Yasaları uygulamak çok zordu.The laws were very difficult to enforce.
Öyle yapmak için yasal hakkım olmadığına inanıyorum.I believe I have no legal right to do so.
Başkan Grant yasa dışı bir şey yapmamıştı.President Grant had done nothing illegal.
Amerika'da yaşamanın maliyeti yükseliyordu.The cost of living in America was rising.
1862'de Kongre Homstead Yasasını geçirmişti.In 1862, Congress had passed the Homestead Act.
Kölelik Texas Cumhuriyeti'nde yasaldı.Slavery was legal in the new Republic of Texas.
On üçüncü yasa değişikliği tüm zenci köleleri serbest bıraktı.The Thirteenth Amendment freed all Negro slaves.
Yargıtay yasanın yasa dışı olduğuna karar verdi.The Supreme Court ruled that the law was illegal.
Hakim Scopes'i yasayı ihlal etmekle suçlu buldu.The judge found Scopes guilty of breaking the law.
Yaşa ve öğren.You live and learn.
Tilki ve ayı birlikte yaşadılar.The fox and the bear lived together.
O günlük yaşamından memnun mu?Is she satisfied with her daily life?
Hiç ölü doğum yaşadın mı?Have you ever had a stillbirth?
O hiç yaşadığı sorunlar hakkında sana güvendi mi?Did she ever confide in you about the problems she was having?
Bir daha orada yaşamak istemiyor.She doesn't want to live there ever again.
Italya'nın Reggio Emilia kasabasında istakozları kaynatmak yasa dışıdır.Boiling lobsters is illegal in the town of Reggio Emilia, Italy.
Savaş başladığında biz on yıl boyunca orada yaşadık.We lived there for ten years when the war began.
Benim yaşadığım yerde biz Ocak ayında kara sahibiz.Where I live, we have snow in January.
O, bu tepenin üstünde yaşar.He lives at the top of this hill.
Biz boş eğlence için yaşamıyoruz.We do not live for idle amusement.
Yaşarken tanınmayan birçok büyük düşünür ölümden sonra ünlü oldu.Many great thinkers who were unknown while alive became famous after death.
Henüz İskoçya'da yaşamıyoruz.We don't live in Scotland yet.
O bir yasayı ihlal etti.He violated a law.
Yasaklanmış kitaplar ücretsiz erişimine izin verilmeyen kitaplardır.Banned books are books to which free access is not permitted.
Para büyük bir sıkıntı: Ne onunla yaşayabilirsin ne de onsuz.Money is a big bother: you can live neither with it nor without it.
Bir tavşan gibi yüz yıl yaşamaktansa, bir kaplan gibi bir gün yaşa.Rather than live a hundred years as a rabbit, live one day as a tiger.
İstediğimiz gibi değil, yaşayabildiğimiz gibi yaşarız.We live, not as we wish to, but as we can.
Şu yaşlı avcı Kaliforniya'da yaşadı.That old trapper lived in California.
Fremont ve Sutter, California'da yaşadılar.Fremont and Sutter lived in California.
Yan dairede yaşayan kadın şu anda sosyal hizmetler için çalışıyor.The woman who lives next door is working for the Civil Service now.
Lajos, Szeged'te yaşamak istediğini söyledi.Lajos said that he wants to live in Szeged.
Lajos, üç yıl önce Szeged'de yaşamak istediğini söylemişti.Lajos said that three years ago he wanted to live in Szeged.
Bu, onların içinde yaşamış oldukları ev.That's the house they were living in.
Yaşam maddenin kapsamlı organizasyonundan başka bir şey değil.Life is but a sophisticated way of organising matter.
Küçük kız Brezilya'da yaşadı.The little girl lived in Brazil.
Sevmek yaşamın özüdür.Loving is the essence of life.
Haklarımı savunmak istemeyen bir ülkede yaşamak istemiyorum.I don't want to live in a country that doesn't want to defend my rights.
İnsan yalnız ekmekle yaşamaz.Man does not live by bread alone.
İlk adetinizi hangi yaşta yaşadınız?At what age did you have your first period?
İnsan yalnız yaşamak için yaratılmadı.Man was not made to live alone.
Biz yaşamımızdan tek bir sayfa yırtamayız ama kitabı ateşin içine atabiliriz.We cannot tear a single page from our life, but we can throw the book into the fire.
O, ona nerede yaşadığımı bilip bilmediğini sordu.She asked him if he knew where I lived.
O ona nerede yaşadığını sordu fakat o söylemeyecek kadar çok akıllıydı.She asked him where he lived, but he was too smart to tell her.
O onunla birlikte yaşamaz.She doesn't live with him.
Onun nerede yaşadığını öğrenmek için onu eve kadar izledi.She followed him home to find out where he lived.
O, bütün hayatı boyunca onunla birlikte yaşadı.She lived with him all her life.
O, küçük bir apartmanda onunla birlikte yaşar.She lives with him in a small apartment.
Onunla birlikte yaşar.She lives with him.
O onun yakınında yaşardı.She used to live near him.
O onunla yaşardı.She used to live with him.
Ben üç yıl boyunca Sasayama'da yaşadım.I lived in Sasayama for three years.
Gelişmiş yaşam şartlarına acil bir ihtiyaç var.There is an urgent need for improved living conditions.
İyi bir yasal tavsiyeye acil bir ihtiyaç vardır.There is an urgent need for good legal advice.
İklim değişikliğinin yaşamlarımızı nasıl etkileyeceğini anlamaya acil bir ihtiyaç var.There is an urgent need for understanding how climate change will affect our lives.
Sanırım nasıl yaşadığımı yeniden gözden geçirmemin zamanıdır.I think it's time for me to reconsider how I've been living.
Dünya yasalarla kurtarılmayacak.The world is not going to be saved by legislation.
Onlara harika bir hayat yaşadığımı söyle.Tell them I've had a wonderful life.
Yasal bir öpücük çalıntı olanla asla eş değerde değildir.A legal kiss will never equal a stolen one.
Yaşamak için bir haftan daha olsaydı, zamanını ne yaparak geçirirdin?If you only had one more week to live, what would you spend your time doing?
Milli parklarda avcılık yasaklanmıştır.Hunting is prohibited in national parks.