Yaşama maliyetleri hızla arttı.Living costs have increased rapidly.
O yaşamak için ne yapıyor?What does he do for a living?
Ondan sonra onun yaşamı daha da zorlaştı.After that his life got even tougher.
Yaşamamın bir anlamı var mı?Is there any point in me living?
Sigara olmadan yaşamak; bu benim yeni hedefimdi.Living without cigarettes; this was my new goal.
Yaşamımızın her anını düzenleyen Angkar'dı.The Angkar regulated every moment of our lives.
Yaşam bizim en büyük zenginliğimizdir.Life is our greatest wealth.
Geçen yıl Boston'da yaşamıyordum.I wasn't living in Boston last year.
Sanırım İngilizce öğrenmek için en iyi yol Amerika'da yaşamaktır.I think the best way to learn English is to live in America.
Bir gün Avrupa'da yaşamak istiyorum.I'd like to live in Europe someday.
Bu güzel bir yer ama burada yaşamak istemiyorum.This is a nice place, but i don't want to live here.
Tom Mars'ta herhangi bir yaşam olduğunu düşünmüyor.Tom doesn't think there is any life on Mars.
İnsanların yaşam beklentisi, her yıl büyüyor.People's life expectancy grows every year.
Baskıcı rejimler sonsuza dek yaşamaz.Oppressive regimes don't live forever.
Ben Helsinki'de yaşamak istiyorum.I want to live in Helsinki.
Tom, Boston'da yaşamak istemiyordu.Tom didn't want to live in Boston.
Ruslar asla Obama yönetiminin altındaki kadar kötü yaşamadı.The Russians have never lived as bad as under the Obama administration.
Tom'un yaşaması beklenmiyordu.Tom wasn't expected to live.
Yaşamak için başka bir yer bulmam gerekiyorI need to find somewhere else to live.
Ben çocuğun annesi olduğum için o benimle yaşamalı.Since I am the mother of the child, he should live with me.
Yaşam ve ölüm aynı madalyonun iki yüzüdür.Life and death are two sides of the same coin.
Biz yaşamak için bir yer bakmaya başlamak zorundayız.We have to start looking for a place to live.
Ölümden sonra yaşam olabilir mi?Might there be life after death?
Ben kampüste yaşamayı seviyorum.I love living on campus.
Yaşamak için çalış; çalışmak için yaşama!Work to live; don't live to work!
Bu ülkeyi keşfetmeyi ve bir sürü macera yaşamayı sabırsızlıkla bekliyorum.I am looking forward to exploring this country and having many adventures.
Ben Helsinki'de yaşamıyorum.I don't live in Helsinki.
Ben hiç uykuya dalmakta zorluk yaşamadım.I've never had trouble falling asleep.
O sorunu daha önce hiç yaşamadım.I've never had that problem.
Burada yaşamak istiyoruz.We want to live here.
Tom kötü bir semtte yaşamaktadır.Tom lives in a bad neighborhood.
Bilim adamları tek boynuzlu atların bir zamanlar Sibirya'da yaşamış olduğunu keşfettiler.Scientists have discovered that unicorns once lived in Siberia.
O köprüden atlayarak yaşamına son verdi.He ended his life by jumping off the bridge.
Benimle birlikte yaşamak istediğinden emin misin?Are you sure you want to live together with me?
Okumak iyi bir hayatın yaşamasında temel bir araçtır.Reading is a basic tool in the living of a good life.
Yerinde olsam onunla yaşamaya gitmem.If I were you, I wouldn't go live with him.
Tren istasyonuna çok yakın yaşamak uygundur.It's convenient to live so close to the train station.
Haftada kırk saat çalışan hiç kimse yoksulluk içinde yaşamamalı.No one who works forty hours a week should live in poverty.
Zehirli yılanlar bizim yerimizde yaşamaz.Venomous snakes don't live in our place.
Hayalim bir köyde huzur içinde yaşamaktır.My dream is to live peacefully in a village.
Hepimiz hayatı sonuna kadar yaşamalıyız.We all need to live life to the fullest.
Erkek kardeşin bu evde yaşamadı mı?Didn't your brother live in this house?
Sonsuza dek yaşamak mümkün değil.It's not possible to live forever.
Ben yaşamak için yerim.I eat to live.
Tom'un ofisini bulmakta hiçbir sorun yaşamadım.I had no trouble finding Tom's office.
Tom artık bizimle yaşamıyor.Tom doesn't live with us anymore.
Tom artık Park Street'te yaşamıyor.Tom doesn't live on Park Street anymore.
Tom'un ebeveynleri artık yaşamıyor.Tom's parents aren't living anymore.
Bütün hayvanlar, insanın dışında, yaşamın asıl işinin ondan zevk almak olduğunu biliyor.All animals, except man, know that the principal business of life is to enjoy it.
Bir mağara adamı gibi yaşamak istediğinden emin misiniz?Are you sure you want to live like a caveman?
Kontrolsüz bir yaşam sefalete yol açar.An uncontrolled life leads to misery.
Lütfen cehalet içinde yaşamaktan vazgeç.Please stop living in ignorance.
Keşke çok uzakta yaşamasan.I wish you didn't live so far away.
Ben biraz bir çadırda yaşamaya alıştım.I've kind of gotten used to living in a tent.
Belki de burada yaşamaya alışabilirim.I could probably get used to living here.
Ben burada yaşamaya alışabilirim.I could get used to living here.
Ben şehirde yaşamıyorum.I don't live in the city.
Gelmek ve burada yaşamak istiyorum.I want to come and live here.
Öyle yaşamak istiyorum.I want to live like that.
Tom artık benimle yaşamıyor.Tom no longer lives with me.