it worse around
Bunların 4 basit yasaya uyması gerekir.They have to obey four simple laws.
Ve tam yoksulluk içinde yaşayanlar Asyalılarmış.And we have most who lived in absolute poverty were Asians.
Ve bu, ülkede yaşayan bütün yabancı işçilerin çocuklarını da kapsıyor.And that includes all the children of the foreign workers who are in the country.
Bu uzak geçmişin yaşayan bir kalıntısı.It's a living relic of the distant past.
Ferahla yaşayalım.May we live in happiness.
ABD'de yaşayan Afro-Amerika ile Amerikan Yerlileri ve Latin öğrencilere odaklandık.We've focused in the U.S. on African-American students as well as Native American and Latino.
Dipteki milyarda yaşayan herkes bu konuda yoğun çaba sarf ediyor.In all the societies of the bottom billion, there are intense struggles to do just that.
Hepimiz, derin denizlerde yaşayan bazı canlıların ışık saçtığını biliyoruz.We all know that some deep-sea creatures glow.
Guar, nesli tükenmekte olan ve Güneydoğu Asya'da yaşayan bir toynaklı hayvandır.The guar is an endangered Southeast Asian ungulate.
Orada yaşayan ülkeler var.So we have countries living there.
Çünkü bulaşıcı hastalıklarla uğraşırken, yaşayan sistemlerle uğraşıyoruz.Because when we're dealing with infectious diseases, we're dealing with living systems.
Yaşayan sistemlerle, evrimleşen sistemlerle uğraşıyoruz.We're dealing with living systems; we're dealing with systems that evolve.
Bu aynı zamanda bölgede yaşayan Hopi halkının... ...mağara evlerine benzer.It also looks very similar to some of the cave dwellings of the Hopi people that are in that area.
Daha küçük bir alanda nasıl yaşayabilirsiniz?So how can you live little?
Efendimiz ... sizin için yaşayamadım ... ama sizin için ölebildim ...Your Majesty... although I can't live for you, at least I can die for you...
Tahminlere göre 2050'de bizim iki katımız kadar insan şehirlerde yaşayacaktır.By 2050, it's estimated that twice the number of us are going to be living in cities.
Belki fikir ayrılığı yaşayacağız.And really -- because maybe we're going to disagree.
İlgili Sayfalar