25 yaşına gelinceye kadar beş farklı ülkede yaşadı.She lived in five different countries by age 25.
25'ine geldiğinde beş farklı ülkede yaşamıştı.She lived in five different countries by age 25.
İki kız kardeş çok sakince yaşadılar.The two sisters lived very quietly.
Onlar evlenmeden önce iki yıl birlikte yaşadı.They lived together for two years before they got married.
Japonya'da yaşamanın maliyeti düşüyor.The cost of living in Japan is going down.
Japonya'da ortalama yaşam süresi nedir?What is the average life span in Japan?
Japonya'da yaşamak pahalıdır.It is expensive to live in Japan.
Japonya'da yaşayan insanlar Japon ülkesi anayasasına göre hareket etmelidir.The people who live in Japan must act according to the Japanese country constitution.
Japonya'da yaşamaya gelince, şikâyet edecek bir şeyim yok.As for living in Japan, I have nothing to complain about.
Japonya'da fiyatlar yükseldi ve Tokyo yaşamak için çok pahalı.Prices have risen in Japan and Tokyo is very expensive to live in.
Japonya'nın kuzeyinde yaşayan insanlar kışın karda kayak yapmanın tadını çıkarır.The people who live in the north of Japan enjoy skiing in the winter in the snow.
Japonlar pirinç ağırlıklı yaşardı.The Japanese used to live mainly on rice.
Japonlar doğayla uyum içinde yaşarlar.The Japanese live in harmony with nature.
Japonlar ağırlıklı olarak pirince dayalı yaşarlar.The Japanese live mainly on rice.
Kapısız bir şehirde yaşamak uygunsuz olurdu diye düşünüyorum.I think that it would be inconvenient to live in a city with no door.
Bu onun yaşadığı kulübedir.This is the hut in which he lived.
Onun nerede yaşadığını bana tam olarak söyle.Tell me exactly where he lives.
Onun nerede yaşadığı hakkında hiçbir fikrim yok.I have no idea where he lives.
O başka bir söz söyleyecek kadar yaşamadı.He didn't live to say another word.
Onun nerede yaşadığı bizi ilgilendirmiyor.Where he will live doesn't interest us.
Yaşadığı yer kasabadan uzaktır.The place where he lives is far from town.
Onun yaşadığı şehri biliyor musun?Do you know the town where he lives?
Onun yaşadığını doğrulamak olanaksızdır.There is no way to confirm that he is alive.
Yaşaması konusunda hiçbir umut yokThere is no hope of his being alive.
Onun Nagano'da yaşaması gerekiyor. Tokyo İstasyonunda ne yapıyor?He's supposed to be living in Nagano. What's he doing at Tokyo station?
Onun Tokyo'da yaşayan bir erkek kardeşi var.He has a brother who lives in Tokyo.
O bana zor zamanlar yaşattı.He gave me a hard time.
Loş bir yerde yaşadı ve öldü.He lived and died in obscurity.
Onun yetersiz kazançlarıyla yaşamak zordu.It was difficult to live on his meager earnings.
Onun evini bulmada biraz sorun yaşadım.I had some trouble in finding his house.
Ailesi onun küçük geliriyle yaşamak zorunda.His family has to live on his small income.
Ben onun evlilik yaşamına hayal kırıklığına uğradım.I was disillusioned at his married life.
Onun bana yapmamı söylediği gibi yapmaktansa tek başıma yaşamayı tercih ederim.I would rather live by myself than do as he tells me to do.
Yaşadığı aşk acısının sonucunda intihar etti.His suicide came as a result of his disappointment in love.
Yaşamdaki amacı bir müzisyen olmaktı.His object in life was to become a musician.
Onun yaşamı benim ellerimde.His life is in my hands.
Sonunda gizli yaşamı açığa çıktı.His secret life came to light at last.
Onun sözü yasadır.His word is law.
O bana amcamın nerede yaşadığı sordu.He asked me where my uncle lived.
O, on yıl önce burada yaşadı.He lived here ten years ago.
O, burada bir hafta yaşadı.He has lived here for one week.
O, seksen yaşına kadar yaşadı.He lived to be eighty years old.
Onun doksan yaşına kadar yaşaması muhtemel.He is likely to live to be ninety.
O, Afrika'da iken sık sık aralarında yaşadığı insanlardan bahsederdi.He would often talk about the people he had lived among while he was in Africa.
O, malikhanesinde yaşar.He lives on his country estate.
O, şimdiye kadar yaşamış en büyük insandır.He is the greatest man who has ever lived.
O birçok kötü deneyimler yaşadı.He's had many bad experiences.
O amcasına bitişik yaşadı.He lived next to his uncle.
Halası ile birlikte yaşadı.He boarded with his aunt.
Siyasi reformlar yoksulların yaşam koşullarını iyileştirebilir.Political reforms may ameliorate the living conditions of the poor.
O şimdiye kadar yaşamış olanlar kadar büyük bir alimdir.He is as great a scholar as ever lived.
O bu sokakta yaşamaktadır.He lives on this street.
O, Shakespeare'le aynı dönemde yaşadı.He was contemporary with Shakespeare.
Ormanda yaşarken sıtmaya yakalanmış.He contracted malaria while living in the jungle.
Her zaman Tokyo'da yaşamaktadır.He's always been living in Tokyo.
O, İspanya'da yaşamış gibi görünüyor.He seems to have lived in Spain.
O, orada yalnız yaşadı.He lived there all by himself.
Şirketin yasal sahibidir.He is the lawful owner of the company.
O kadar uzun yaşamayı beklemiyordu.He did not expect to live so long.
O, hızlı bir yaşam sürüyor.He is leading a fast life.