Bu, elli yıl içinde yaşadığımız en sıcak yaz.This is the hottest summer we have had in fifty years.
İki aile aynı evde yaşamaktadır.Two families live in the same house.
O, 25 yaşına kadar beş farklı ülkede yaşadı.By the age of 25, she had lived in five different countries.
Bir çekirge ve bir hayli karınca bir tarlada yaşadı.A grasshopper and many ants lived in a field.
Amerika'da günde bir dolarla yaşayabileceğini düşünüyor musun?Do you think you can live on a dollar a day in America?
Bir aydan daha fazla bir süre Nagoya'da yaşadım.I lived for more than a month in Nagoya.
150 yaşına kadar yaşamak neredeyse imkansız mı?Is it next to impossible to live to be 150?
Az sayıda kişi yüz yaşına kadar yaşar.Few people live to be one hundred years old.
Chizuko "Bir turna kuşu bin yıl yaşayabilir" dedi.Chizuko said, "A crane is supposed to live for one thousand years."
Günlük yaşantından memnun musun?Are you satisfied with your daily life?
Yakında büyük bir şehirde yaşamaya alışacaksın.You will soon be used to living in a big city.
O seni öldürmek ya da yaşamana izin vermek bana kalmış!It's up to me whether I kill you or let you live!
Sensiz yaşayamam.I can't live without you.
Polis yasadışı parkta sıkı önleme başladı.The police began a crackdown on illegal parking.
Polis suçlunun nerede yaşadığını ortaya çıkardı.The police found out where the criminal lived.
Balina denizde yaşayan çok büyük bir memelidir.The whale is a very large mammal which lives in the sea.
Evlilik yaşam şekilleri çok değişiyor.Patterns of married life are changing a lot.
Ay yaşamak için iyi bir yer değil.The moon is not a good place to live on.
Gözün ulaşabileceği kadarıyla yaşam belirtisi yoktu.As far as the eye could reach, there was no sign of life.
Kendinizi toparlamalısınız ve yaşama cesaretle katlanmalısınız.You must pull yourself together and face up to life.
Biz modern yaşamımızı elektriğe borçluyuz.We owe our modern life to electricity.
Kendisi yaşamış en cesur askerdir.He is the bravest soldier that ever lived.
O, şimdiye kadar yaşamış en cesur askerdir.He is the bravest soldier that ever lived.
Yaşa ve yaşat.Live and let live.
Sazan ve alabalık gibi balıklar tatlı suda yaşar.Such fishes as carp and trout live in fresh water.
Bir devlet okulunda dinsel eğitim yasaklandı.Religious education is prohibited at a public school.
Çok şükür, oğlum yeni okulundaki yaşama çabucak uyum sağladı.Fortunately, my son quickly adjusted to life in his new school.
İnsanlar genelde banliyölerde rahatça yaşamaktadır.People often live comfortably in the suburbs.
Onun yüksek maaşı onun konfor içinde yaşamasını sağladı.His high salary enabled him to live in comfort.
ABD'de ateşli silah satışı üzerine birkaç yasal sınırlama vardır.There are few legal constraints on the sale of firearms in the U.S.
Kral ve ailesi kraliyet sarayında yaşar.The king and his family live in the royal palace.
Onun şimdi uğruna yaşamak için hiçbir şeyi yok.Now he has nothing to live for.
Bugünlerde gittikçe daha fazla insan kır yaşantısını şehir yaşantısına tercih ediyorlar.Nowadays more and more people prefer country life to city life.
Bugünkü dünya rahat yaşamını petrole borçludur.The present world owes its convenient life to petroleum.
Bugün şimdiye kadar yaşadığım en soğuk gündür.Today's the coldest day we've ever had.
Bugün elektrik olmadan iyi bir yaşam süremeyiz.Without electricity we can't live a good life today.
Bu otuz yıl içinde yaşadığımız en sıcak yaz mevsimi.This is the hottest summer that we have had in thirty years.
Biz bu sonbaharda birkaç tayfun yaşadık.We have had few typhoons this autumn.
Bunun bizim yirmi yıl içerisinde yaşadığımız en soğuk kış olduğunu duydum.This is the coldest winter we have had in twenty years, I hear.
Bu, otuz yıl içerisinde yaşadığımız en soğuk kıştır.This is the coldest winter that we have had in thirty years.
Bu yıl çok sayıda kolera vakası yaşandı.There have been many cases of cholera this year.
Yasa şimdi kadınların erkeklerle eşit şartlarda istihdam edilmesini gerektiriyor.The law now requires women to be employed on equal terms with men.
25 ve 54 yaşları arasındaki erkekler ve kadınlar en stresli yaşamlara sahiptir.Men and women between the ages of 25 and 54 have the most stressful lives.
Son zamanlarda sıkça depremler yaşamamız beni korkutuyor.It scares me that we have frequently had earthquakes lately.
Karılar genellikle kocalardan daha uzun yaşarlar.Wives usually outlive husbands.
Dün onun evini bulmada biraz sorun yaşadım.I had some trouble finding her house yesterday.
Dün bir fırtına yaşadık.We had a storm yesterday.
Dün gece bir deprem yaşadık.We had an earthquake last night.
Sapparo'da yaşayan erkek kardeşime bir mektup göndereceğim.I will send a letter to my brother who lives in Sapporo.
Cinayet yasalara aykırı.Murder is against the law.
Oksijensiz yaşayamazsınız.You can't live without oxygen.
Çocuklar kampa gittiğinde, ilkel bir şekilde yaşamanın tadını çıkarıyorlar.When the boys go camping, they enjoy living in a primitive way.
Bob bir çocuk olduğu için Boston'da yaşadı.As a child, Bob lived in Boston.
Yaşam için çocukların kitaplarını sergilemek istiyorum.I would like to illustrate children's books for a living.
Yerinde olsam, onunla yaşamam.If I were you, I wouldn't live with him.
Yaşadığım eski evime ne oldu?What has become of my old house where I used to live?
Yaşadığım yer senin sağlığın için çok yararlı.The place I live in is very good for your health.
Yaşadığım sürece hiçbir şey istemeyeceksin.You shall want for nothing as long as I live.
Ben yaşadığım sürece hiçbir şeyin eksikliğini hissetmeyeceksin.You shall want for nothing as long as I live.
Yaşadığım sürece size yardımcı olacağım.I'll help you as long as I live.