Onlar basit bir yaşamdan memnun.They are satisfied with a simple life.
Onlar yakında yaşarlar.They live nearby.
Onlar mutlu bir hayat yaşadılar.They lived a happy life.
Onlar kiralık bir evde yaşamaktadırlar.They live in a rented house.
Onların yaşayacak bir evi yoktu.They had no house to live in.
Yaşayacak evleri yok.They have no house to live in.
Yaşamak için bir ev arıyorlar.They are looking for a house to live in.
Yaşam giderlerini kıssalar iyi olur.They had better cut down their living expenses.
Onlar vergi yasalarının reformundan yana.They are in favor of the reform of the tax laws.
Lüks içinde yaşarlardı.They used to live in luxury.
Onlar sürekli sel korkusu içinde yaşarlar.They live in constant dread of floods.
Onlar nehrin karşısında yaşamaktadırlar.They live across the river.
Savaş sırasında köyde yaşadılar.They lived in the countryside during the war.
Savaş sırasında kırsalda yaşadılar.They lived in the countryside during the war.
Tokyo'ya gelinceye kadar orada yaşadılar.They had lived there until they came to Tokyo.
Onlar burada yaşadılar mı?Did they live here?
Onlar barış içinde yaşadı.They lived in peace.
Onlar ayrı yaşarlar.They live apart.
Yaşamak için çok az şeyleri var.They have very little to live on.
Kongreye bir yasa tasarısı sundular.They introduced a bill in Congress.
Onlar ağaçların arasındaki şu evde yaşarlar.They live in that house among the trees.
Ölümden sonraki yaşama inanıyorlar.They believe in a life after death.
Onlar bitişikte yaşayan insanlardır.They are the people who live next door.
Onlar çok rahat bir yaşam sürüyor.They're eating high on the hog.
Bana onun nerede yaşadığını söyle.Tell me where she lives.
Onun yalnız yaşaması iyi değil.It is not good for her to live alone.
Büyükannesi seksen sekiz yaşına kadar yaşadı.Her grandmother lived to be eighty-eight years old.
Yüz yaşına kadar yaşaması olasıdır.She is likely to live to one hundred.
On yaşına gelene kadar Hiroshima'da yaşadı.She had lived in Hiroshima until she was ten.
O doksan yaşına kadar yaşadı.She lived to be ninety.
O iyi bir yaşam sağlamaktadır.She makes a good living.
Onun nerede yaşadığını merak ediyorum.I wonder where she lives.
Yalnız bir hayat yaşadı.She lived a lonely life.
Kısa sürede yaşam tarzına alıştı.She soon adjusted to his way of life.
O, Avustralya'da yaşamaya isteklidir.She is eager to live in Australia.
O, her zaman Otaru'da yaşadı.She has always lived in Otaru.
O, yıllarca orada yaşadı.She lived there for years.
Yaklaşık beş yıl orada yaşadı.She lived there about five years.
Yaşamını çalışmaya adadı.She consecrated her life to the work.
O oldukça büyük bir konakta yaşar.She lives in quite a big mansion.
O yıllarca yalnız yaşadı.She has lived alone for ages.
O, orada tek başına yaşadı.She lived there by herself.
Süt ve sebzeye dayalı yaşar.She lives on milk and vegetables.
Daha rahat bir hayat yaşamak istiyordu.She wanted to live a more relaxing life.
Bizim üstümüzde bir apartman dairesinde yaşar.She lives in an apartment above us.
O konfor içinde yaşar.She lives in comfort.
O, bir apartmanda yalnız yaşar.She lives in an apartment alone.
Bu evde tek başına yaşar.She lives in this house by herself.
Yalnız yaşamaya alışkın.She is used to living alone.
O yalnız yaşamaya alışkındır.She is used to living alone.
O, tam bizim karşımızda yaşar.She lives just across from us.
Onun yurtdışında yaşadıkları hakkında uzun zaman konuştuk.She talked long of her experiences abroad.
O, öğreterek yaşamını kazanır.She earns her living by teaching.
Onun dışarı çıkması yasaklandı.She is forbidden to go out.
O bizim bitişikte yaşadı.She lived next door to us.
Beklentilerimize uygun yaşadı.She lived up to our expectations.
O, bu kırsal yaşama yavaş yavaş alışıyor.She is getting used to this rural life by degrees.
Aslında Deal'de yaşamıyor.She doesn't actually live in Deal.
Tüm hayatı boyunca o kasabada yaşadı.She lived all her life in that town.
Teyzesiyle yaşamaya geldi.She came to live with her aunt.