Kim gençken çalışmaya başlarsa, yaşlandıklarında cömertçe yaşarlar.Whoever starts working in their youth, gets to live lavishly when they're older.
İngiltere'deki okul yaşamı hakkında duymak ilginçti.It was interesting to hear about school life in Britain.
Artık bu nehirde yaşayan herhangi bir balık yok.There aren't any fish living in this river anymore.
Hitler Doğu Avrupa'da yaşam alanı istedi.Hitler called for lebensraum in Eastern Europe.
Neyse ki can kaybı yaşanmadı.It was lucky that nobody died.
Balina, denizde yaşayan çok büyük bir memelidir.The whale is a very large mammal who lives in the sea.
İstatistikler bizim yaşam standardımızın yüksek olduğunu gösteriyor.The statistics show that our standard of living is high.
Sanırım Beethoven, şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci.I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
Ben Beethoven'ın şimdiye kadar yaşamış en büyük besteci olduğunu düşünüyorum.I think Beethoven is the greatest composer who ever lived.
Denizde yaşayan canlıların büyük bir çeşitliliği var.There's a great variety of creatures living in the sea.
Kız kardeşler birbirleriyle ahenk içerisinde yaşadı.The sisters lived in harmony with each other.
Kız kardeşler birbirleriyle uyum içinde yaşadı.The sisters lived in harmony with each other.
Ben Roma'da yaşadım.I lived in Rome.
İngilizce, kalbimde yaşayan dildir.English is the language that dwells in my heart.
Bir kentte yaşamak istiyorum.I want to live in a town.
Küçük bir kasabada yaşamak istiyorum.I want to live in a small town.
Büyük bir kentte yaşamak isterim.I want to live in a big city.
Eğer Keçua konuşabilirsen yaşam için ne yapacaksın?What will you do for a living if you can speak Quechua?
Yaşamımı kazanmak için şarkı söylüyorum.I sing to make my living.
Ben bunun yasadışı bir taksi olduğundan şüpheleniyorum.I am suspicious that this is an illegal taxi.
Sigara satışı yasaklanmalıdır.The sale of cigarettes should be banned.
Susuz yaşam yoktur.There is no life without water.
Silah ihracatı yasaklandı.Arms export was prohibited.
İki yıldır Kassel'de yaşamaktayım ve hâlâ Herkules'e gidemedim.I've been living in Kassel for two years and still haven't been to Herkules.
Yaşamanın maliyeti hiç azalmadı.The cost of living hadn't gone down at all.
O şimdi emekli, Yves memnun ve sakin bir yaşam için sabırsızlanabilir.Now that he's retired, Yves can look forward to a contented and placid life.
Çiftliklerde ya da küçük kasabalarda yaşadılar.They lived on farms or in small towns.
Onun, Allah'ın yasalarını ihlal ettiğine inanıyorlardı.They believed it violated the laws of God.
Yaşam tarzlarından vazgeçmeyi reddettiler.They refused to give up their way of life.
Kızılderililer ile barış içinde yaşamak istediler.They wanted to live in peace with the Indians.
Onlar yaşam için yeni yollar denemek istediler.They wanted to try new ways of living.
Çok çalışmadan çok iyi yaşadılar.They lived very well without working very hard.
Meksika yasalarına uymak için söz vermek zorunda kaldılar.They had to promise to obey the laws of Mexico.
Onlar eski yaşam tarzlarından vazgeçmek istemiyordu.They did not want to give up their old ways of living.
Onlar Massachusetts'de istedikleri gibi yaşayabildiler.They were able to live as they wanted in Massachusetts.
ABD'nin her yerinde köleliği yasaklamak istediler.They wanted to ban slavery everywhere in the United States.
Sağlık sorunları yaşadı.He suffered from health problems.
Yetkililerin yasağı kaldırmasını rica etti.He asked the officials to lift the ban.
Yaşamak için çok daha uzun zamanı olmadığını biliyordu.He knew he did not have much longer to live.
Yaşamını ve işini seviyor gibi görünüyordu.He seemed to enjoy his life and his work.
Yasadışı toplantılara gitmeyin.Don't go to illegal meetings.
İngiliz Parlamentosu 1764 yılında Şeker Yasasını onayladı.In 1764, the British Parliament approved the Sugar Act.
İngilizler savaş yaparken pek çok sorun yaşadılar.The British experienced many problems fighting the war.
Britanyalılar Amerikalıların kendi yasalarını ihlal ediyor olduğuna inandı.The British believed the Americans were violating their law.
Bu, yaşam, para, ve malzemelerde çok pahalıya mal olmuştu.It had been very costly in lives, money, and supplies.
Oyların çoğu yasadışıydı.Many of the votes were illegal.
Amerikan ekonomisi bir durgunluk yaşadı.The American economy suffered a recession.
Başkan Jefferson Avrupa ile ticaret yasağını emretti.President Jefferson ordered a ban on trade with Europe.
Başkan Jefferson uzun sürecek ticaret yasağı istemiyordu.President Jefferson did not want the trade ban to last long.
Antlaşma toprak altındaki nükleer denemeleri yasaklamadı.The treaty did not ban nuclear tests under the ground.
Onun hafızası sonsuza dek yaşayacak.His memory will live forever.
Yaşadığım kasaba oldukça küçük.The town in which I live is rather small.
Kölelik orada yasal idi.Slavery was legal there.
Yaşamlarda maliyet büyüktü.The cost in lives was huge.
Yaşam koşulları zordu.Living conditions were hard.
Başkan Hayes yasa tasarısını veto etti.President Hayes vetoed the bill.
Missouri Anlaşması yasal mı?Was the Missouri Compromise legal?
Jackson sekiz yıl daha yaşadı.Jackson lived for eight more years.
Johnson yasayı tanımayı reddetti.Johnson refused to recognize the law.
Askeri yasa bazı bölgelerde ilan edildi.Military law was declared in some areas.