Okyanusun yanında yaşar ama yüzemez.She lives near the ocean, but she can't swim.
Okyanusun yanında yaşar ama yüzmeyi bilmez.She lives near the ocean, but she can't swim.
Tom yaşadığımız aynı alanda yaşıyor.Tom lives in our neck of the woods.
Daha önce burada yaşadın mı?Did you live here before?
Hiç kimse yasadışı değildir.No one is illegal.
Tekerlekli sandalyede yaşamaya mahkûm.He is condemned to live on a wheelchair.
O Londra'da yaşamaktadır.She lives in London.
İnsanlar yaşarken uykudadır, öldüklerinde uyanırlar.Humans are asleep when they live, they wake up when they die.
Su olmadan bir gün bile yaşayamayız.We can not live without water, not even for one day.
Susuz bir gün daha bile yaşayamayız.We can't live even one more day without water.
Susuz bir gün daha yaşayamayız.We can't live another day without water.
Sen burada yaşamıyorsun.You aren't living here.
Arkadaşım bu evde yaşamaktadır.My friend lives in this house.
Bir amfibinin yaşam döngüsü üç aşamadan oluşur: yumurta, larva ve ergin.The life cycle of an amphibian consists of three stages: egg, larva and adult.
O, oğlunun hâlâ yaşadığına ikna olmuş.She is convinced that her son is still alive.
Ben onsuz yaşayamam.I can't live without her.
Nükleer güç yeni yasalar tarafından engellenmektedir.Nuclear power is stymied by the new laws.
Ziyaret etmek için güzel bir ülke ama orada yaşamazdım.It's a nice country to visit, but I wouldn't live there.
Nerede yaşadığını kimse bilmiyor.Nobody knows where he lives.
Senin gitmeni yasaklıyorum.I forbid you to leave.
Her nefeste yaşam benden uzaklaşıyor.Life escapes from me in every breath.
Jenny Japonca eğitimi aldığı için Japoncada sorun yaşamadı.Since Jenny had studied Japanese, she had no trouble in Japan.
O, o olmadan yaşayamaz.She can't live without him.
Onlar geri dönmemek üzere Amerika Birleşik Devletlerinde yaşamaya karar verdi.She has decided to live in the United States for good.
Marilyn'in yaşadığı yeni evi gördün mü?Have you seen the new house that Marilyn lives in?
Birbirimize güvenmezsek, birlikte yaşayamayız.If we don't trust each other, we won't be able to live together.
Bir köyde yaşardım.I used to live in a village.
Ben genç bir kızken hep sualtında yaşamak istedim.When I was a young girl, I always wanted to live underwater.
İnsanların yaşamalarını istiyorum.I want people to live.
O yasa belirsizliklerle doludur.That law is full of ambiguities.
Ben daha önce Sao Paulo'da yaşadım ama şimdi Rio'da yaşıyorum.I lived in São Paulo before, but now I live in Rio.
Onun yaşadığı otel kent merkezindedir.The hotel he's living in is downtown.
Onun yaşadığından eminim.I'm sure he's alive.
Kılıçla yaşayanlar kılıçla ölürler.Those who live by the sword die by the sword.
Evliya Çelebi 17. yüzyılda yaşamış bir Türk seyyahıdır.Evliya Celebi was a Turkish traveller who lived in the 17th century.
Genel olarak, kadınlar erkeklerden on yıl daha uzun yaşamak eğilimindedir.In general, women tend to live ten years longer than men.
Çocuklara yönelik amaçlanmış reklamı yasaklamalıyız.We should ban advertising aimed towards children.
1982 yılında bugün hala yaşadığım Atina'da doğdum.I was born in 1982 in Athens, where I still live today.
Kadınların sigara içmesi yasaktı.It used to be taboo for women to smoke.
O, bilgisayarı için yaşar.He lives for his computer.
Mary meditasyon yaparken bir beden dışı deneyim yaşadı.Mary had an out-of body experience while meditating.
Artık bu gezegende yaşamak istemiyorum.I don't want to live on this planet anymore.
Mary'nin anne ve babası büyük bir evde yaşarr.Mary's parents live in a big house.
Oliver, yeni kız arkadaşının yasadışı bir göçmen olduğunu öğrendi.Oliver found out that his new girlfriend is an illegal immigrant.
O Cardiff'te yaşar.He lives in Cardiff.
Şairler aşksız yaşayamaz.Poets cannot live without love.
Amerika'da yaşayan birçok farklı ırklarda insanlar vardır.There are people of many different races living in America.
Bu köyde güzelı bir kız yaşadı.A pretty girl lived in that village.
Eskiden yaşadığımız ev yıkıldı.The house we used to live in was torn down.
Tom onu bulduğumuzda neredeyse yaşamıyordu.Tom was barely alive when we found him.
Bu yasak bir alandır.This is a restricted area.
Senin evine yakın yaşamak istiyorum.I'd like to live near your house.
Elvis'in şu anda yaşadığına inanıyorum.I believe Elvis yet lives.
Ve ondan sonra hep mutlu yaşadılar.And they all lived happily ever after.
Onların yaşam biçimi bizimkinden farklı.Their lifestyle is different from ours.
Eğer yasayı bilen bir avukat alamıyorsanız, yargıyı bilen bir avukat alın.If you can't get a lawyer who knows the law, get one who knows the judge.
Ayda 150,000 yenle yaşayamayız.We can't live on 150,000 yen a month.
O tamamen yasaktır.That's completely verboten.
Japonya'da yaşamak çok pahalıdır.Living in Japan is very expensive.
O anahtara dokunmak senin için yasaktır.It is forbidden for you to touch that switch.