Ana içeriğe geç
Sözlük

yaşa ile cümle

yaşa kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
BU SAYFADA CÜMLE
4
HARF
2
HECE
6
ORT. KELİME
Onlar Boston'da yaşamayı planladıklarını duyurdular.They announced that they were planning to live in Boston.
Onunla birlikte yaşamanın o kadar kolay olmadığı çıktı.It turned out not to be so easy to live with him.
Onunla yaşamaya devam etmek istiyorum.I want to keep on living with him.
Kırsalda yaşamaktan hoşlanacağımı hiç düşünmemiştim.I never thought I would enjoy living in the country.
Boston'da yaşamak istemiyorum.I don't want to live in Boston.
O bizimle birlikte yaşamak için geldiğinde 12 yaşında idi.He was 12 years old when he came to live with us.
Tom yaşayacak.Tom will survive.
Latince neden bir kişinin yaşamı için önemlidir?Why is Latin important for the life of a person?
Yaşamın doğası döngüseldir.Life's nature is cyclic.
Son zamanlarda, birçok insan iyi yaşamayı zor buluyor.Recently, many people are finding it hard to make a decent living.
Yaşasın! Ben onu buldum!Hurray! I have found it!
Herhangi bir sorun yaşarsanız buraya bildirin.Please post here if you experience any problems.
Sana mutlu bir evli yaşam diliyorum!I wish you a happy married life!
Organ bağışçısı olmayı kabul edersen, birinin yaşamını kurtarmasına yardım edebilirsin.If you agree to become an organ donor, you may help save someone's life.
Erken yatan ve erken kalkan insanlar uzun süre yaşarlar.People who go to bed early and get up early live a long time.
Onlar yasaklanmış domuzu kurban etti, ve onu yemeyi reddeden herkesi öldürdüler.They sacrificed forbidden swine, and put to death all who refused to eat.
Bu, son üç yıldır yaşadığımız eski soruna benzerdir.This is the same old problem we've had the past three years.
Yaşadığın için şanslısın.You're lucky to be alive.
Ailesini terk etti ve Tahiti'de yaşamaya gitti.He left his family and went to live in Tahiti.
Tokyo gelmeden önce on yıl boyunca Osaka'da yaşadık.Before coming to Tokyo, we lived for ten years in Osaka.
Tom'un yaşayacak kendi hayatı var.Tom has his own life to live.
Birçok insan, ülkede yasadışı olarak yaşıyor.Many people are living illegally in the country.
O, karısı öldükten sonra birçok yıl daha yaşadı.After his wife died, he lived for quite a few more years.
Para olmadan yaşayamazsın.You can't survive without money.
İnsan parasız yaşayamaz.One can't survive without money.
O her birimize sonsuz yaşam için ödeme yaptı.He paid an eternal life for each one of us.
Yurtta yaşamaya alıştın mı?Have you gotten used to living in the dorm?
O, şehir merkezinde yaşamaktan hoşlanmaz.She doesn't like living downtown.
Sizden biri onun nerede yaşadığını biliyor mu?Do any of you know where he lives?
Onun nerede yaşadığını bileniniz var mı?Do any of you know where he lives?
Ben Meksika'da yaşayıp çalışıyorum.I live and work in Mexico.
Kadınların genellikle erkeklerden daha uzun yaşadığı söylenir.It's often said that women live longer than men.
Altı aydır Çin'de yaşamaktayım.I've lived in China for six months.
O, başka bir kadınla yaşamak için, karısını ve üç çocuğunu terk etti.He left his wife and his three children to live with another woman.
O uzun bir süre yaşadı.She lived for a long time.
Şehirde yaşamak taşrada yaşamaya göre gerçekten farklıdır.Living in the city is really different to living in the country.
Naoki fakirdi ve bir kulübede yaşardı.Naoki was poor and lived in a cabin.
Diş ağrısı, yaşadığım en kötü acılardan biridir.Toothache is one of the worst pains I've been through.
Büyük bir şehirde yaşamak istiyorum.I wish to live in a big city.
Onlar evli yaşamdan sıkılmış gibi görünüyorlar.It seems that they're bored of married life.
Fransa'da yaşayıp çalışıyorum.I live and work in France.
Geyik, yaşamı için kaçtı.The deer ran for its life.
Yeni yasanın % 60 oranında hava kirliliğini azaltması bekleniyor.The new law is expected to cut air pollution by 60%.
Daha anlamlı bir hayat yaşamayı öğrendim.I learnt to live a more meaningful life.
Bir evin olmadan yaşamak zor.It's hard to live without a house.
Yemek için yaşamıyorum; Yaşamak için yiyorum.I don't live to eat; I eat to live.
Bunun gibi bir kuraklığı en son 1998'de yaşadığımıza eminim.I'm sure that the last time we had a drought like this was in 1998.
Böyle yaşamak istemiyorum.I don't want to live like this.
Hayal yaşamlarımızın her kısmını etkiler.Imagination affects every part of our lives.
Berbat bir deneyim yaşadım.I had a terrible experience.
Polisler binanın içine göz yaşartıcı gaz bombaları attılar.The cops threw tear-gas bombs into the building.
Yaşam sürprizlerle doludur.Life is full of surprises.
Burada nasıl yaşayacağımızı düşünmekten başka seçeneğimiz yok.We have no choice other than thinking of how we'll live here.
Çok az sayıda insan 100 yaşına kadar yaşar.Very few people live to be 100.
Okumak, yaşamın büyük keyiflerinden biridir.Reading is one of life's great pleasures.
Bu bilgiyi ticari amaçlı kullanmak yasak.It's forbidden to use this information commercially.
Büyükannem bizimle yaşadı..My grandmother lived with us.
Bu yasal olmayan bir işlemdir.This is an illegal procedure.
Burada barış içinde yaşayabiliriz.We could live in peace here.
O, kumsalın yanında yaşar ama yüzmeyi bilmez.She lives near the beach, but she can't swim.
İlgili Sayfalar
Menü
Giriş Yap
Premium
Platform
Karanlık Mod