Yağmur ormanları, günde on binlerce hektarlık bir oranda yok oluyor.The rainforests are disappearing at the rate of tens of thousands of hectares a day.
Yağmur ormanları korunmalı.Rainforests should be preserved.
Yağmur ormanları dünyaya birçok faydalar sağlar.Rainforests provide the earth with many benefits.
Yağışlı sezonun ne zaman biteceğini merak ediyorum.I wonder when the rainy season will end.
Yağışlı sezon ne zaman bitecek?When will the rainy season be over?
Gökyüzü karanlık ve gri - Tipik bir yağışlı mevsim havası.The sky is gloomy and gray - a typical rainy-season sky.
Yağlı bir cildim var.I have greasy skin.
Saçım yağlı.My hair is greasy.
Bu akşam kar yağabilir.It may snow in the evening.
Bu geceden önce iyi yağmur yağabilir.It may well rain before tonight.
O, istasyona vardığı anda yağmur yağmaya başladı.The moment he arrived at the station, it began to rain.
Evden ayrılır ayrılmaz yağmur yağmaya başladı.He had hardly left home when it began to rain.
O, evden çıkar çıkmaz yağmur yağmaya başladı.As soon as he went out of the house, it began to rain.
O, dışarı çıkar çıkmaz, yağmur yağmaya başladı.As soon as he went out, it began to rain.
O dışarı çıktığında yağmur yağmaya başladı.It began to rain when he went out.
Onun kolu yağlı tavaya dokundu.His sleeve touched the greasy pan.
O, çok miktarda un ve yağ satın aldı.He bought a lot of flour and oil.
Şiddetli yağmura rağmen dışarı çıktı.He went out in spite of the heavy rain.
Yağmurdan sırılsıklam oldu.He was drenched by the rain.
Yağmur olacağını öngördü.He predicted there would be rain.
Yağmura rağmen zamanında vardı.He arrived on time in spite of the rain.
O, yağmurda şemsiyesiz yürümeye devam etti.He went on walking in the rain without an umbrella.
O yağmurda dışarı gitti.He went out in the rain.
Durmaksızın yağmurda yürüdü.He walked on and on in the rain.
Yağışlı günler dışında o her gün yürüyerek işe gider.He goes to work on foot every day except on rainy days.
O, yağmurdan dolayı sığınak aradı.He sought shelter from the rain.
O, yağmur için hazırlıklı olarak dışarı çıktı.He went out prepared for rain.
O, yağmuru yüzünde hissetti.He felt the rain on his face.
O bir polis gördüğünde tabanları yağladı.He took to his heels when he saw a policeman.
Niçin yağmur yağdığını oğluma açıkladı.He explained to my son why it rains.
Onlar başlar başlamaz yağmur yağmaya başladı.They had hardly started when it began to rain.
Onlar yağmur duruncaya kadar veranda da bekledi.They waited on the porch until it stopped raining.
Onlar yağmurda tamamen ıslandılar.They got thoroughly wet in the rain.
Yağmurdan dolayı sığınak aradılar.They sought shelter from the rain.
Onun, Paris'e hareket ettiği gün yağmurlu idi.The day she started for Paris was rainy.
O durmadan yağmurda yürüdü.She walked on and on in the rain.
O yağmurlu bir günde okula sık sık geç kalır.She is often late for school on a rainy day.
Salata yağında balık kızarttı.She fried fish in salad oil.
Çocuğunu yağmur altında bırakmayı reddetti.She refused to let her child go out in the rain.
Yağmurda çocuklarını dışarıya göndermedi.She didn't let her children go out in the rain.
O bir miktar un ve yağ satın aldı.She bought flour and oil in quantity.
O, sadece yağsız et yedi.She ate only lean meat.
Dışarı çıkma. Çok yağmur yağıyor.Don't go outside. It's raining hard.
Genellikle burada çok kar yağmaz.As a rule, it doesn't snow much here.
Rüzgar şiddetli esiyordu ve daha da kötüsü, yağmur yağmaya başladı.The wind was blowing violently, and to make matters worse, it began raining.
Yürüyüşümüz yağmur ve rüzgar tarafından bozuldu.Our walk was spoiled by the wind and the rain.
Hokkaido'da çok kar yağar.They get a great deal of snow in Hokkaido.
Hokkaido'da çok kar yağar, değil mi?It snows a lot in Hokkaido, doesn't it?
Hokkaido'da kar yağıyor olabilir.It may be snowing in Hokkaido.
Her yıl, tropikal yağmur ormanlarından 27.000.000 dönüm imha edilir.Each year, twenty-seven million acres of the tropical rainforests are destroyed.
Mayıs ayında kar yağsa, onlara sürpriz olur.If it snowed in May, they would be surprised.
Yağmur yağsa, o gitmez.If it were to rain, he would not go.
Yarın öğleden sonra yağmur yağarsa, spor salonunda buluşuruz.If it should rain tomorrow afternoon, we will meet in the gym.
Yarın yağmur yağarsa evde kalırım.If it should rain tomorrow, I would stay home.
Eğer yarın yağmur yağarsa maç iptal edilecek.If it should rain tomorrow, the game would be called off.
Eğer yarın yağmur yağarsa, yola çıkışımı ilk iyi güne kadar erteleyeceğim.If it should rain tomorrow, I will put off my departure till the first fine day.
Yarın yağmur yağabilir, beyzbol maçı iptal edilecek.Should it rain tomorrow, the baseball game will be postponed.
İnşallah yarın yağmur yağar.I hope it rains tomorrow.
Yarın beş gündür kar yağıyor olacak.It will have been snowing for five days tomorrow.
Yarın bu saatte yağmur yağıyor olacak.It will be raining at this time tomorrow.