Bu tür problemleri henüz yaşamadık.We haven't had those kinds of problems yet.
Onlarla hiç herhangi bir sorun yaşamadık.We haven't had any problems with them at all.
Uzun süredir bu tür problemleri yaşamadık.We haven't had those kinds of problems in a long time.
Orada yaşamaktan keyif aldım.I enjoyed living there.
Boston'da yaşamak hoşuma gitti.I enjoyed living in Boston.
Yüz yaşına kadar yaşamayı planlıyorum.I plan to live to be a hundred.
Tom bile Boston'da yaşamıyor.Tom doesn't even live in Boston.
Tom'un Boston'da yaşamaktan gerçekten hoşlandığını duydum.I hear that Tom really likes living in Boston.
O evde yaşamak istiyorum.I'd like to live in that house.
Tom, Mary'nin nerede yaşamak istediğini bilmiyor.Tom doesn't know where Mary wants to live.
Tom, Mary'nin nerede yaşamak istediğini bilmiyordu.Tom didn't know where Mary wanted to live.
Boston'da yaşamak istemedim.I didn't want to live in Boston.
Tom artık karısıyla yaşamıyor.Tom doesn't live with his wife anymore.
Tom yaşam desteğinden uzaklaştırıldı.Tom has been taken off life support.
Tom hiç yaşamı boyunca sıkı çalışmak zorunda kalmadı.Tom has never had to work hard in his entire life.
Maaşınla yaşamını sürdürebiliyor musun?Can you survive on your salary?
Tom ailesiyle yaşamıyor.Tom doesn't live with his family.
Kendi başıma yaşamak için ebeveynimin evinden taşındım.I moved out of my parent's house to live on my own.
Keşke babam bu olanları görebilecek kadar yaşamış olsaydı.I wish my father had lived to see this happen.
Köle olarak yaşamaktanse özgürce ölmeyi tercih ederim.I'd rather die free than live as a slave.
Yaşam standartları da gelişiyor.Living standards are also improving.
Bu risklerle yaşamak zorundayız.We have to live with these risks.
Özgür bir ülkede yaşamak istiyorum.I want to live in a free country.
Tom yaşamı tehdit etmeyen yaralanmalara sahip.Tom has non-life threatening injuries.
Bir gün daha yaşamak için savaşacağız.We'll live to fight another day.
Hiç bu kadar acı yaşamadım.I've never dealt with such pain.
Tom çok savurgan bir yaşam tarzı sürdürüyor.Tom lives a very lavish lifestyle.
Günümüzde yaşamak zorundayız.We have to live in the present.
Tom hiç güven eksikliği yaşamıyor.Tom has never lacked confidence.
Yaşam Tom için çok farklıydı.Life was very different for Tom.
Şu anda yaşamak zorundayız.We have to live in the moment.
Tom bunu söylerken bir sorun yaşamadı.Tom had no problem saying that.
Aileler birlikte yaşamalı.Families should live together.
Tom kendi yaşamı için savaşmak zorunda kaldı.Tom had to fight for his life.
Bunu daha önce hiç yaşamadık.We've never had this before.
Onu daha önce hiç yaşamadık.We've never had that before.
Yaşam normale dönüyor.Life is returning to normal.
Mary yaşama sebebimdir.Mary is my reason for living.
Bence Tom yaşamına devam etmek zorunda.I think Tom has to move on.
Hayatınızı yaşamaya başlayın.Stay calm and carry on.
Yaşamları değiştirebilirsiniz.You can change lives.
Yaşam nasıl başlıyor?How does life start?
Biz yaşamak istiyoruz.We want to live.
Ben hiç Avustralya'da yaşamamıştım.I've never lived in Australia.
Tom'un burada yaşamayı sevdiğini biliyorum.I know Tom loves living here.
Birlikte yaşamak ve hâlâ yalnız olmak mümkün mü?Is it possible to live together and yet still be alone?
Tom babasıyla birlikte yaşamaya gitmek istedi.Tom wanted to go live with his dad.
Birlikte yaşamak zorunda kaldık.We had to live together.
Tom, kırsal Avustralya'da yaşamaktan hoşlanıyordu.Tom liked living in rural Australia.
Tom, Avustralya kırsalında yaşamaktan hoşlanıyordu.Tom liked living in rural Australia.
Eğer alkol olmasa, hiç birimiz yaşamayız.If it wasn't for alcohol, none of us would exist.
Biri yaşamak için öğrenir. Biri öğrenmek için yaşamaz.One learns to live. One doesn't live to learn.
Sanki bu öğleden sonra mesih geliyormuş gibi hayatlarımızı yaşamamız gerekir.We should live our lives as though Christ were coming this afternoon.
O, bu sömürgede yaşam ve ölümün efendisidir.In this colony he is lord of life and death.
Çoğu roman ve gösteriler, tarımsal yaşam biçimini romantikleştirir.Many novels and shows romanticize the agrarian lifestyle.
Yaşam tarzımı değiştirmeye nasıl cesaret edersin!How dare you criticize my way of life!
Buralarda kimsenin yaşamadığı doğru mu?Is it true that nobody lives around here?
Onun yaşamasına izin vermemelisin.You must not let him live.
Lütfen yaşamama izin verme.Please do not let me live.
Sanırım burada yaşamaktan çok mutlu olacağız.I think we'll be very happy living here.