Ender vahşi hayvanların bu ülkeye ithalatı kesinlikle yasaklanmıştır.The importation of rare wild animals to this country is strictly prohibited.
O, okul dışında, evi olmayan, karton kutularda yaşayan insanları gördü.Outside the school, she saw people with no homes living in cardboard boxes.
Nükleer savaş bu gezegendeki yaşamı sona erdirecektir.Nuclear war will bring life on this planet to an end.
Bu kentin kuzey kesiminde daha fazla insan yaşar.More people live in the northern part of the city.
Şehirde yaşamak kırsalda yaşamaktan oldukça farklıdır.Living in the town is quite different from living in the country.
Genel olarak, kadınlar erkeklerden daha uzun yaşarlar.Generally speaking, women live longer than men.
Genel olarak konuşulursa, kadınlar erkeklerden daha uzun yaşarlar.Generally speaking, women live longer than men.
Yurt dışında yaşamaktan hiç rahatsızlık hissetmiyor musun?Don't you feel any inconvenience living abroad?
Yurt dışında yaşamak bir yabancı dili öğrenmek için en iyi yoldur.Living abroad is the best way to learn a foreign language.
Çoğumuz yabancı bir ülkede kültür şoku yaşarız.In a foreign country most of us go through culture shock.
Herkes yasadışı yabancılar karşı düşmanca bir tavır aldı.Everybody took a hostile attitude toward illegal aliens.
Eğer yurt dışında ilk yaşama deneyiminse, Kanada gidilecek iyi bir yerdir.Canada is a good place to go if it's your first experience living abroad.
Denize yakın yaşamasına rağmen o hala yüzemiyor.Despite having lived near the sea, she still cannot swim.
Bazı şirketler işçilerine yaşam boyu bir iş garanti ediyor.Some companies guarantee their workers a job for life.
Yasaya uymak zorundayız.We are bound to obey the law.
Biz yaşamımız için çalışıyoruz.We work for our living.
Yaşamak için yeriz, yemek için yaşamayız.We eat to live, not live to eat.
Yaşayabilmek için yeriz.We eat so we can live.
Biz yeriz bu yüzden yaşayabiliriz.We eat so we can live.
Yaşadığımız sürece çalışmaya devam etmeliyiz.We must continue to study as long as we live.
Temmuzdan beri burada yaşamaktayız.We've been living here since July.
Yaşamlarımız çevremiz tarafından belirlenir.Our lives are determined by our environment.
Geçmişte değil, şimdiki zamanda yaşamalısın.You must live in the present, not in the past.
Mars yaşayabileceğimiz geleceği parlak bir yer.Mars is a promising place where we may be able to live.
Mars'ta hiç yaşam işareti yok.There is no sign of life on Mars.
Bilim yaşam tarzımızı kurar.Science builds our lifestyle.
Biz yaz boyunca ülkede yaşarız.We live in the country during the summer.
Binlerce yıl önce yaşamış çoğu hayvanın şimdi nesli tükendi.Many animals that lived thousands of years ago are now extinct.
Birkaç kişi, yasayı çiğnemekle suçlandı.Several people have been accused of breaking the law.
Japonya'da birçok kuş türü yaşar.Many kinds of birds live in Japan.
Ne olursa olsun, yasalara uymalıyız.We should obey the law no matter what happens.
Ayda yaşasaydık dünya ne kadar büyük görünürdü?If we were to live on the moon, how large would the earth look?
Müzik yaşamımızı mutlu eder.Music makes our life happy.
Müzik ve sanat, yaşam zevkine çok büyük ölçüde katkıda bulunabilirler.Music and art can greatly contribute to the enjoyment of life.
Sanırım astlarıma öğüt dağıtmak zorunda olduğum yaşa ulaştım.I guess I've reached the age where I have to dispense advice to my underlings.
Kralımız çok yaşa!Long live the King!
Çevre kirliliğinin bir sonucu olarak gölde hiç bir yaşam formu mevcut değil.As a result of pollution, the lake is without any form of life.
Birçok bisiklet istasyonun önünde yasa dışı olarak park edilmektedir.A lot of bicycles are illegally parked in front of the station.
Bir istasyonun yakınında yaşamak büyük bir kolaylık.It is a great convenience to live near a station.
İngiliz hukuku 16 yaşın altındaki çocukların sigara satın almasını yasaklar.English law prohibits children under 16 from buying cigarettes.
İngilizce öğrenmek için Amerika'da yaşamaktan daha iyi bir yol olduğunu sanmıyorum.I don't think that there is any better way to learn English than by living in America.
Yağmurun yanında şiddetli rüzgarları yaşadık.Besides the rain, we experienced heavy winds.
Genel olarak konuşulursa, bir kadın bir erkekten daha uzun yaşayacaktır.Generally speaking, a woman will live longer than a man.
Genel olarak, kadınlar erkeklerden yaklaşık on yıl daha uzun yaşarlar.Generally speaking, women live longer than men by almost ten years.
İnsanlar genellikle yeni yasaya karşı.People in general are against the new law.
Tek başıma yaşamaya başladım.I began living by myself.
Yalnız yaşamaya alıştım.I got accustomed to living alone.
Doktorlar her zaman uzun süre yaşamaz.Doctors do not always live long.
Doktor maratona katılmamı yasakladı.The doctor forbade me to take part in the marathon.
Ben yasadışı otopark için 20 dolar para cezasına çarptırıldım.I was fined 20 dollars for illegal parking.
Gıda ve giysiler yaşamın gerekleridir.Food and clothes are necessities of life.
Yabancı bir kültürde yaşamaya uymak genellikle zordur.It is generally hard to adapt to living in a foreign culture.
Orada korkunç bir canavar yaşardı.A hideous monster used to live there.
Kolay yaşamak savaşçı ruhu bozdu.Easy living corrupted the warrior spirit.
Sevgi ile tek başına yaşayamazsın.You cannot live by love alone.
Yaşadığımız kadar çalışmalıyız.We must work as long as we live.
Küçük emeklilik maaşıyla yaşamak, onun için zordur.It's hard for him to live on his small pension.
Londra, yaşadığım yer, sisiyle ünlüydü.London, where I live, used to be famous for its fog.
Onun Londra'da birlikte yaşadığı insanlar beni görmeye geliyorlar.The people he is living with in London are coming to see me.
Restoranda sigara içmek yasaklandı.Smoking in the restaurant was forbidden.