Polis, göstericilere birçok göz yaşartıcı bomba attı.The police threw many tear-gas grenades at the protesters.
O, yasadışı hiçbir şey yapmadığını söylüyor.He says that he did nothing illegal.
O yasa dışı hiçbir şey yapmadığını söylüyor.She says she did nothing illegal.
Bir gün Roma'da yaşamak isterim.I'd like to live in Rome someday.
Yaşam bir armağandır. Onu kabul et.Life is a gift. Accept it.
Kamboçya'da yaşayacağım.I'll live in Cambodia.
Bu evde kimse yaşamıyor. Hepsi öldü.No one lives in this house. Everyone is dead.
Yaşamak için ne korkunç bir dünya!What an awful world to live in!
Her gün güzelliği yaşamak için sanatçı olmana gerek yok.You don't need to be an artist in order to experience beauty every day.
Melbourne polisi sansür yasalarını ihlal ettiği için kitapçıya baskın düzenledi.The Melbourne police raided the bookstore for violating censorship laws.
Dünya üzerindeki yaşam, Mars'ta mı başladı?Did life on Earth start on Mars?
Sen bacağında bir ağrı yaşadın, değil mi?You experienced a pain in your leg, didn't you?
Sen bacaklarında bir ağrı yaşadın, değil mi?You experienced a pain in your legs, didn't you?
Bacağında bir ağrı yaşadı.He experienced a pain in his leg.
O, bacağında bir ağrı yaşadı.She experienced a pain in her leg.
Mary bacağında bir ağrı yaşadı.Mary experienced a pain in her leg.
Biz bacağımızda bir ağrı yaşadık.We experienced a pain in our legs.
Onlar bacaklarında bir ağrı yaşadılar.They experienced a pain in their legs.
“Yaşamak dünyadaki en nadir şeydir. Birçok insan sadece var olur, hepsi bu.”"To live is the rarest thing in the world. Most people exist, that is all."
Tom ve Mary bir cep telefonu mesajı üzerine bir tartışma yaşadılar.Tom and Mary had an argument over a text message.
O, biz yaşayabilelim diye öldü.He died so that we may live.
Senin beklentilerine göre yaşamaya çalışacağım.I'll try to live up to your expectations.
Tom ebeveynlerinin beklentilerine göre yaşamak için çok çalıştı.Tom tried hard to live up to his parents' expectations.
Tom ebeveynlerinin beklentilerine göre asla yaşamayacak.Tom will never live up to his parents' expectations.
Yaşamanın maliyeti şiddetle artmıştır.The cost of living has increased drastically.
Geçmiş yaşamlarım hakkında hiçbir şey hatırlamıyorum.I don't remember anything about my past lives.
Geçmiş bir yaşamda tanıştığımızı düşünüyorum.I think I met you in a past life.
Yalanlar söyleyerek yaşamayı nasıl başardığını bilmiyorum.I do not know how she manages to live telling lies.
Bir öpücük yaşamın en değerli armağanlarından biridir.A kiss is one of life's most precious gifts.
Yaşam yalnızca bir rüyadır.Life is only a dream.
Yaşadığım yer burası.It is here where I live.
Tüketim amaçlı yasadışı kaplumbağa avcılığı hala vardır.Illegal turtle hunting for purposes of consumption is still present.
Tekrar yaşam olabilirse bir müzisyen olmak isterim.If I could live again, I would like to be a musician.
Yasayı çiğniyorsun.You're breaking the law.
Kirlilik nedeniyle balıkçılık yasaktır.Fishing is prohibited because of the pollution.
Öğretmenim, sonsuz yaşamı miras olarak almak için ne yapayım?Teacher, what shall I do to inherit eternal life?
Araplar, İslam'ın doğumdan önce Arap yarımadasının genelinde yaşadılar.The Arabs lived across the Arabian Peninsula before the birth of Islam.
Seninle yaşamak istemiyorum.I don't want to live with you.
Yıllarca İstanbul'da yaşadı. Çok iyi Türkçe konuşuyor.He lived in Istanbul for years. He speaks Turkish very well.
Bunu burada yapmak yasak.It's forbidden to do this here.
Yaşam bir zebra gibidir; beyaz şerit, siyah şerit ve en sonunda popo.Life is like a zebra; white stripe, black stripe, and the ass at the end.
Buralarda park etmek yasaktır.You're not allowed to park around here.
Tom bana Mary'nin nerede yaşadığını sordu.Tom asked me where Mary lived.
Yaşamayı sürdürmek için tek yolumuz insani dayanışmadır.Human interdependence is our only way to survive.
Bu kadar harika bir kentte yaşamayı seviyorum.I love living in this marvellous town.
Roma'da yaşamayı seviyor musun?Do you like living in Rome?
Onun hâlâ orada yaşayıp yaşamadığını bilmiyorum.I don't know if she still lives there.
Yıllar boyunca Rheinland'da yaşadım.I lived in the Rhineland for many years.
Boston'da yıllarca yaşadım.I lived in Boston many years.
Boston'da üç yıldan daha fazla yaşadım.I lived in Boston for more than three years.
Yaklaşık üç yıl Boston'da yaşadım.I lived in Boston for about three years.
Amerika Birleşik Devletleri Kongresi yasaları yapar.The United States Congress makes the laws.
Lojban Grubu ve yasa tarafından dendiği gibi, Lojban Loglana eşittir.As said by the Lojban Group and the law, Lojban is equal to Loglan.
İçinde yaşadığımız daire o kadar küçüktür ki, bizim yer eksikliğimiz var.The apartment we live in is so small that we lack space.
Yaşamak için gereken tüm ihtiyacımız hava ve su.We all need air and water to live.
Yaşam fazla kısadır.Life is too short.
Seninle aynı sorunu yaşadım.I had the same problem as you.
Geçmişte yaşamaya son vermelisin.You need to stop living in the past.
Her bekar adam yaşam için bir damattır.Every unmarried man is a groom for life.
Yasaklanmamış şeye izin verilir.What isn't forbidden is allowed.