Siyasi reformlar yoksulların yaşam koşullarını iyileştirebilir.Political reforms may ameliorate the living conditions of the poor.
Yaşam koşulları zordu.Living conditions were hard.
Fairbank'ın cezaevindeki yaşam koşulları, sağlığına büyük zarar vermişti.The conditions of Fairbank's life in prison broke his health.
Aynı kaynak, Arafat'ın yaşam koşullarının durumu hiç de kolaylaştırmadığını açıkladı.The source explained that Arafat's living conditions did little to improve the situation.
Tabii ki bu durum Vedik zamanında farklıydı; çünkü o zamanki yaşam koşulları farklıydı.In part these differences in emphases occurred because their times at the University were different.
Kadınların yaşam koşullarını düzeltmek için çaba harcadı.He highlighted efforts to improve living conditions for Afghan women.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Human survival is not guaranteed.
Bu dönem içerisinde işçi sınıfının çetin yaşam koşullarını yakından tanıdı.The subject was that of the harsh reality of life in the working class.
YAŞAM KOŞULLARILlVING CONDlTIONS
Gerçek yaşam koşulları oldukça sert, hiç şakası yok!Living is pretty extreme. It's no joke.
SETimes: Askeri üste kadınlar için yaşam koşulları nasıldı?SETimes: What were the conditions on the military base where the women lived?
İki STK'ya göre, bu raporlara rağmen yaşam koşulları değişmedi.Despite the reports, living conditions did not change, according to the two NGOs.
Drago Markoviç (solda) ve Adem Mripa, Kosova’nın kuzeyindeki yaşam koşullarından bahsediyor.Drago Markovic (left) and Adem Mripa talk about life in Kosovo's north.
Bugün Hırvatistan’da vatandaşların çoğu açısından yaşam koşulları fazlasıyla zor.Currently, the standard of living in Croatia is too high for most citizens.
Limani, köyünde yaşam koşullarının çok zorlu olduğunu söylüyor.Limani says that life in his village is difficult.
Doktorlar, PTSD'nin anormal yaşam koşullarına verilmiş normal bir tepki olduğu görüşünde.Doctors explain that PTSD is a normal response to abnormal life conditions.
Fairbank'ın cezaevindeki yaşam koşulları, sağlığına büyük zarar vermişti.The conditions of Fairbank's life in prison broke his health.
Bu, genellikle bu yerlerin sıkışık ve kirli yaşam koşullarından kaynaklanıyordu.This was often due to the cramped and dirty living conditions of these places.
Bu dönem içerisinde işçi sınıfının çetin yaşam koşullarını yakından tanıdı.Darin fasste er den Begriff der Arbeiterklasse sehr weit.
Tamamen yoksullaşmada işçi sınıfının yaşam koşulları bütünüyle kötüleşir.Bis Kriegsende verschlechterten sich diese Lebensbedingungen für alle Arbeiter.
Eserlerinde Sardunya'daki zorlu yaşam koşullarını tasvir eder.In ihren Werken schildert sie das harte Leben der Sarden.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Vorstufen von Leben werden jedoch nicht ausgeschlossen.
Kadınların yaşam koşullarını düzeltmek için çaba harcadı.Elle travaille aussi à l'amélioration des conditions de vie des femmes.
Yaşam koşulları elverişli değildir.L’espérance de vie n’est pas diminuée.
Ekonomik gelişme seviyesi düşük ve halkın yaşam koşulları geriydi.En général le niveau de vie était faible, et il y avait une stagnation de l'économie.
Bu sosyal ağlar ise içinde bulunduğu yaşam koşulları tarafından ayrıştırılmamaktadır.Sa faute est ici de ne pas suivre les modèles sociaux en vigueur à l’époque.
Tamamen yoksullaşmada işçi sınıfının yaşam koşulları bütünüyle kötüleşir.Trop à l’étroit, les conditions de travail des agents devaient en outre être améliorées.
Yaşam koşulları elverişli değildir.La expectativa de vida no está disminuida.
Kadınların yaşam koşullarını düzeltmek için çaba harcadı.También, quería cambios para mejorar las condiciones de vida de la mujer.
Duyma kaybı olan insanlar için daha kaliteli bir yaşam koşullarını ve eşit hakları savunmaktadır.Apreciar a la gente que lucha por un mundo más justo y combate la discriminación.
Tamamen yoksullaşmada işçi sınıfının yaşam koşulları bütünüyle kötüleşir.Mientras tanto, el nivel de vida de las clases trabajadoras sufrió un considerable deterioro.
Yaşam koşulları zordu.Le condizioni di vita erano dure.
Kadınların yaşam koşullarını düzeltmek için çaba harcadı.Lavorò per il miglioramento della condizione femminile.
Tabii ki bu durum Vedik zamanında farklıydı; çünkü o zamanki yaşam koşulları farklıydı.Non credo che fosse perché io apparivo diverso all'epoca.
Onların yaşam koşulları acımasız ve hayatları öteki kölelerden daha kısaydı.Le loro condizioni di vita e di lavoro non erano molto diverse da quelle degli schiavi.
Bu arada Alesia kentinde yaşam koşulları günden güne daha da kötüye gidiyordu.In città intanto la situazione dei civili si andava aggravando di ora in ora.
Tabii ki bu durum Vedik zamanında farklıydı; çünkü o zamanki yaşam koşulları farklıydı.Конечно, жизнь не была одинаково хороша для всех — в то время существовало огромное социальное неравенство.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Обстоятельства жизни не установлены.
Sonraki on yıl içinde Taynoların yaşam koşulları giderek azalmıştır.За десятилетия порядки тюрьмы стали ещё мягче.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Não aceita as condições de vida.
Ağır çalışma ve yaşam koşulları yüzünden sağlığı bozuldu.As difíceis condições de vida e o trabalho constante enfraqueceram a sua saúde.
Ağır çalışma ve yaşam koşulları yüzünden sağlığı bozuldu.Door het hard labeur en het ruw klimaat ging zijn gezondheid achteruit.
Öncelikle yaşlıların yaşam koşullarını iyileştirme hedefi takip edilmektedir.Daarbij moet het welzijn van de slachtoffers voorop staan.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Standardy życia są niezadowalające.
Öncelikle yaşlıların yaşam koşullarını iyileştirme hedefi takip edilmektedir.Celem działania jest poprawa jakości życia osób starszych.
Hayvanlar en uygun şekilde beslenme ve yaşam koşullarını elde etmek için çalışırlar.Czy pacjent odżywia się odpowiednio i zachowuje odpowiedni poziom odżywienia?
Fairbank'ın cezaevindeki yaşam koşulları, sağlığına büyük zarar vermişti.Перебування у львівській в'язниці погано вплинуло на його здоров'я.
Fairbank'ın cezaevindeki yaşam koşulları, sağlığına büyük zarar vermişti.Vazba ve věznici na Pankráci mu podlomila zdraví.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Délka života není zkrácena.
Sonraki on yıl içinde Taynoların yaşam koşulları giderek azalmıştır.V dalších létech životnost semen výrazně klesá.
Bu durum doğal olarak yaşam koşullarını etkilemektedir.Problémy spojené s přírodou se nás nyní bezprostředně dotýkají.
Tabii ki bu durum Vedik zamanında farklıydı; çünkü o zamanki yaşam koşulları farklıydı.Nu și-au vorbit însă deloc în acea perioadă din cauza stilurilor de viață complet diferite pe care le aveau.
Sonraki on yıl içinde Taynoların yaşam koşulları giderek azalmıştır.În următoarele câteva săptămâni, volumul herniar diminuează.
Eserlerinde Sardunya'daki zorlu yaşam koşullarını tasvir eder.Tapasztalatairól, a szörnyű életfeltételekről írta Estação Carandiru című könyvét.
Ekonomik gelişme seviyesi düşük ve halkın yaşam koşulları geriydi.Taloudellinen tilanne on heikko ja väestön elintaso alhainen.
Bölge mimarisi ailenin yaşam koşullarına göre şekillenmiştir.Asumisaika sovitaan perheen tarpeiden mukaan.
Yaşam koşulları elverişli değildir.Happitilanne on välttävä.
Aynı kaynak, Arafat'ın yaşam koşullarının durumu hiç de kolaylaştırmadığını açıkladı.Kilden skrev videre at Arafats leveforhold gjorde lite for å forbedre situasjonen.
Bu arada Alesia kentinde yaşam koşulları günden güne daha da kötüye gidiyordu.Leveforholdene innenfor bymurene i Alesia ble stadig verre.
Duyma kaybı olan insanlar için daha kaliteli bir yaşam koşullarını ve eşit hakları savunmaktadır.Et fokusområde er å sikre like muligheter og vilkår for borgere med et handicap.