yıpranmış ile cümle

yıpranmış kelimesiyle kurulmuş örnek cümleler ve İngilizce çevirileri.
60
ÖRNEK CÜMLE
9
HARF
3
HECE
9
ORT. KELİME
Benim ayakkabılar yıpranmış.My shoes are worn out.
Ayakkabılar yıpranmış.The shoes are worn out.
O yıpranmış görünüyor.It seems to have worn out.
Ben bu yıpranmış halıdan kurtulmak zorunda kalacağımI will have to get rid of this worn-out carpet.
Onun paltosu yıpranmış.His overcoat is worn out.
Onun elbiseleri yıpranmış.His clothes are worn out.
O, çok çalışmaktan yıpranmıştı.She was worn out from overwork.
Onun ceketinin manşetleri kötü yıpranmış.The cuffs of his suit jacket are badly frayed.
Tom ayakkabı almalı. Onun eski ayakkabıları tamamen yıpranmış.Tom must buy a pair of shoes. His old ones are all worn out.
Tom yıpranmıştı.Tom was worn out.
Tom açıkça yıpranmış.Tom is clearly worn out.
Tom tamamen yıpranmış görünüyor.Tom was completely worn out.
Onu yıpranmış eski ve yorgun buldum.I found him worn out, old, and tired.
Halı yıpranmış ve değiştirilmesi gerekiyordu.The carpet was worn out and had to be replaced.
Biz hepimiz yıpranmışız.We're all worn out.
Ben yıpranmıştım.I was worn out.
Tom bana yıpranmış olduğunu söyledi.Tom told me he was worn out.
Lastikleriniz tamamen yıpranmış.Your tires are completely worn out.
Yıpranmış olduklarını söylediler.They said they were worn out.
Eskiliğinden ötürü Şapka "yamalı, yıpranmış ve son derece kirli" olarak görülür.Due to its age, it appears "patched and frayed and extremely dirty."
Arthur Nebe, bu dönemde Elser'in yıpranmış halinden Hans Gisevius'a seslendi.Arthur Nebe told Hans Gisevius of Elser's frayed state during this period.
Zor bir yaşam sonucu yıpranmış yüzü köylülerin çetin yaşamını sembolize eder.Her face, worn by a difficult life, is symbolic of the peasant's hard life.
Zaten yıpranmış olan Fransız ordusu, bunu duyunca iyice demoralize oldu.The Korean troops, watching him fall, were greatly demoralized.
Ancak her iki tarafın da gücü fazlasıyla yıpranmıştı.They both possess a mighty power.
Çok fazla okunduğu için sayfa köşeleri ve dış yaprakları oldukça yıpranmış ve kırışmıştır.As previously mentioned, the roof and flimsy side doors are useless.
Senin jaws Örneğin, yıpranmış veya bozukFor example, your jaws might be worn or damaged
Bir tane buldum ama epey yıpranmıştı.I found one but too worn out
Demode. Yıpranmış. Öyle değil.Have nothing to say to us, obsolete, gone -- not so.
Bunlar ne kadar yıpranmış olsa da biraz onarırsam giyilebilirler.Even these can be worn if I alter them a little.
Herkesin sinirleri yıpranmış.Everyone's nerves are worn raw.
İşinden dolayı yıpranmış olmalı diye düşündü.She thought he must just have been worn out by the work.
Çoğu zaman 10 iş günü karşılığında bize ödeme olarak yıpranmış bir peştemal veriyolar.Most of the time, they pay us in kind, a worn loincloth for 10 workdays.
Horn Silver / Argentum Cornu - yıpranmış bir klorarjirit formu, bir gümüş klorür cevheri.CaSO4 Horn Silver/Argentum Cornu – a weathered form of chlorargyrite, an ore of silver chloride.
Ancak her iki tarafın da gücü fazlasıyla yıpranmıştı.Dennoch blieben beide nach ihrer Scheidung eng befreundet.
Zor bir yaşam sonucu yıpranmış yüzü köylülerin çetin yaşamını sembolize eder.Il suo viso, dimostrazione di una vita difficile, è il simbolo della vita dura del contadino.
Benim ayakkabılar yıpranmış.Моя обувь изношена.
Arthur Nebe, bu dönemde Elser'in yıpranmış halinden Hans Gisevius'a seslendi.O Ypiranga contou com o reforço de Arthur Friedenreich naquela temporada.
Her ne kadar sonuçta aklandıysa da itibarı yıpranmıştı.Även om hon gjorde stora ansträngningar, kändes det till slut förgäves.
Her ne kadar sonuçta aklandıysa da itibarı yıpranmıştı.Все це в кінцевому підсумку зіпсувало її репутацію.
Bu defter fazlaca yıpranmış olduğundan bazı isimler okunmamaktadır.Programy vydané před tímto rozšířením dlouhé názvy zobrazit nemohou.
Her ne kadar sonuçta aklandıysa da itibarı yıpranmıştı.Lopulta hän kuitenkin epätoivoon vaipuneena jätti koko asian sikseen.
80. bölümde Doruk ölünce çok yıpranmıştır.Στην πλάκα 80, Si resucitará?
Yıkım çok büyüktü ve yıpranmıştı ...Kehancurannya sangat besar, dan lelah...
Yıkım çok büyüktü ve yıpranmıştı ...Bilo je vrlo intenzivno i vrlo umarajuće...
Bir tane buldum ama epey yıpranmıştı. Geçen gün iyi bir tane görmüştüm.J'en ai trouvé un, mais il était abîmé.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.A atas topi-berjumbai dan mantel coklat pudar dengan kerah beludru kusut berbaring atas kursi di sampingnya.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.A kopott Cilinder és kifakult barna kabátot, ráncos bársony gallérral feküdt volt, hol nem szék mellé.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.A sliten topp-hatt och en blek brun överrock med en skrynklig sammetskrage låg på en stolen bredvid honom.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.En flosset top-hat og en falmet brun overfrakke med et rynket fløjlskrave lå på en stol ved siden af ​​ham.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.닳은 최고의 모자와 주름 벨벳 칼라있는 어두운 갈색 외투는시하다 그 옆에 의자.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.Một sờn trên mũ và áo khoác màu nâu nhạt dần với một cổ áo nhung nhăn nằm trên một ghế bên cạnh anh ta.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.Roztřepený top-hat a vybledlé hnědé kabát se sametovým límcem vrásčitou ležel na základě židli vedle něj.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.Потертий циліндр і вицвілих коричневих пальто зі зморщеним оксамитовим коміром лежав на стілець поруч з ним.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.Потертый цилиндр и выцветших коричневых пальто со сморщенным бархатным воротником лежал на стул рядом с ним.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.Протрит отгоре шапка и избеляла кафяво палто с набръчкана яка кадифе легна върху председател до него.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.בלוי העליונה כובע מעיל חום דהוי עם צווארון קטיפה מקומט מונח על כיסא לידו.
Bir yıpranmış üst şapka ve buruşuk kadife yakalı bir soluk kahverengi palto üzerine yattı yanına sandalye.彼の横にある椅子。 私と同じように完全に、見て、彼を救う男の驚くべき何もなかった
Bunlar ne kadar yıpranmış olsa da biraz onarırsam giyilebilirler.Todavía se puede usar si la arreglo un poco.
‹‹ ‹Bütün bunları yaparken yüreğin ne kadar yıpranmış› diyor Egemen RAB, ‹Yüzsüz bir fahişe gibi davrandın!Kako ti omedleva srce, govori Gospod Jehova, ko vse to počenjaš, delo razuzdane nečistnice,
‹‹ ‹Bütün bunları yaparken yüreğin ne kadar yıpranmış› diyor Egemen RAB, ‹Yüzsüz bir fahişe gibi davrandın!나 주 여호와가 말하노라 네가 이 모든 일을 행하니 이는 방자한 음부의 행위라 네 마음이 어찌 그리 약한지

İlgili Sayfalar